<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Sağlık</title>
         <link>https://www.bhaber.com.tr/saglik/</link>
         <description>En güncel {kategoribaslik} Haberleri.Son dakika {kategoribaslik} haberlerini buradan takip edebilirsiniz. En son {kategoribaslik} haberleri anında burada.</description><item>
			<title><![CDATA[Kilolalarından kurtulmak için gitti, karnından 3,5 kilo kist çıktı]]></title>
			<description><![CDATA[Kilolarından kurtulmak için hastaneye başvuran liseli gencin karın boşluğunda 30 santimetre genişliğinde ve 3,5 kilo ağırlığındaki kist çıktı. Kist ameliyatla çıkarıldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Lise öğrencisi B.Ö., fazla kilolarından kurtulmak için hastaneye başvurdu. Doktorların yaptığı tetkikler sırasında çekilen ultrasonda 14 yaşındaki B.Ö.’nün karın boşluğunda büyük bir kist tespit edildi. 3,5 KİLO AĞIRLIĞINDA İzzet Baysal Devlet Hastanesi Köroğlu Ünitesi’nde Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doktor Metin Tahaoğlu tarafından yapılan operasyonla, B.Ö.’nün karnındaki 30 santim genişliğinde 3,5 kilo ağırlığında olan kist başarılı bir ameliyatla çıkarıldı. B.Ö., 3 günlük tedavisinin ardından taburcu edildi.

GENELLİKLE YAVAŞ BÜYÜR

Hastasının fazla kilolarından kurtulmak amacıyla geldiği hastanede karın boşluğunda kist belirlendiğini ifade eden Tahaoğlu, “Bu tür kistlere mezenterik kist diyoruz. Bu tür kistlerin neden oluştuğu belli değil. Genellikle yavaş yavaş büyür ve belli olmaz. Genç hastamız da biraz kilolu olduğu için kist gizlenmiş. Başarılı bir ameliyatla kisti çıkardık ve hastamız tedavisinin ardından taburcu oldu. Sağlık durumu çok iyi” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kilolalarindan-kurtulmak-icin-gitti-karnindan-3-5-kilo-kist-cikti-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kilolalarindan-kurtulmak-icin-gitti-karnindan-3-5-kilo-kist-cikti-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kilolalarindan-kurtulmak-icin-gitti-karnindan-3-5-kilo-kist-cikti-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kilolalarindan-kurtulmak-icin-gitti-karnindan-3-5-kilo-kist-cikti-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/kilolalarindan-kurtulmak-icin-gitti-karnindan-3-5-kilo-kist-cikti/11107/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[100'den fazla çocuk öldü, ülke alarma geçti]]></title>
			<description><![CDATA[Bangladeş'te hükümet, kısa süre içerisinde kızamık olduğundan şüphelenilen 100'den fazla çocuğun hayatını kaybetmesinin ardından acil aşılama kampanyası başlatılmasına karar verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dakka hükümeti, kızamık şüphesiyle çocuk ölümlerinin artmasının ardından harekete geçti. Hükümet ile Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Küresel Aşı ve Bağışıklama İttifakı'na (GAVİ) ortaklığındaki çalışmada, aşılanma süreci 5 Nisan'da başlatıldı. 6 AY İLE 5 YAŞ ARASINDA YAYGIN Şimdilik yüksek riskli 18 bölgesindeki 6 ay ile 5 yaş arası çocukların aşılandığı kampanyanın gelecek ay itibarıyla ülke geneline yayılması planlanıyor. Bangladeş'in resmi verilerine göre, ülkede 15 Mart'tan bu yana 7 bin 500 şüpheli vakadan 900'den fazlasının kızamık olduğu doğrulandı.

Bangladeş Sağlık ve Aile Refahı Bakanlığından 5 Nisan'da yapılan açıklamada da kızamık şüphesiyle 113 çocuğun ve kızamık olduğu doğrulanan 17 çocuğun hayatını kaybettiği bilgisi paylaşılmıştı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/100-den-fazla-cocuk-oldu-ulke-alarma-gecti-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/100-den-fazla-cocuk-oldu-ulke-alarma-gecti-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/100-den-fazla-cocuk-oldu-ulke-alarma-gecti-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/100-den-fazla-cocuk-oldu-ulke-alarma-gecti-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/100-den-fazla-cocuk-oldu-ulke-alarma-gecti/11106/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Erkeklerde kelliğe neden olan içecekler açıklandı]]></title>
			<description><![CDATA[Erkeklerde kellik sorununu tetikleyen içecekler ortaya çıktı. Yapılan son araştırmalar, özellikle bazı içeceklerin kellik üzerinde önemli rol oynadığını gösterdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzmanlar, erkeklerde kellik ve saç dökülmesini hızlandıran bazı içeceklerin belirgin etkisini ortaya çıkardı. Özellikle düzenli olarak tüketilen belirli içeceklerin, saç foliküllerini olumsuz etkileyerek saç dökülmesi riskini artırabileceği tespit edildi. Peki, hangi içecekler kelliğe yol açıyor?

İşte o liste... ALKOL Aşırı alkol tüketimi, saç dökülmesini tetikleyen önemli faktörlerden biri. Fazla alkol, vücudun gerekli vitamin ve mineralleri emmesini zorlaştırır.

Bu da saç köklerini zayıflatır ve sağlıklı saç büyümesini engeller. KAHVE Her gün milyonlarca kişinin tükettiği kahve, aşırı tüketildiğinde erkeklerde saç dökülmesi riskini artırabiliyor. Bazı araştırmalar, fazla kahve tüketiminin bu konuda olumsuz etki yarattığını gösteriyor.

YEŞİL ÇAY Antioksidan açısından zengin olmasıyla bilinen yeşil çay bile aşırı tüketildiğinde sorun yaratabiliyor. Özellikle çok sıcak içilen çayların düzenli ve fazla tüketimi, saç dökülmesini tetikleyebiliyor. ŞEKERLİ İÇECEKLER Gazlı içecekler, meyve suları ve diğer şekerli içecekler de saç sağlığı için risk taşıyor.

Yüksek şeker içeriği, hormon dengesini bozarak dolaylı yoldan saç dökülmesine katkıda bulunabiliyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erkeklerde-kellige-neden-olan-icecekler-aciklandi-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erkeklerde-kellige-neden-olan-icecekler-aciklandi-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erkeklerde-kellige-neden-olan-icecekler-aciklandi-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erkeklerde-kellige-neden-olan-icecekler-aciklandi-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/erkeklerde-kellige-neden-olan-icecekler-aciklandi/11105/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Midenizi böyle koruyun]]></title>
			<description><![CDATA[Modern yaşamla birlikte artan hazır gıda tüketimi, stres ve düzensiz uyku gibi faktörler genç-yaşlı herkeste mide şikâyetlerini artırıyor. İşte dikkat etmeniz gereken noktalar.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sindirim sisteminde birçok önemli görevi olan mide en hassas organlardan biri olarak bilinir. Zira beslenmeden strese birçok faktör bağırsaklar kadar mideyi de olumsuz etkiler. Dolayısıyla mide sağlığı için yaşam tarzı değişikliklerinin önemine değinen Gastroenteroloji Uzmanı Prof.

Dr. Resul Kahraman, bu konuda bilinmesi gerekenleri şöyle anlattı: Mevsim geçişleri sorun yaratır Mevsim geçişleri, bağışıklık sistemi ve hormon dengesini etkileyerek mide şikâyetlerini artırabilir. Bunun bir nedeni de sirkadiyen ritimdir; biyolojik saat, uyku-uyanıklık döngüsü ve hormon salınımını düzenler.

Gün ışığı ve mevsim değişiklikleri ritmi etkileyerek kortizol ve melatonin dengesini bozabilir, bu da mide asidi üretimi ve sindirimi etkileyerek hazımsızlık ve mide yanmasına yol açabilir. Hızlı ulaşılan gıdalar yavaş yavaş hasta ediyor Hazır ve paketli gıdalar hızlı ve kolay ulaşılabilir, bu yüzden sık tüketimi cazip görünür. Ancak yüksek tuz, katkı maddesi, trans yağ ve rafine karbonhidrat içerikleri, mide asidini artırarak mukozaya zarar verebilir ve gastrit, reflü hatta kanser gibi mide sorunları riskini yükseltebilir.

Bu nedenle cips, hazır çorba, asitli içecek, noodle, dondurulmuş pizza, paketli tatlılar, şekerlemeler ve hazır soslardan uzak durulmalıdır. Tatlandırıcı içeren gıdalar da tüketilmemelidir. Mide kanseri yaşı giderek düşüyor Gastrit, reflü, ülser ve mide kanseri artık sadece ileri yaşlarda değil, gençlerde de sık görülüyor.

Sindirim sağlığı bozulduğunda aynı zamanda bağırsak florası, karaciğer, pankreas ve kalp-damar sağlığı da olumsuz etkilenir. Bu nedenle sağlığı tehdit eden yanlış beslenme alışkanlıklarından, sigara ve alkolden vazgeçilmelidir. Mide mikrobu neden yaygın?

Mide mikrobu olarak bilinen Helicobacter Pylori de yaygın bir sorun. Gastrit ve ülsere yol açabilir. Hijyen koşullarının yetersiz olduğu ortamlarda, ortak kullanılan eşyalar ve gıdalar aracılığıyla bulaşabilir.

Uygun antibiyotik tedavisiyle tamamen ortadan kaldırılabilir. Korunmak için elleri düzenli yıkamak, temiz ve güvenilir gıdalar tüketmek ve ortak çatal-kaşık ile bardak kullanımından kaçınmak önemlidir. 40 yaşından sonra endoskopi şart 40 yaş üstü kişiler, mide şikâyeti olanlar, ailesinde mide kanseri öyküsü bulunanlar, Helicobacter pylori geçirenler ve uzun süre mide ilacı kullananlar düzenli kontrol yaptırmalıdır. 40 yaş sonrası polip riski artabildiği için mide şikâyeti olanların doktor değerlendirmesiyle gecikmeden endoskopi yaptırması önerilir. Şikâyeti olmayan kişilere ise 45 yaşından sonra değerlendirme amacıyla bir kez endoskopi yapılabilir.

Sonuçlara göre takip sıklığını doktor belirler ve risk yoksa 5–6 yıl sonra tekrar değerlendirme yeterli olabilir. SİNDİRİM SORUNLARI Günde 1 çay kaşığı tuzu aşmayın Aşırı tuz tüketimi gastrit ve mide kanseri riskini artırabilir; mide mukozasını zayıflatarak duvarın tahriş olmasına ve zararlı bakterilerin yerleşmesine zemin hazırlar. Günlük tuz alımını sınırlamak ve doğal, işlenmemiş besinleri tercih etmek önemlidir.

Günlük tuz tüketimi, toplamda (yani yemeklere eklenenin dışında ekmek, zeytin, peynir gibi gıdalardaki tuz da dahil) yaklaşık 1 çay kaşığı kadar olmalıdır. Aynı saatte uyuyun Düzenli uyku, vücudun ve sindirim sisteminin kendini yenilemesini sağlar. Bu nedenle her gün aynı saatlerde uyumak ve yeterli uyku almak mide sağlığını da korur.

Yatmadan 3 saat önce yemek yemeyi bırakın Düzensiz ve yetersiz uyku hormonal dengeyi bozarak mide asidini artırır ve reflü riskini yükseltir. Gece geç saatlerde yemek yememek ve yatmadan en az 3 saat önce beslenmeyi bırakmak önemlidir. 15 dakikalık yürüyüşle stresinizi azaltın Yoğun stres mide asidini artırarak gastrit, reflü, mide yanması, karın ağrısı, şişkinlik ve hazımsızlık gibi şikâyetlere yol açabilir. Yemek yiyince şikâyetler daha da belirgin hâle gelebilir.

Yemeklerden sonra yapılan yaklaşık 15 dakikalık hafif tempolu yürüyüş; mideyi rahatlatmaya yardımcı olur, gaz, şişkinlik, yanma hissini azaltabilir. Tercihiniz doğaldan yana olsun Bahar mevsiminde taze sebzeler ve meyveler, sindirim sistemi ve bağışıklık için büyük önem taşır. Kuşkonmaz, brokoli, kabak, havuç, roka, marul, semizotu, bezelye ve taze fasulye gibi sebzeler lif açısından zengindir ve sindirimi destekler.

Domates ve salatalık ise yemeklere ve salatalara eklenerek mideyi yormadan besleyici bir katkı sağlar. Meyvelerden çilek, yeşil erik ve çağla (taze badem) içerdikleri C vitaminiyle bağışıklığı güçlendirir. Önemli ipuçları Doğal ve ev yapımı gıdalara yönelmek mide için de en sağlıklısıdır… - Yoğurt ve ayran gibi probiyotikler mide asidini dengeler ve bağırsaktaki yararlı bakterileri destekler. - Zeytinyağlı sebze yemekleri, mercimek ya da sebze çorbaları, taze salatalar ile haşlanmış veya fırında pişirilmiş et ve tavuk yemekleri mideyi yormayan seçeneklerdir.

Haşlanmış patates ve kompostolar da sindirimi kolaylaştırır. - Izgara somon veya levrek ise omega-3 açısından zengin ve mideyi yormayan seçeneklerdir. - Gün boyunca 1,5–2 litre su tüketmek mideyi rahatlatır. 1 bardak suya yarım çay kaşığı kimyon ekleyerek tüketmek mideyi yatıştırır. - Maden suyu ve ayran da sindirimi kolaylaştırır. - Günde 2–3 fincan nane çayını, 1–2 fincan rezene çayını ya da 1–2 fincan yeşil çayı yemeklerden en az 30 dakika sonra tüketmek mideyi rahatlatır. - Yiyecekleri iyi çiğnemek ve aşırı sıcak, çok soğuk veya yağlı yiyeceklerden kaçınmak da mideyi korur.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/midenizi-boyle-koruyun-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/midenizi-boyle-koruyun-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/midenizi-boyle-koruyun-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/midenizi-boyle-koruyun-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/midenizi-boyle-koruyun/11104/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gece tuvalete kalkmak bu hastalığın ilk belirtisi olabilir]]></title>
			<description><![CDATA[Özellikle 40 yaş sonrası erkeklerde görülen gün içinde sık tuvalete gitme ihtiyacı, gece uykudan uyandıran idrar hissi ve idrar yaparken zorlanma gibi şikayetlerin çoğu zaman basit bir sorun veya yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görüldüğünü söyleyen Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Onur Danacıoğlu, ...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Onur Danacıoğlu, iyi huylu prostat büyümesinin erken belirtilerine dikkat çekerek hastaların modern tedavi yöntemleriyle eski yaşam konforuna kavuşabileceği uyarısında bulundu. ‘SIK İDRARA ÇIKMANIN ALTINDA FARKLI NEDENLER VAR’ Erkeklerde özellikle 40 yaş sonrasında sık idrara çıkma şikayetinin yaygınlaştığını belirten Doç.

Dr. Danacıoğlu, “Hastalarımız genellikle gündüz sık tuvalete gitme, gece birkaç kez idrara kalkma, idrar akımında zayıflama ve mesanenin tam boşalmadığı hissiyle başvuruyor. Bu şikayetler yalnızca prostatla sınırlı değil.

Kontrolsüz diyabet, aşırı sıvı tüketimi, kafeinli içecekler ve aşırı aktif mesane gibi farklı nedenler de bu tabloya yol açabiliyor” ifadelerini kullandı. ‘EN SIK NEDEN İYİ HUYLU PROSTAT BÜYÜMESİ’ Orta yaş ve üzerindeki erkeklerde en önemli nedenlerden birinin iyi huylu prostat büyümesi olduğunu aktaran Doç. Dr. Danacıoğlu, “Prostat bezi mesanenin hemen altında yer alır ve idrar kanalını çevreler.

Yaş ilerledikçe büyüyen prostat dokusu idrar kanalını daraltarak idrar yapmayı zorlaştırır” dedi. Doç. Dr.

Danacıoğlu, bu durumun zamanla sık idrara çıkma, gece uyanma, kesik kesik idrar yapma ve tam boşalamama hissine yol açtığını belirtti. Günümüzde prostat tedavisinde modern yöntemlerin ön plana çıktığını ifade eden Doç. Dr.

Danacıoğlu, “HoLEP (HolmiumLazer Prostat Enükleasyonu) yöntemi öne çıkan tekniklerden biridir. Bu yöntemde büyümüş prostat dokusunu lazer yardımıyla kapalı şekilde herhangi bir açık ameliyat kesisi yapılmadan, idrar kanalından endoskopik olarak gerçekleştiriliyor. HoLEP yönteminin en önemli avantajlarından biri prostat dokusunun tamamen temizlenebilmesidir.

Bu sayede idrar akımı belirgin şekilde düzeliyor ve şikayetler büyük oranda ortadan kalkıyor. Ayrıca bu yöntem büyük prostatlarda da uygulanabiliyor. Hastanede kalış süresi de azalırken, hastalarımız hızlı bir şekilde günlük yaşamlarına dönebilir.

Uzun vadeli başarı oranı da oldukça yüksekken, tekrar ameliyat ihtiyacı oldukça düşük bir yöntem” dedi. ‘BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN’ Sık idrara çıkma ve idrar yapma zorluğu gibi şikayetlerin prostat büyümesinin erken belirtileri olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Danacıoğlu, bu tür durumlarda zaman kaybetmeden bir üroloji uzmanına başvurulması gerektiğini belirtti.

Erken tanı ve doğru tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini ifade ederek sözlerini tamamladı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gece-tuvalete-kalkmak-bu-hastaligin-ilk-belirtisi-olabilir-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gece-tuvalete-kalkmak-bu-hastaligin-ilk-belirtisi-olabilir-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gece-tuvalete-kalkmak-bu-hastaligin-ilk-belirtisi-olabilir-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gece-tuvalete-kalkmak-bu-hastaligin-ilk-belirtisi-olabilir-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/gece-tuvalete-kalkmak-bu-hastaligin-ilk-belirtisi-olabilir/11103/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İlk kez anne olacaklar için yeni uygulama! Üç ay sürecek]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "'Her Gebeye Ebe' uygulamamızla ilk gebeliğini yaşayan bütün anne adaylarımıza, takibi nerede yapılırsa yapılsın hamileliklerinin son üç ayında birebir ebe tahsis ediyoruz" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Konya'da düzenlenen İlk Adım Ebe Gebe Okulu Aile Buluşması'nda konuştu. Selçuklu Kongre Merkezi'nde gerçekleşen etkinlikte Memişoğlu, "Bugün açılışı gerçekleştirilen İlk Adım Ebe Gebe Okulumuz, bu süreçte yaşanan endişeleri şefkate, bilgiye ve güvene dönüştüren bir merkezdir. Biz istiyoruz ki anne adaylarımız gebeliğin başlangıcından bebeğini kucağına aldığı zamana kadar olan tüm süreçte asla yalnız kalmasın, ne ile karşılaşacağını bilsin ve bu güzel duyguyu huzurla yaşasın" ifadelerini kullandı.

HER GEBEYE EBE UYGULAMASI

Memişoğlu, "Özellikle 'Her Gebeye Ebe' uygulamamızla ilk gebeliğini yaşayan bütün anne adaylarımıza, takibi nerede yapılırsa yapılsın hamileliklerinin son üç ayında birebir ebe tahsis ediyoruz. İster özel muayenesinde olsun, ister üniversitede olsun, son 3 ayında ilk hamileliğini yaşayan anne adayımıza ebe tahsis ediliyor" dedi. Memişoğlu, gebelere yönelik eğitim ve destek faaliyetlerinin merkezinde ebelerin yer aldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:"Bir anne adayı hekimine ve ebesine güvenirse ve o güven bağıyla yola çıkarsa süreç çok daha sağlıklı ilerlemektedir. Biliyorsunuz, bizim medeniyetimizde ebelik neslin devamını sağlayan mübarek bir vazifedir. Osmanlı dönemine baktığımızda ebelerimizin toplum içinde ne kadar büyük bir hürmet gördüğünü anlarız. O dönemde ebelerimiz ellerinde bir 'asa' taşırlardı. Bu asa bir mesleki kimlik, bilgelik, otorite ve şifa sembolüydü. Ebelerimiz sadece doğum anında değil, gebelikte, lohusalıkta, anne ve bebek bakımında o engin bilgelikleriyle ailelerimizin hep en yakınında olurlardı. İşte bugün, Sağlık Bakanlığı olarak yaptığımız düzenlemelerle, ebelerimize vazifelerinin o kadim kutsiyetini yeniden kazandırıyoruz."Sezaryenin, normal doğumun tıbben mümkün olmadığı ya da anne ve bebek sağlığının risk altında olduğu durumlarda hekim kararıyla başvurulması gereken ciddi bir ameliyat olduğunu ifade eden Memişoğlu, Türkiye'de tıbbi açıdan gerekli olmayan sezaryen oranlarının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyledi. "TIBBİ ZORUNLULUK OLMADIKÇA...." Memişoğlu, normal doğumun, annenin hızlı iyileşmesi, doğum sonrası sürecin sağlıklı ilerlemesi, emzirmenin erken başlaması ve anne-bebek bağının daha güçlü kurulması açısından önemli avantajlar sunduğunu anlatarak, şunları kaydetti:"Normal doğum bebekler açısından da dış dünyaya uyum, bağışıklık sisteminin gelişimi ve hayata daha sağlıklı bir başlangıç bakımından çok kıymetli katkılar sağlamaktadır. Biz Sağlık Bakanlığı olarak vatandaşlarımızın sağlığı için neyin daha yararlı olduğunu açıkça belirtmekle mükellefiz. Bizim görevimiz; anne adaylarımızı ve aileleri bilimsel gerçekler ışığında bilinçlendirmek, onlara bu özel anlarının her adımında şefkatle destek olmak ve tıbbi açıdan faydalı olanı net bir şekilde ortaya koymaktır. Elbette nihai karar anne adaylarımıza aittir. Ancak kararı verirken 'Bunun artısı budur, eksisi de bu' gerçeğini bilmelerini sağlamak bizim en asli sorumluluğumuzdur. Biz diyoruz ki, tıbbi bir zorunluluk olmadıkça hiçbir anne adayımız cerrahi müdahaleye, enfeksiyon risklerine ve uzun iyileşme süreçlerine maruz kalmasın. Bebeklerimiz de dünyaya ilk adımlarını atarken fizyolojik olanın onlara sunduğu güçlü bağışıklık sisteminden mahrum kalmasınlar."

KADİM KUTSİYETİ YENİDEN KAZANDIRIYORUZ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayelerinde "Normal Doğum Eylem Planı"nın hayata geçirildiğini hatırlatan Memişoğlu, bu plan ile anne adayları ve aileleri doğru bilgiyle güçlendirmeyi ve "kaygılardan uzak bir doğum" tecrübesinin önünü açmayı amaçladıklarını bildirdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ilk-kez-anne-olacaklar-icin-yeni-uygulama-uc-ay-surecek-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ilk-kez-anne-olacaklar-icin-yeni-uygulama-uc-ay-surecek-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ilk-kez-anne-olacaklar-icin-yeni-uygulama-uc-ay-surecek-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ilk-kez-anne-olacaklar-icin-yeni-uygulama-uc-ay-surecek-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/ilk-kez-anne-olacaklar-icin-yeni-uygulama-uc-ay-surecek/11102/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Göbek yağları beyin için de tehlikeli]]></title>
			<description><![CDATA[Göbekli olmak sadece estetik bir sorun değil. En çok kalp damar ve karaciğer sağlığını bozuyor. Pek bilinmiyor ama hafıza için de risk oluşturuyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bel çevresinin geniş olması yani göbek bölgesindeki yağlanma ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Zamanla kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, uyku apnesi ve bağırsak, pankreas gibi bazı kanser türlerine yol açabildiği artık biliniyor. Tabii etkileri bu kadarla da sınırlı kalmıyor, yeni bilimsel araştırmalara göre beyne de zarar verebiliyor. ‘’Çalışmalar, karın içi yağlarının beyin küçülmesine neden olabileceğini ve zihinsel performansa zarar verebileceğini gösteriyor’’ diyen Nöroloji Uzmanı Prof.

Dr. Derya Uludüz, bu konuda önemli bilgiler verdi… Viseral yağ nedir? Viseral yağ, karın içinde organların etrafını saran derin yağ dokusudur.

Bu yağ türü sadece depolama yapmaz, aktif olarak zararlı maddeler üretir. Cilt altındaki yağdan farklı olarak, viseral yağ metabolik olarak çok aktiftir ve iltihap artırıcı maddeler salgılar. Bu durum hem damarları hem de beyni etkiler.

Karın çevresindeki yağ dokusu, kan-beyin bariyerinin zayıflamasına da neden olabilir. Kan-beyin bariyeri, beynimizi toksinlerden ve zararlı maddelerden koruyan doğal bir filtredir. Viseral yağdan salınan iltihaplanma tetikleyicileri, bu bariyerin geçirgenliğini artırır.

Zararlı maddeler ve toksinler beyne daha kolay ulaşarak sinir hücrelerine zarar verir. Beyin, dış tehditlere karşı savunmasız hale gelir ve Alzheimer riskini artıran süreçler hızlanır. Aynı zamanda insülin direnci gelişir.

Bu da beynin enerji kullanmasını zorlaştırır. Nasıl anlaşılır? Beyin hacminin azalması sadece MR görüntüsünde değil, günlük hayatta da hissedilir.

Şu şikayetler sık görülür:- Dalgınlık- İsimleri hatırlayamama- Odaklanma zorluğu- Karar verirken zorlanma Çoğu kişi bunu yaşlanma sanır ama bazen sebep metabolik yük olabilir. Hafıza ve karar vermeyle ilgili bölgelerde incelme olur Göbek yağının beyin küçülmesi ile ilişkisi vardır. Yeni çalışmada viseral yağ oranı yüksek olan bireylerde beyin hacminin daha hızlı azaldığı gösterildi.

Özellikle hafıza ve karar vermeyle ilişkili bölgelerde, yani hipokampus ve prefrontal kortekste daha belirgin incelme görüldü. Bu bölgeler Alzheimer sürecinde ilk etkilenen alanlardır. Beyin kendini toparlayabilir mi?

Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu şu: Viseral yağı azalan kişilerde beyin küçülmesi daha yavaş ilerliyor. - Bu kişilerde sadece yapı korunmuyor, aynı zamanda:- Hafıza testleri daha iyi - Düşünme hızı daha stabil- Karar verme daha güçlü Yani beyin sadece korunmuyor, daha iyi çalışıyor. Çünkü,- İltihap azalır- Kan akışı artar- Beyin daha iyi beslenirBu da beyin yaşlanmasını yavaşlatır. Yaşam tarzınızı değiştirin Göbek eritmek için hedef kilo vermek değil, yağlardan kurtulmaktır.

Küçük değişiklikler bile viseral yağ üzerinde büyük etki yaratabilir. İşte önerilerim:- Rafine şeker ve işlenmiş gıdaları azaltın.- Düzenli su için.- Her gün yürüyüş yapın.- Haftada 2-3 güne direnç egzersizi deekleyin.- Uyku düzeninizi koruyun.- Karın çevrenizi takip edin.- Akdeniz tarzı (sebze, meyve, baklagil, yağlı tohum, zeytinyağı, Omega-3 gibi iyi yağlarlar ile) beslenin.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gobek-yaglari-beyin-icin-de-tehlikeli-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gobek-yaglari-beyin-icin-de-tehlikeli-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gobek-yaglari-beyin-icin-de-tehlikeli-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gobek-yaglari-beyin-icin-de-tehlikeli-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/gobek-yaglari-beyin-icin-de-tehlikeli/11101/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Baharda kalp krizi riski artar mı?]]></title>
			<description><![CDATA[Bahar aylarında artan polenler, alerjisi olanların şikayetlerini artırmakla kalmıyor. Aynı zamanda gelişen alerjik reaksiyonlar vücutta iltihaplanmaya yol açarak kalbi de etkileyebiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İlkbaharda yaşanan ısı ve basınç değişiklikleri, havada yoğunlaşan polenler vücut dengesini olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, özellikle alerjik bünyeli kişilerin yaşam kalitesini azaltan bu sürecin, kalp-damar sorunlarına da neden olabileceğini vurguluyor. İç Hastalıkları Uzmanı Prof.

Dr. Osman Erk, baharın vücut üzerindeki etkilerini ve alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı: Hangi sorunlar yaşanıyor? İlkbaharda üst solunum yolu enfeksiyonlarından astıma, mide-bağırsak sorunlarından depresyona kadar birçok hastalık görülüyor.

Metabolizmadaki değişiklikler de bahar yorgunluğuna yol açabiliyor. Mevsimsel geçişler bazı hastalıkların ortaya çıkmasına yol açarken; kronik hastalıkların da alevlenmesine neden olabiliyor. Sıcaklık, barometrik ve hidrometrik değişiklikler, havada baharla birlikte artan negatif iyonlar ve polenler birtakım bedensel ve ruhsal problemleri tetikleyebiliyor.

Hatta alerjik sorunları olanların kalbini de etkileyebiliyor. Polenlerin gizli yüzü Polenlerin yoğun olduğu aylardan mayıs kalp krizinin en sık olduğu dönemlerden biridir. Polenlere bağlı alerjik reaksiyonlar sonucu ortaya çıkan bünyedeki yangı (iltihaplanma) durumu kalbi olumsuz etkiler.

Havadaki ani sıcaklık değişimleri de damar yapısında ani kasılma ve gevşemelere yol açabilir. Bu durum da kalbin yükünü artırarak, kalp krizi riskini artırabilir. Alerjik hastalıklar solunum problemlerine neden olabilir.

Solunum sisteminin zorlanması da kalp üzerinde baskıya yol açabilir. Böyle önlem alın - Polenlerden korunun. Bu süreçte sabah ve akşam saatlerinde mümkünse fazla dışarı çıkmayın.

Gerekirse maske ve gözlük kullanın. - Ani sıcaklık değişimlerine karşı hazırlıklı olun. Kat kat ve hava aldıran pamuklu giysileri tercih edin. - Düzenli egzersiz yapın. Ancak ani eforlardan kaçının. - Özellikle kronik hastalığınız varsa kontrollerinizi ihmal etmeyin ve ilaçlarınızı düzenli kullanın. - Düzenli olarak su içmeyi ihmal etmeyin.

Tansiyon hastaları için zor bir dönem Bu dönem damar sistemini dolayısıyla tansiyon hastalarını da olumsuz etkiler. Tansiyonun kontrol altına alınamaması, migren tipi baş ağrıları bu dönemde sıktır. Doktor kontrolü önemlidir.

Bademcik iltihabı, sinüzit ve farenjit zamanı İlkbaharda ani ısınma ve soğumaların olması, yağmur rüzgar ve bu gibi durumlara tedbirli davranmayıp kendimizi koruyacak basit ama etkili önlemlerin ihmal edilmesi üst solunum yolu hastalıklarında artışa neden olur. Bu hastalıklar bademcik iltihabı, sinüzit ve orta kulak enfeksiyonu olarak karşımıza çıkar. Viral üst solunum yolu hastalıkları ile polen alerjileri aynı belirti ve bulgularla seyrettiği için ayırıcı tanının dikkatli yapılması gerekir.

Gastrit, ülser ve reflü mevsimi İlkbahar aylarında mide-bağırsak sistemine ait hastalıklar da belirgin olarak şiddetlenir. Ülserin yanı sıra gastrit ve reflüde şikayetler belirginleşir. Mide ve on iki parmak bağırsağı ülserlerine ait karın ağrısı, ağıza ekşi su gelmesi, karında rahatsızlık hissi gibi şikayetler artar.

Yine aynı şekilde sinirsel bağırsak sendromu denilen hastalıkta alevlenmeler olur. Bu hastalıkta zaman zaman ishal ve kabız dönemleri şiddetlenerek birbirini takip eder. Sinirsel kökenli olan bu hastalık bünyeyi yorgun düşürür.

Yorgunluk şikayetleri artar Metabolizmadaki değişiklikler bahar yorgunluğuna yol açabiliyor. Bahar yorgunluğunun belirtileri arasında eklem ve baş ağrılarına hatta sürekli uyuma isteğine kadar birçok faktör bulunurken, bu belirtilerin bahar yorgunluğuna bağlanması için önce gerekirse tetkikler yaptırılarak olası rahatsızlıkların saptanması gerekir. Bahar yorgunluğuna karşı; düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek, vitamin ve mineral eksikliklerini gidermek, alkol ve sigaradan uzak durmak, bol su tüketmek ve uyku ritmine dikkat etmek gerekiyor.

Metabolizmanın hızlanmasıyla birlikte Omega 3’ten zengin; yeterli vitamin, mineral ve antioksidan içeren bir diyet programı vücudu zinde tutar. Yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemişler, günde 5-6 porsiyon meyve ve az miktarda tam tahıl tüketmek sağlığı olumlu etkiler. Bu belirtilere dikkat!

Sürekli hapşırık; burun tıkanıklığı; gözlerde sulanma, yanma, batma, kızarma gibi şikayetler ve nefes darlığı polen alerjilerinde en sık rastlanan belirtilerdir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/baharda-kalp-krizi-riski-artar-mi-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/baharda-kalp-krizi-riski-artar-mi-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/baharda-kalp-krizi-riski-artar-mi-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/baharda-kalp-krizi-riski-artar-mi-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/baharda-kalp-krizi-riski-artar-mi/11100/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gözleriniz sandığınız kadar sağlıklı olmayabilir]]></title>
			<description><![CDATA[Net görmek gözlerin sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Teknolojiyle artan göz yorgunluğu ve kuruluğu yaşam kalitesini azaltırken, sinsice ilerleyen bazı göz hastalıkları da ani görme kayıplarına yol açabiliyor]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Göz hastalıkları ve görme bozuklukları günümüzün yaygın sağlık sorunları arasında yer alıyor… Özellikle teknolojideki gelişmelerle birlikte yoğun ekran kullanımı gözlerimizin yükünü ekstra artırıyor. Yaşlı hastalığı olarak bilinen göz hastalıkları artık gençlerde de görülebiliyor. Yine günümüzde hızla artan kronik hastalıklar göz sağlığımızı tehdit ederken, sinsice ilerleyen bazı göz hastalıkları ise görme kayıplarına neden olabiliyor.

Dolayısıyla bir sorun olsun olmasın düzenli göz kontrollerinin önemine dikkat çeken Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sinan Göker, göz sağlığı için alınması gereken önlemleri şöyle açıkladı: Op.

Dr. Sinan Göker Ekran ışığı gözleri nasıl etkiler? Bu tam anlamıyla doğru bir bilgi değil, tek başına ekran ışığı göz numaralarını direkt olarak bozmaz.

Ancak uzun süre, yanlış mesafeden ve mola vermeden kullanıldığında göz yorgunluğu, kuruluk ve batma hissine neden olabilir. Bunlar çeşitli takviyeler, göz egzersizleri ile ötelenebilir ama genetik faktörler varsa belli bir erteleme olur. Karanlık bir ortamda telefona bakıldığında ekran parlaklığı göz için ani ve yoğun bir ışık kaynağı haline gelir.

Bu durum göz kaslarının daha fazla çalışmasına ve gözlerin normalden hızlı yorulmasına neden olur. Uzun süreli kullanımda göz ağrısı, yanma, batma hissi gibi şikayetler ortaya çıkar. Karanlıkta telefon kullanımı gerekiyorsa, ekran parlaklığını düşürmek, mavi ışık filtresi kullanmak ve telefonu göze çok yaklaştırmamak önerilebilir.

Sigaranın zararları Sigara içmek ve içilen ortamda bulunmak da göz sağlığını etkiler. Göz sağlığı dediğimizde asıl vurguladığımız retina sağlıdır. Gözün gören tabakası çok damarlı bir tabaka, dolayısıyla damar sağlığı direkt göz dokusunu etkiliyor.

Damar sağlığına dikkat etmek sigarayı bırakmakla ya da başlamamakla direkt ilgili. Mesela erken katarakt oluşumuna neden olabilir, retinaya giden kan akımını azalttığı için retinada sorunlar yaşanabilir, sarı nokta rahatsızlığını tetikler, göz yaşı tabakasını bozup kuruluk, kızarıklık, yanma şikayetlerini artırabilir. Gözleri neler bozar?

Göz kusurları birçok sebeple ortaya çıkabilir. En çok genetik faktörlere bağlıdır. Genetik faktörler dışında, gelişen teknolojinin yoğun kullanımı, çevre kirliliği, UV (ultraviyole) ışınlarına maruz kalma, kapalı ortamlardaki olumsuz havanın kalitesizliği, virüsler, bakteriler ve alerjenlerin artması, tip 2 diyabet, yüksek tansiyon ve tiroid hastalıkları da göz kusurlarına ve hastalıklarına yol açabilen önemli nedenlerdir.

Günümüzde gelişen teknolojinin de etkisiyle gözlerimizi hor kullanıyoruz... Sürekli akıllı telefonlara bakmak, telefon veya bilgisayarda oyun oynamak, bütün gün ekran karşısında olmak, uyarıcı mavi ışığa aralıksız maruz kalmak, uykusuzluk, ekrana odaklanıp gözlerimizi az kırpmak göz kusurlarının artmasına neden olmaktadır. Sık görülen sorunlar Göz kusurları; miyop (yakını görüp, uzağı görememe), hipermetrop (uzağı görüp, yakını görememe) ve astigmat (hem yakını hem de uzağı bulanık görme) dışında; - Glokom-göz tansiyonu (Göz içi basıncının yükselmesi sonucu görme sinirinin zarar görmesiyle oluşan, tedavi edilmezse kalıcı görme kaybına yol açabilen sinsi bir göz hastalığıdır) - Retina hastalıkları Sarı nokta hastalığı-makula dejenerasyonu (Özellikle 55-60 yaş üstü bireylerde, merkezi görmeden sorumlu olan makula bölgesinin bozulmasıyla oluşan, okuma ve detayları görmeyi zorlaştıran kronik bir retina hastalığı), diyabete bağlı retinopati (Retinadaki kan damarlarının hasar görmesi sonucu oluşan, zamanla kalıcı görme kaybına yol açabilen ciddi bir göz hastalığı) ve retina dekolmanı-yırtılması (retinanın göz küresinin iç yüzeyinden ayrılmasıyla meydana gelen ciddi bir göz hastalığı) ciddi görme kaybı riski taşır. - Erken katarakt oluşumu (Gözün içindeki doğal merceğin şeffaflığını kaybederek bulanıklaşması sonucu oluşan, ileri yaş hastalığı olarak bilinse de günümüde erken yaşlarda görülen ilerleyici bir görme kaybı hastalığı) - Son yıllarda göz kuruluğuna bağlı kornea hasarıyla görmede azalma Yaşa bağlı yakını görme sorunu nasıl geciktirilir?

Yaşa bağlı yakın görme sorunu için son yıllarda uygulanmaya başlayan damlalar, (erken dönemde 40 civarı) aşağı yukarı 0.50-75 numara bir rahatlama sağla-yabilir. Ancak birkaç yıl içinde numa-ralar ilerleyip yakın görme iyice bozulduğu zaman bu damlaların etkisi kalmaz. Göz kuruluğu varsa… Göz kuruluğu, gözyaşı miktarının veya kalitesinin azalmasıyla ortaya çıkan; gözde yanma, batma, kızarıklık, kaşıntı ve kum varmış hissi ile kendini gösteren kronik bir durumdur.

Kapsamlı ve iyi tedaviyle kuruluğun yarattığı şikayetler azaltılabilir. Suni göz yaşı damlasının yetersiz kaldığı durumlarda, doktor önerisiyle punktum plak (silikon göz yaşı tıpası), kuruluk lazeri, doktor önerisiyle organik takviye ürünler kullanılabilir. Bu soruna karşı ne yapılabilir? - Kadınlarda göz makyajına dikkat etmek ve iyi temizlemek - Göz kuruluğunun yüzde 80 sebebi olan kirpik dibi iltihabı (blefarit) varsa kronikleşmeden iyi tedavi etmek - Uzun süre göz kırpmadan kapalı ortamlarda ekrana odaklanılıyorsa, molalarla gözü dinlendirmek şikayetlerin oluşmasını engelleyebilir.

Vitamin ve minerallere ihtiyacı var Gözlerinizin en iyi şekilde çalışması için belirli vitamin, mineral ve aminoasitlere ihtiyacı vardır. Öncelikle sağlıklı ve dengeli beslenin. Özellikle A, E, C vitami, L-argenine, magnezyum, Omega-3 yağ asitleri açısından zengin olan (havuç, portakal, ıspanak, somon, ceviz, adem, baklagil gibi) besinler göz sağlığına iyi gelir.

Ani görme kaybına dikkat Yavaş yavaş ortaya çıkan görme değişiklikleri, bir göz doktoruna görünmeniz ve göz muayenesi yaptırmanız gerektiğinin bir işaretidir. Ani ve beklenmedik görme değişiklikleri, özellikle görme kaybı, acil tıbbi müdahale gerektiren tıbbi durumlardır. Herkes, hatta gözlük kullanmayanlar bile, yılda bir kez (veya göz sorunları riskinizi artıran rahatsızlıklarınız varsa daha sık) göz muayenesi yaptırmalıdır.

Bu işaretleri önemseyin Kataraktta yakın görmenin dışında uzağı da net seçememe, gece araba kullanmakta zorlanma, daha fazla ışığa ihtiyaç duyma, retina rahatsızlıklarında ani kısmi görme kaybı, şimşek çakmaları, dalgalı görme, glokom çoğunlukla belirti vermese de göz tansiyonu çok yükseldiğinde şiddetli göz ağrısı gibi belirtileri dikkate alıp, zaman kaybetmeden doktora başvurun.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gozleriniz-sandiginiz-kadar-saglikli-olmayabilir-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gozleriniz-sandiginiz-kadar-saglikli-olmayabilir-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gozleriniz-sandiginiz-kadar-saglikli-olmayabilir-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gozleriniz-sandiginiz-kadar-saglikli-olmayabilir-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/gozleriniz-sandiginiz-kadar-saglikli-olmayabilir/11099/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Romatizma hangi hastalıklarla karıştırılır?]]></title>
			<description><![CDATA[Romatizmal hastalıklar, sanılanın aksine sadece eklem ağrılarından ibaret değildir Vücutta tüm organ ve sistemleri etkileyebilir bu yüzden başka hastalıklarla karıştırılır ve geç teşhis edilir.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Romatizma sanılanın aksine tek bir hastalık değildir. Yüzlerce çeşidiyle eklem, kas ve bağ dokusunu tutan, bağışıklık sistemi kaynaklı (otoimmün), iltihaplı veya dejeneratif (kireçlenme) rahatsızlıklardır. Romatizmal hastalıkların her yaş grubunda görülebileceğine dikkat çeken Romatoloji Uzmanı Dr.

Ege Sinan Torun, bu konuda önemli noktalara değindi: Dr. Ege Sinan Torun Teşhisi zordur Romatizmal hastalıklar teşhisi en zor hastalıklar arasında yer alır. Genellikle bel/boyun fıtığı, fibromiyalji (yumuşak doku romatizması), enfeksiyonlar (Brusella, hepatit), tiroid bozuklukları, diyabet ve bazen kanser gibi diğer ciddi hastalıklarla karıştırılabilir veya onlarla birlikte seyredebilir.

Kandaki iltihap düzeylerine de bakılmalı Günlük hayatta hastaları romatoloji polikliniğine getiren bir diğer önemli nedeni de enfeksiyonlar başta olmak üzere diğer nedenler araştırıldığı halde sebebi bulunamayan C-reaktif protein (CRP), eritrosit sedimentasyon hızı (ESH) gibi kandaki iltihap düzeyini gösteren belirteçlerin yüksekliğinin araştırılmasıdır. Pek çok iltihaplı eklem romatizması, gibi otoimmün bağ doku hastalıkları ve vaskülitler kanda akut faz reaktanı adı verilen CRP ve ESH gibi belirteçlerin yükselmesine neden olabilir. Romatoloji polikliniği bu hastaların detaylı tıbbi sorgusunu yapar, muayenesini gerçekleştirir ve tetkikler isteyerek bu duruma neden olabilecek romatizmal hastalıkları araştırır.

Ağrı ve şişlik varsa dikkat! Romatizma denince çoğu kişinin aklına vücut ağrıları gelir. Ancak ağrıya neden olan her tablo romatolojinin alanına girmez.

Bir hasta romatoloji polikliniğine en sık eklem ağrıları ile başvurur. Ancak eklem ağrılarının hepsi romatolojinin temel olarak ilgilendiği iltihaplı eklem romatizmaları ile ilişkili olmayabilir. - Eklem ağrıları istirahatle artıp, hareket etmekle hafifleyen inflamatuar ağrı karakteri adı verilen belirli özelliklere sahipse, - Bu ağrılara şişlik, kızarıklık, eklemlerde ısı artışı gibi belirtiler ve yarım saat veya daha uzun süren sabah tutukluğu eşlik ediyorsa, Hastada romatoid artrit, ankilozan spondilit psöriatik artrit gibi iltihaplı romatizmal hastalıklarla ilişkili eklem ağrıları olabilir. Bu belirtileri yaşayan hastaların öncelikli olarak romatoloji polikliniğine başvurması önerilir.

Nedeni bilinmeyen ateş ve kilo kaybı araştırılmalı Eklem ağrıları dışında romatoloji polikliniğine başvurunun diğer önemli nedenleri arasında ateş, kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık, aşırı gece terlemesi gibi belirtiler de mevcuttur. Bu belirtileri olan hastaların elbette ilk başvuracakları poliklinik romatoloji polikliniği değildir. Ancak aile hekimliği, iç hastalıkları ve enfeksiyon hastalıkları tarafından tetkik edilip enfeksiyon ve kanser gibi bu belirtileri açıklayacak diğer hastalık gruplarının dışlandığı hastalarda iltihaplı romatizma hastalıkları saydığımız belirtilere yol açıyor.

Bu hastalarda özellikle enfeksiyon hastalıkları araştırılıp dışlandıktan sonra romatoloji muayenesi yapılması ve romatizmal tetkiklerin istenmesi için romatoloji polikliniği başvurusu yararlı olabilir. Bu hastalıklara işaret edebilir Sistemik lupus eritematozus (bağışıklık sisteminin vücudun sağlıklı dokularına yanlışlıkla saldırarak eklemler, deri, böbrekler ve kalp gibi organlarda iltihaplanmaya yol açan kronik, otoimmün bir romatizmal hastalıktır.) Erişkin başlangıçlı iltihaplı bir romatizma türü olan still (AOSD) hastalığı ve romatizmal damar iltihabı olarak bilinen vaskülit nedeni bilinmeyen ateş, kilo kaybı, ciddi gece terlemesi, halsizlik ve iştahsızlığa neden olabilir. ROMATİZMAL HASTALIKLAR Testler pozitif çıkarsa ne yapılmalı?

Romatoloji polikliniklerine başvuruların önemli bir nedeni de farklı branş hekimlerinin istediği romatizmal tahlillerin pozitif çıkmasıdır. Ancak şu iyi bilinmelidir ki tek başına pozitif çıkan tahlillerle iltihaplı romatizma tanısı konmaz. Çünkü romatologlar hastanın şikayetleri, fizik muayene bulguları, laboratuvar bulguları ve röntgen, bilgisayarlı tomografi ve MR gibi görüntüleme yöntemlerinde saptanan bulguları bir arada değerlendirir.

Yüzde yüz iltihaplı romatizma olmayabilir Sağlıklı kişilerde de, özellikle 40-50 yaşlardan itibaren, yaş arttıkça romatoid faktör gibi bazı romatizmal testlerin pozitif olabileceği, her pozitif değerin yüzde yüz iltihaplı romatizmayı göstermeyeceği akılda tutulmalıdır. Farklı branştaki doktorların yönlendirmesi önemli Romatizmal hastalıkların sistemik olduğu, vücudun tüm organ ve sistemlerini etkileyebildiği unutulmamalıdır. Bu yüzden her branşta hasta gören doktorların ihtiyaç duyduğunda hastalarını romatolojiye yönlendirmeleri gerekir.

Erken tanı ve yaşam kalitesinin korunması açısından doğru bilgiye ulaşmak için romatoloji uzmanlarının değerlendirme yapması şarttır. Hastalara yaşam tarzı önerileri Hastalar hem ilaç tedavisi hem de doğru yaşam tarzı önlemleri ile romatizmayı etkili bir şekilde yönetebilirler. - Kireçlenme (osteoartrit) gibi iltihapsız romatizmal hastalıklarda, eklemlere aşırı yük bindirmemek büyük önem taşır. Bu nedenle egzersizler dikkatle seçilmelidir.

Kilo kontrolü sağlanmalı, fazla kilo alımından kaçınılmalıdır. Düzenli yürüyüş gibi düşük etkili egzersizler önerilir. Ayrıca kaplıca tedavileri ve yüzme gibi aktiviteler de rahatlatıcı ve destekleyici olabilir. - Romatoid Artrit, ankilozan spondilit gibi iltihaplı romatizma hastaları ise iltihap kontrol altına alındıktan sonra eklem hareketliliğini korumak için düzenli egzersiz yapmalı.

Özellikle yüzme, omurga tutulumlu hastalarda postürün korunmasına yardımcı olur. Bu hastalar kaplıcadan kesinlikle uzak durmalı ve aşırı güneşten de kaçınmalıdır. - Eklemler, cilt, böbrekler ve kalp gibi birçok organı etkileyebilen romatizmal bir hastalık olan sistemik lupus eritematozus olan kadınlar, gebelik planlaması veya hormon içeren ilaç kullanımı öncesinde mutlaka romatologlarına danışmalıdır. Lupus ve dermatomiyozit hastaları güneş ışınlarından korunmalı ve yüksek faktörlü güneş kremi kullanmalıdır. - Raynaud Fenomeni, soğuk veya stresle tetiklenen, el/ayak parmakları, burun veya kulak uçlarındaki küçük kan damarlarının aşırı daralmasıyla oluşan kan akışı kısıtlanmasıdır.

Sekonder (İkincil) Raynaud, romatizmal hastalıklara bağlı gelişen türdür. Bu hastalar soğuktan korunmalı, eldivensiz dışarı çıkmamalı ve soğuk su kullanımını sınırlamalıdır. - Ayrıca ağız ve diş sağlığına dikkat edilmesi, özellikle bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanan hastaların diş veya cerrahi işlemler öncesi romatolog onayı alması önemlidir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/romatizma-hangi-hastaliklarla-karistirilir-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/romatizma-hangi-hastaliklarla-karistirilir-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/romatizma-hangi-hastaliklarla-karistirilir-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/romatizma-hangi-hastaliklarla-karistirilir-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/romatizma-hangi-hastaliklarla-karistirilir/11098/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Vücuttaki hangi ağrı neye işaret eder?]]></title>
			<description><![CDATA[Ağrı, vücudun en önemli ‘uyarı’ mekanizmalarından biridir. Çoğu zaman geçici ve zararsız nedenlere bağlı olsa da bazen ciddi hastalıkların ilk belirtisi olabilir.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ağrı, vücudun alarm sistemidir ve sağlığımız hakkında önemli ipuçları verir. Kimi zaman basit bir kas zorlanmasından kaynaklanabileceği gibi kimi zaman da ciddi bir sorunun işareti olabilir. Ağrıların sinyallerini doğru ise anlamanın zamanında müdahale açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Doç.

Dr. Savaş Çömlek, hangi ağrının neye gibi sorunlara işaret etteğini şöyle sıraladı: Doç. Dr.

Savaş Çömlek Eğer uzun sürerse... Uzun süren ağrılar kronik ağrı olarak tanımlanır. Altında sinir hasarı, uzun süreli iltihaplanma veya psikolojik-sosyal etkenler yatıyor olabilir.

Ağrı 1-2 haftada geçmiyorsa, şiddeti artıyorsa ya da günlük yaşamı bozuyorsa beklememek gerekir. Ani ve şiddetliyse dikkat! Ani başlayan, şiddetli ve alışılmadık ağrılar asla ihmal edilmemelidir.

Bu belirtilerin yanı sıra ateş veya nedeni açıklanamayan kilo kaybı varsa, nefes darlığı yaşanıyorsa, bilinç bulanıklığı ortaya çıkıyorsa ya da kol ve bacaklarda güç kaybı veya uyuşukluk hissediliyorsa vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. Geceleri uykudan uyandıracak kadar şiddetli olan ve dinlenmeyle geçmeyen ağrılar da tıbbi değerlendirme gerektirir. Hemen ilaca sarılmayın Özellikle şiddetli ve ani başlayan ağrılarda hemen ağrı kesiciye sarılmak yerine en kısa sürede doktora başvurmak daha doğru bir yaklaşımdır.

Çünkü kontrolsüz ve sık kullanılan ağrı kesici ilaçlar, altta yatan önemli bir hastalığın belirtilerini geçici olarak baskılayarak tanının gecikmesine yol açabilir. Yaşam tarzı önerileri - Ağrıların önlenmesi ve azaltılmasında düzenli egzersiz kasları güçlendirir ve eklem sağlığını destekler. Haftada birkaç gün yapılan tempolu yürüyüş, yüzme buna örnek verilebilir. - Doğru duruş alışkanlığı boyun, sırt ve bel ağrılarının önlenmesinde etkilidir.

Masa başında çalışırken sırtı dik tutmak, ekranı göz hizasında konumlandırmak ve uzun süre aynı pozisyonda kalmamak gerekir. - Stres kontrolü ve dinlenmeye zaman ayırmak da ağrı riskini azaltmaya yardımcı olur. - Sebze, meyve, tam tahıllar, yeterli protein ve kalsiyumdan zengin gıdaların tüketilmesi kas ve kemik sağlığını destekler. - Yetişkinlere her gün ortalama 7–8 saat uyumaları önerilir. Sırt ağrısı Çoğunlukla kas zorlanması veya yanlış duruşa bağlı gelişir. Uzun süre hareketsiz kalmak, ağır kaldırmak ya da ani hareketler kaslarda gerilime neden olabilir.

Ancak uzun süren veya nefes darlığı ve ateş gibi belirtilerle birlikte görülen sırt ağrıları değerlendirilmelidir. Bel ağrısı Genellikle kas zorlanması, ağır kaldırma ya da uzun süre oturmaya bağlı olarak ortaya çıkar. Bazı durumlarda beldeki omurlar arasındaki disklerin yer değiştirmesi sinirlere baskı yaparak ağrıya neden olabilir.

Bel ağrısı, nadiren altta yatan ciddi hastalıkların belirtisi olabilir. Prostat kanseri veya diğer tümörler kemiklere yayılım yaptığında bel bölgesinde ağrıya yol açabilir. Bu tür ağrılar genellikle geçmeyen, gece artan ve istirahatle düzelmeyen karakterdedir.

Kasık ağrısı Bu ağrılar kas zorlanmasına bağlı olabileceği gibi fıtık veya böbrek taşı gibi durumlardan da kaynaklanabilir. Hareketle artan ya da kasık bölgesinde şişlik eşlik eden ağrılar fıtık açısından değerlendirilmelidir.. Kadınlarda yumurtalıklarla ilgili bazı sorunlar da kasık ağrısına yol açabilir.

Göğüs ağrısı Göğüs ağrısı kaslardan, akciğerlerden veya kalpten kaynaklanabilir. Özellikle göğüste baskı ya da sıkışma hissiyle birlikte kola, çeneye veya sırta yayılan ağrılar kalp kaynaklı olabilir. Nefes darlığı, soğuk terleme veya baş dönmesi eşlik ediyorsa acil değerlendirme gerekir.

Bu nedenle göğüs ağrısı ciddiye alınmalıdır. Karın ağrısı Karın ağrısı, sindirim sistemiyle ilgili gaz, hazımsızlık ve mide problemleri gibi birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Ancak bazı durumlarda safra kesesi hastalıkları veya apandisit gibi sorunların belirtisi de olabilir.

Şiddetli, giderek artan ya da ateş ve kusma ile birlikte görülen karın ağrılarında hemen doktora başvurulmalıdır. AĞRILAR Başta zonklayıcı tarzdaki ağrı Başın bir tarafında ya da tamamında zonklayıcı şekilde hissedilen ağrılar çoğunlukla migrenle ilişkilidir. Işık ve sese hassasiyet, mide bulantısı ve görmede geçici değişiklikler eşlik edebilir.

Ataklar birkaç saatten birkaç güne kadar sürebilir. ‘Başımın içinde bomba patladı’ hissinin altında ne yatar? Bu tarif, ani başlayan çok şiddetli baş ağrısı için kullanılır. Hastalar bu ağrıyı genellikle “Hayatımın en kötü baş ağrısı” veya “Başımın içinde bomba patladı” diye tarif eder.

Beyin damarındaki bir balonlaşmanın patlamasına ya da tansiyon krizine işaret edebilir. Her iki durumda da acil değerlendirme şarttır. Görme bozukluğunun eşlik ettiği giderek artan baş ağrıları Beyin tümörü kaynaklı baş ağrıları ise genellikle giderek artan şiddette, sabahları belirgin, kusma veya görme bozukluklarının eşlik ettiği bir tabloyla kendini gösterebilir.

Bu tür farklı ve ilerleyici belirtiler varsa mutlaka doktora başvurulmalıdır. Enseden başlayan ağrılar Ense kökünden başlayıp başın arkasına yayılan ağrılar ise genellikle kas gerginliği ve strese bağlıdır; uzun süre yanlış pozisyonda kalmakla artar. Yüksek tansiyona bağlı baş ağrıları da genellikle ense kökünden başlayıp başın arka kısmına yayılan, tarzında hissedilen ağrılar şeklinde ortaya çıkar.

Çoğu zaman sabah saatlerinde daha belirgindir ve gün içinde tansiyonun yükselmesiyle artış gösterebilir. Bu belirtiler, özellikle daha önce böyle bir şikayeti olmayan kişilerde ciddiye alınmalıdır. Bu bulgularda tansiyon ölçümü yapılmalı ve doktora başvurulmalıdır.

Boyundan omuza yayılan ağrı Boyundan başlayıp omuzlara yayılan ağrılar genellikle kas tutulması veya uzun süre aynı pozisyonda kalmaya bağlı gelişir. Özellikle masa başında çalışanlarda ya da telefonu uzun süre boynuna sıkıştırarak konuşanlarda daha sık görülür.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucuttaki-hangi-agri-neye-isaret-eder-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucuttaki-hangi-agri-neye-isaret-eder-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucuttaki-hangi-agri-neye-isaret-eder-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucuttaki-hangi-agri-neye-isaret-eder-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/vucuttaki-hangi-agri-neye-isaret-eder/11097/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Karaciğer yağlanması nasıl tersine çevrilir?]]></title>
			<description><![CDATA[Bu hastalık sinsi ilerliyor ve zamanla karaciğer hasarına yol açıyor. Oysa erken dönemde düzenli kontrol ve yaşam tarzı değişiklikleriyle geri döndürülebiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Karaciğerde aşırı yağ birikimiyle ortaya çıkan karaciğer yağlanması, erken evrelerinde genellikle belirti vermiyor. İlerlediğinde ise siroz ve karaciğer yetmezliğine neden oluyor. Dolayısıyla düzenli kontrollerle örneğin basit kan tetkikleriyle bakılacak karaciğer enzimlerinin hastalığa dair ipucu verdiğine dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Osman Erk, ‘’Böylelikle önlem alınabilir. Hatta sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizlerle hastalık tersine çevrilebilir’’ dedi ve bu konuda yol gösterici bilgiler paylaştı… Nasıl bir hastalıktır? Karaciğer yağlanması, karaciğer hücrelerinde yağ birikimiyle karakterize bir hastalıktır. Normalde karaciğer az miktarda yağ içerir, ancak yağ karaciğer ağırlığının % 5-10’unu aştığında karaciğer yağlanması gelişir.

İKİ ÇEŞİDİ VARDIR

Alkolsüz karaciğer yağlanması: Bu, yağlı karaciğerin en yaygın şeklidir ve genellikle obezite, diyabet ve metabolik sendromla ilişkilidir. Alkolle ilişkili yağlanması: Bu türü, aşırı alkol tüketiminden kaynaklanır. Obezite Vücuttaki fazla yağ, karaciğerde yağ birikimine yol açabilir. Alkol tüketimi Fazla alkol tüketmek karaciğerde yağ birikimine yol açabilir. Nedenleri Karaciğer yağlanması çeşitli nedenlerle gelişebilir; bunlardan bazıları kontrolünüz dışında gelişirken, bazıları yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir. Tip 2 diyabet Genetik Aile öyküsü ve genetik yatkınlık, yağlı karaciğer gelişme riskini artırabilir. Yüksek kan şekeri seviyeleri karaciğerde yağ depolanmasına neden olabilir. Yüksek kolesterol Yüksek kolesterol (LDL) seviyeleri, yağlı karaciğerle bağlantılı olabilir. Hareketsizlik Fiziksel aktivite eksikliği kilo alımı ve karaciğerde yağ birikimi nedenidir. NELER YAPILABİLİR? Yağlı karaciğer hastalığı, özellikle erken evrelerinde, genellikle geri döndürülebilir. Doğru müdahalelerle, siroz veya karaciğer yetmezliğinin önüne geçilebilir. İşte yol haritanız: Kilo verin Karaciğer yağlanmasını tersine çevirmenin en etkili yollarından biri kilo vermektir. Çalışmalar, zayıflamanın karaciğer yağlanmasını önemli ölçüde azaltabileceğini ve karaciğer fonksiyonunu iyileştirebileceğini göstermektedir. Ancak hızlı kilo kaybı veya aşırı diyetler hastalığı kötüleştirebilir, Bu nedenle yavaş yavaş sağlıklı şekilde kilo verin. Egzersiz yapın Fiziksel aktivite, karaciğer sağlığını iyileştirmenin en etkili yollarından biridir. Düzenli egzersiz kilo vermenize, karaciğer yağlanmasını azaltmanıza yardımcı olur. Tempolu yürüyüş, yüzme en etkili seçeneklerdir. Alkolden uzak durun Alkolik yağlı karaciğer hastalığı olanlar için, durumu tersine çevirmenin en önemli adımı alkolü tamamen bırakmaktır. Alkol, karaciğere daha fazla zarar verebilir ve iyileşmeyi engelleyebilir. Kolestrol seviyelerinizi kontrol altında tutun Kan şekeri, trigliserit ve kolesterol seviyelerini kontrol altında tutmak, yağlı karaciğer hastalığını tersine çevirmek için çok önemlidir. Yüksek kan şekeri, trigliserit ve kolesterol düzeyleri, karaciğer hasarını şiddetlendirebilir.Tip 2 diyabetiniz varsa, hastalığı kontrol altında tutmanız çok önemlidir. Yüksek kolesterol için Akdeniz tarzı beslenip, egzersiz yapın. Gerekirse doktor önerisiyle kolesterolü ilacı kullanın. Sağlıklı beslenin Dengeli ve sağlıklı beslenme hastalığın en etkili tedavi yollarından biridir. İşte ipuçları: Sebze-meyve: Bu besinler lif, vitamin ve antioksidanlar açısından zengindir; bu da karaciğerin detoksifikasyonuna ve yağ birikiminin azalmasına yardımcı olur. Tam tahıllar: Esmer pirinç, yulaf, bulgur, çavdar gibi tam tahıllar zengin lif kaynaklarıdır ve kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur. Doymuş yağları sınırlayın: İşlenmiş gıdalardan ve yağlı etlerden kaçının. Çünkü bunlar karaciğerde yağ birikimine katkıda bulunabilecek sağlıksız doymuş yağlar içerir. Sağlıklı yağlar: Karaciğer sağlığı için faydalı olan avokado, kuruyemiş, Omega 3 ve zeytinyağı sağlıklı yağ kaynaklarıdır. Şeker alımını azaltın: Şekerli yiyecek ve içecekleri, özellikle gazlı içecekleri ve işlenmiş atıştırmalıkları azaltmak, insülin seviyelerini düzenleyip, karaciğerde yağ birikimini önler. Bitkisel proteinler: Baklagiller gibi bitkisel protein kaynakları karaciğer onarımını destekler. Günde 1-2 fincan kahve için Düzenli ve ölçülü kahve tüketenlerde karaciğer enzimleri olan AST, ALT, GGT düzeylerinin gerilediği, karaciğerdeki sertleşmenin düzeldiği, karaciğerde siroz riskinin azaldığı birçok çalışmada gösterilmiştir. Kahvenin karaciğer koruyucu etkisinin antioksidan özelliği, karaciğerde detoks yapan enzimleri uyarması, karaciğer sertleşmesine yol açan bazı zararlı büyüme faktörlerini azaltmasından kaynaklandığı söylenebilir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/karaciger-yaglanmasi-nasil-tersine-cevrilir-1141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/karaciger-yaglanmasi-nasil-tersine-cevrilir-1141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/karaciger-yaglanmasi-nasil-tersine-cevrilir-1141_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/karaciger-yaglanmasi-nasil-tersine-cevrilir-1141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/karaciger-yaglanmasi-nasil-tersine-cevrilir/11096/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yediklerimiz genlerimizi nasıl etkiliyor?]]></title>
			<description><![CDATA[Epigenetik adı verilen bilim dalına göre genetik kodumuz çevresel faktörlerle değişebilir. Özellikle beslenme tarzımız genlerimizi şekillendirerek sağlıklı olmamıza ya da hastalıklara yakalanmamıza yol açabilir.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“Genlerimiz kaderimizdir” inancı, son yıllarda bilimsel keşifler ışığında ciddi şekilde sorgulanıyor. Epigenetik adı verilen devrim niteliğindeki bilim dalı, genetik yapımız sabit olsa da, yaşam tarzımızla, çevresel etkenlerle ve özellikle beslenme tercihlerimizle genlerimizin şekillenebileceğini gösteriyor. ‘’Artık biliyoruz ki, aynı genetik yapıya sahip iki kişi, farklı yaşam tarzları ve beslenme alışkanlıkları nedeniyle tamamen farklı sağlık sonuçları yaşayabilir. Yani, genlerinizin davranışını doğru yönetirseniz sağlıklı bir yaşam sürebilirsiniz’’ diyen Diyetisyen Semahat Burcu Sel, epigenetik beslenmeyle ilgili merak edilen noktalara değindi: Semahat Burcu Sel EPİGENETİK NEDİR? Yaşam tarzımızın ve çevresel faktörlerin genlerimiz üzerinde etki gösterebilmesine epigenetik deniyor. Doğuştan sahip olduğumuz, kalıtsal olarak ailemizden geçen DNA’ımız, içerisinde birçok bilgiyi ve potansiyeli barındırıyor. Bu bilgilerin bazıları potansiyel olarak hangi hastalıkları geçirebileceğimizi de içeriyor. Epigenetik işte bu noktada devreye giriyor. Sahip olduğumuz bazı genetik yatkınlıkların -örneğin ailede diyabet geçmişi- bizim de başımıza gelip gelmeyeceğini epigenetik yani o genin kendini nasıl göstereceği etkiliyor. Günümüzde epigenetik çalışmaları da gen gösterimimizin beslenme, hareket, uyku, stres, toksin gibi çevresel faktörlere maruziyet altında değişebildiğini gösteriyor. Epigenetiğimizi etkileyen yaşam tarzı seçimleri arasında beslenme ise önemli bir rol oynuyor. İyi beslenmenin gücü Sağlıklı beslenme yani doğru gıdaları tüketmek, genleri koruyor; epigenetik değişikliğe bağlı oluşan diyabet, kanser gibi hastalıkların riskini azaltıyor. Nörolojik ve kardiyovasküler sağlığı desteklerken yaşlanma karşıtı etkiler de gösteriyor. HURMA Fisetin, meyve ve sebzelerde bulunan güçlü bir flavonoid (bitkisel antioksidan) bileşiktir. Özellikle son yıllarda “senolitik” (yaşlanan hücreleri ortadan kaldıran) etkileriyle öne çıkmıştır. Bu özelliğiyle yaşlanmayı geciktirme, beyin sağlığını koruma ve hücre yenilenmesini destekleme açısından araştırılmaktadır. Çilek, yaban mersini, kırmızı-mor üzüm, şeftali, hurma, mango vb. besinlerde bulunur.

KIRMIZI ET VE BAKLAGİL

Çinko vücudumuzun düzgün çalışması için gereken temel minerallerden biridir. Bağışıklık sistemi, hücre onarımı, büyüme, yara iyileşmesi ve hormon dengesi gibi birçok hayati işlevde rol oynar. Sığır eti, kuzu eti, deniz ürünleri (özellikle istiridye), tavuk/hindi eti, yumurta sarısı, kabak çekirdeği, badem, ceviz, mercimek, nohut çinko içeren besinlerdir. Kötü beslenmenin sonuçları Bedenimizi en küçük yapı taşından; genlerimizden etkileyebilen gıdalar, hastalıklardan uzak, sağlıklı ve uzun bir ömür sürmemize yardım edebildiği gibi hastalıklara yakalanma riskimizi de artırabiliyor. Beslenme şeklimizin vücut üzerindeki bu gücü epigenetik bilimiyle açıklanıyor. Kötü beslenme sonucu kimyasal ve metabolik nedenli mutasyonlar ve modifikasyonlar genleri değiştirebiliyor. Bunun sonucunda obezite, diyabet, kalp-damar hastalıkları ve kanser gelişebiliyor. YAĞLI BALIKLAR Omega 3 yağ asitleri (EPA--ALA) anti-inflamatuar genleri aktive edebilir. Vücudun kendisi üretemediği için mutlaka dışarıdan alınması gereken çoklu doymamış yağ asitleridir. Özellikle kalp, beyin ve iltihap kontrolü açısından önemlidir. Yağlı balıklar, keten tohumu, chia tohumu, ceviz, semizotu Omega 3 açısından zengin besinlerdir. MOR MEYVELER Resveratrol, bazı bitkilerde doğal olarak bulunan güçlü bir polifenol ve antioksidan bileşiktir. Yaşlanma karşıtı olabilir. Hücre düzeyinde “sirtuin” adı verilen uzun ömürle ilişkili proteinleri aktive edebilir. Mor ve kırmızı üzüm (çekirdekli tüketilmesi önerilir), yaban mersini, kızılcık, dut, böğürtlende bulunur. AVOKADO E vitamini yağda çözünen güçlü bir antioksidan vitamindir ve vücudumuzdaki hücre zarlarını oksidatif hasardan korur. Cilt sağlığı, bağışıklık sistemi, kalp ve beyin fonksiyonları, göz sağlığı için önemlidir. Badem, fındık, avokado, ıspanak, brokoli, zeytinyağı E vitamini içeren besinlerdir.” TURPGİLLER Sülforafan, özellikle turpgiller familyasına ait sebzelerde bulunan, güçlü bir antioksidan ve fitokimyasal bileşiktir. DNA onarımı ve detoksifikasyonu destekler. En çok brokoli ve brokoli filizlerinde, orta düzeye lahana, Brüksel lahanası ve turpta bulunur. ZERDEÇAL Kurkumin zerdeçalın aktif bileşenidir ve ona sarı-turuncu rengini veren güçlü bir antioksidan ve anti-inflamatuar maddedir. Karabiber ve zeytinyağı, Hindistan cevizi yağı gibi sağlıklı yağlarla birlikte ile birlikte tüketmek emilimi artırabilir. SARIMSAK Selenyum esansiyel mineraldir ve güçlü bir antioksidan görevi görür. Hücreleri serbest radikal hasarından korur ve birçok biyokimyasal süreçte rol oynar. Selenyum içeren besinler somon, uskumru, ton balığı, kırmızı et, tavuk, yumurta, sarımsak, tam tahıllı ürünlerdir. KIZILCIK Elajik asit, güçlü bir antioksidan olup bazı meyvelerde ve kuruyemişlerde doğal olarak bulunur. Hücreleri hasardan koruyarak kanser, iltihap ve yaşlanma gibi süreçlerde olumlu etkilere sahip olduğu düşünülmektedir. Ahududu kızılcık, böğürtlen gibi meyvelerde, fındık ve kestanede bulunur. EPİGENE TiK BESLENME B12 Sinir sistemi sağlığı, kırmızı kan hücresi üretimi ve DNA sentezi için hayati öneme sahip bir vitamindir. B12 vitamini hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur. Bitkisel gıdalarda doğal olarak bulunmaz, bu yüzden vegan bireylerin takviye alması gerekir.

GENLERİMİZİ KORUYAN GIDALAR

Vitamin, mineral ve antioksidan zengini gıdalar genetik ifadeyi olumlu etkileyip, hastalıklara yakalanma riskini azaltır. Epigenetik süreçleri destekleyen ve genlerinizi pozitif yönde etkileyebilecek bazı önemli besinler şöyle sıralanabilir: ISPANAK Folik asit, vücutta DNA sentezi, hücre bölünmesi ve kırmızı kan hücrelerinin oluşumu gibi hayati işlevlerde görev alır. Özellikle koyu ıspanak, roka, pazı, brokoli gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere birçok besinde doğal olarak bulunur. YUMURTA Kolin, vitamin benzeri bir besin öğesi olarak sınıflandırılır. Her ne kadar bir vitamin olmasa da, B grubu vitaminlerle yakından ilişkilidir. Kolin; beyin, karaciğer ve kas sağlığı başta olmak üzere birçok sistemde görev alır. Genlerin sağlıklı çalışmasını sağlar. Yumurta, dana karaciğeri kolin içeriği yüksek olan besinlerdir.

ZEYTİNYAĞI YEŞİL ÇAY

Polifenoller bitkilerde doğal olarak bulunan ve insan sağlığı üzerinde birçok koruyucu etkiye sahip olan güçlü antioksidan bileşiklerdir. Epigenetik süreçleri olumlu yönde etkileyerek sağlıklı hücre fonksiyonlarını destekler. Yaban mersini, böğürtlen, çilek, ahududu, nar, özellikle siyah/kırmızı üzüm, mor soğan, yeşil çay, zerdeçal, kekik, soğuk sıkım zeytinyağı, fındık, badem, ceviz polifenollerden zengindir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yediklerimiz-genlerimizi-nasil-etkiliyor-7642.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yediklerimiz-genlerimizi-nasil-etkiliyor-7642.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yediklerimiz-genlerimizi-nasil-etkiliyor-7642_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yediklerimiz-genlerimizi-nasil-etkiliyor-7642.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/yediklerimiz-genlerimizi-nasil-etkiliyor/11027/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 18:07:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzun süre oturmak beyni yavaşlatır mı?]]></title>
			<description><![CDATA[Modern çalışma düzeni bizi saatlerce ekrana bağlıyor. Bu zihinsel olarak aktif, bedensel olarak durağan bir yapı oluşuyor. Beyin de bu dengesizliği yoğun olarak hissediyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gün içinde genellikle hareketsiz bir yaşam sürüyoruz. Bizi en çok da teknoloji kısıtlıyor. Tabii bu inaktif yaşam genel sağlığımız kadar beynimizi de olumsuz etkiliyor.

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Derya Uludüz ‘’Gün boyu fiziksel olarak çok hareket etmemiş olsak bile, hem vücutta hem zihinde ağır bir yorgunluk hissi yaşıyoruz.

Çoğu kişi bunu yoğun çalışmaya bağlıyor. Oysa sorun çoğunlukla iş yükü değil, uzun süreli hareket-sizliktir’’ dedi ve uzun süre oturmanın beyne etkilerini şöyle sıraladı: Oksijen ulaşımı azalır Tüm gün masa başında çalıştık. İşimiz bittiğinde bilgisayarı kapatıp masadan kalkıyoruz, ama inanılmaz bir zihinsel yorgunluk hissediyoruz.

Bu durum alarm vermez. Ancak gün sonunda odaklanmada azalma, zihinsel bulanıklık ve iş veriminde düşüşle kendini gösterir. Beyin sürekli enerji tüketen bir organdır.

Oksijen ve dolaşım desteğine ihtiyaç duyar. Saatlerce oturmak kan akımını azaltır, oksijenin beyne ulaşımını düşürür ve enerji üretimini yavaşlatır. Bu azalma özellikle beynin CEO’su ve karar merci olan frontal bölgede hissedilir.

Çünkü bu alanlar yüksek enerjiye bağımlıdır. Prefrontal korteks dikkat, planlama, karar verme ve problem çözmenin merkezidir. Enerji ihtiyacı fazladır.

Oksijen ve glikozun beyne ulaşmasındaki hafif düşüşler bile performansı etkileyebilir. Uzun bir toplantının başında zihniniz berrakken, ilerleyen saatlerde zorlanmanız genellikle kapasite kaybından değil, dolaşım desteğinin azalmasındandır. İşte bilimsel veriler Öğleden sonra yaşadığınız o zihinsel yorgunluk halini düşünün.

Saat 15.00 civarı odak azalır, zihinsel hız yavaşlar. Çoğu kişi bunu kan şekeriyle açıklar. Oysa çoğu zaman saatlerce ayağa kalkılmamıştır.

Beynin enerji üretimi yavaşlamıştır. Bilimsel veriler, kesintisiz oturma sonrasında dikkat süresinde azalma, işlem hızında yavaşlama ve karar kalitesinde düşüş olduğunu gösteriyor. Bu bir ‘sıkılma’ hali değil; fizyolojik bir süreçtir.

Her 45–60 dakikada bir ayağa kalkın Beyin yaklaşık bir saatlik kesintisiz odaklanmanın ardından doğal olarak verim kaybı yaşamaya başlar. Bu noktada kısa bir ayağa kalkma molası, dolaşımı yeniden hızlandırır. Kan akımı artar, oksijenlenme iyileşir ve zihinsel tazelenme başlar.

Bu basit alışkanlık, özellikle uzun toplantılar ve yoğun ekran maruziyeti sırasında performans düşüşünü önlemede etkilidir. Performansı artırma yolları Beyni canlandırmak için uzun egzersiz programlarına ya da saatler süren antrenmanlara ihtiyaç yok. Düzenli ve bilinçli hareket molaları, zihinsel performansı belirgin şekilde artırabiliyor.

Önemli olan süreklilik. Gün içinde kısa molalar verin Asansör yerine merdiven kullanmak, telefon görüşmesini ayakta yapmak gibi küçük hareketler uzun süreli oturma bloklarını böler ve metabolik yavaşlamayı engeller. Beyin için önemli olan hareketin süresi kadar düzenliliğidir. 2–3 dakika yürüyün veya esneyin Kısa yürüyüşler kalp hızını hafifçe artırır ve serebral kan akımını destekler.

Esneme hareketleri ise kas gerginliğini azaltarak boyun ve omuz bölgesindeki dolaşımı rahatlatır. Bu da baş ağrısını, zihinsel sıkışma hissini ve dikkat dağınıklığını azaltabilir. Sadece birkaç dakika bile nöronal enerji üretimini desteklemeye yeterlidir.

Gün ışığında yürüyüş yapın Gün ışığı yalnızca D vitamini sentezi için değil, sirkadiyen ritmin düzenlenmesi için de kritiktir. Gün içinde açık havada yapılan kısa bir yürüyüş hem biyolojik saati dengeler, hem de serotonin düzeylerini olumlu etkiler. Bu durum dikkat, ruh hali ve zihinsel netlik üzerinde belirgin iyileşme sağlayabilir.

Uzun oturma sürelerini bilinçli şekilde bölün Üç saat kesintisiz çalışmak yerine, 50 dakikalık çalışma ve 5 dakikalık hareket döngüleri oluşturmak daha sürdürülebilir bir yöntemdir. Bu yaklaşım hem bilişsel tükenmeyi azaltır hem de gün sonunda hissedilen zihinsel yığılmayı önler. Yerinizden kalkın yeter Herkes şu sorunu yaşar.

Aynı paragrafı iki, üç, hatta dört kez okursunuz. Kelimeler gözünüzün önünden geçer ama bir türlü anlamazsınız. Sonra sıkılıp ayağa kalkarsınız.

Belki mutfağa kadar yürürsünüz, belki pencerenin önüne gidip biraz nefes alırsınız. Geri döndüğünüzde o karmaşık görünen metin bir anda daha anlaşılır hale gelir. Bu durum ‘kendimi motive ettim’ meselesi değildir.

Beden hareket ettiğinde kalp biraz daha güçlü pompalamaya başlar, beyne daha fazla oksijen ve glikoz gider. Dikkatle ilgili kimyasallar dengelenir. Sinir hücreleri arasındaki iletişim hızlanır.

Yani zihin gerçekten toparlanır. Aynı zamanda dopamin, noradrenalin ve serotonin gibi nörotransmitterlerin dengesi iyileşir. Bu maddeler dikkat, motivasyon ve zihinsel berraklık üzerinde doğrudan etkilidir.

O birkaç dakikalık yürüyüş, beynin yeniden devreye girmesini sağlar. Bazen ihtiyacımız olan şey daha fazla çaba değil, sadece yerimizden kalkmaktır. En çok masa başı çalışanlar risk altında Evet… Günün büyük bölümünü oturarak geçiren kişilerde risk daha yüksektir.

Uzun süreli hareketsizlik hem metabolik sistemi hem de serebral dolaşımı olumsuz etkileyebilir. Özellikle kesintisiz ekran başında çalışanlarda dikkat azalması, zihinsel yorgunluk ve performans düşüşü daha sık görülür. Ancak risk kaçınılmaz değildir; düzenli hareket molaları ve günlük fiziksel aktivite ile bu etkiler büyük ölçüde dengelenebilir.

Daha verimli çalışır Önemli bir karar öncesi kısa bir yürüyüşün işe yaraması şaşırtıcı değildir. Bazı yöneticilerin kritik görüşmeleri ayakta yapmayı tercih etmesi de tesadüf değildir. Hareket hafıza keskinliğini destekler.

Hareket sonrası hissedilen zihinsel açıklık bir algı değil; biyolojik bir yanıtın sonucudur. Artan dolaşım, hızlanan enerji üretimi ve dengelenen nörokimyasal ortam sayesinde beyin daha verimli çalışmaya başlar. Ne kadarı zararlı?

Kesintisiz olarak 45–60 dakikadan uzun süre oturmak önerilmez. Bu sürenin ardından dolaşım yavaşlamaya, dikkat performansı düşmeye ve zihinsel verimlilik azalmasına başlar. Burada asıl risk toplam oturma süresinden çok, aralıksız geçirilen bloklardır.

Bu nedenle her saat başı kısa bir ayağa kalkma ve birkaç dakikalık hareket, hem metabolik hem de bilişsel açıdan koruyucu etki sağlar.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzun-sure-oturmak-beyni-yavaslatir-mi-7642.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzun-sure-oturmak-beyni-yavaslatir-mi-7642.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzun-sure-oturmak-beyni-yavaslatir-mi-7642_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzun-sure-oturmak-beyni-yavaslatir-mi-7642.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/uzun-sure-oturmak-beyni-yavaslatir-mi/11026/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 18:07:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Göğüs ağrısı diye hastane hastane gezdi, altından sinsi tümör çıktı: Milyonda 7 görülüyor]]></title>
			<description><![CDATA[Uzun süredir geçmeyen göğüs ağrısı nedeniyle hastane hastane gezen adamın omurilik zarı tümörüne yakalandığı ortaya çıktı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İstanbul’da yaşayan Türkmenistan uyruklu 38 yaşındaki Hamid Mamedov, uzun süredir dindiremediği göğüs ağrıları nedeniyle hastane hastane gezdi. Yapılan tetkikler sonucunda genç adamın sırt bölgesinde, dünya literatürüne göre her bir milyon kişiden yalnızca 7’sinde rastlanan oldukça nadir bir "omurilik zarı tümörü" tespit edildi. Ameliyat için güvenilir bir isim arayan Mamedov, tavsiyeler üzerine rotasını İstanbul’dan Kars’a çevirerek Harakani Devlet Hastanesi’nde görev yapan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Operatör Dr. Meftun Zerbizade’ye ulaştı. 6 STLİK HASSAS OPERASYON Kars’ta gerçekleştirilen ve yaklaşık 6 saat süren zorlu operasyonda, sinir hasarı riskini minimize eden ileri teknolojiler kullanıldı. Dr. Zerbizade liderliğindeki ekip, ameliyat sırasında "intraoperatif nöromonitorizasyon" sistemi sayesinde omurilik ve sinir fonksiyonlarını anlık olarak takip ederek kalıcı felç riskinin önüne geçti. Ayrıca hastanede ilk kez uygulanan bir teknikle, ameliyat esnasında ultrason kullanılarak tümörün sınırları net bir şekilde belirlendi ve kitle sinirlere zarar verilmeden tamamen temizlendi.

GÖĞÜS AĞRISI DİYE GELDİM, SAĞLIĞIMA KAVUŞTUM

Ameliyatın ardından kısa sürede ayağa kalkan ve ağrılarından kurtulan Mamedov, yaşadığı süreci şaşkınlık ve mutlulukla anlattı. İlk etapta göğüs ağrısı sandığı şikayetinin ciddi bir tümörden kaynaklandığını öğrenince doğru doktoru bulmak için Kars’a geldiğini belirten Mamedov, kendi başına yürüyebilmenin sevincini yaşadığını ifade etti. Dr. Zerbizade ise hastanenin teknik imkanlarını cerrahi başarıya dönüştürdüklerini vurgulayarak, nadir görülen bu tür vakalarda teknolojik desteğin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gogus-agrisi-diye-hastane-hastane-gezdi-altindan-sinsi-tumor-cikti-milyonda-7-goruluyor-7642.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gogus-agrisi-diye-hastane-hastane-gezdi-altindan-sinsi-tumor-cikti-milyonda-7-goruluyor-7642.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gogus-agrisi-diye-hastane-hastane-gezdi-altindan-sinsi-tumor-cikti-milyonda-7-goruluyor-7642_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/gogus-agrisi-diye-hastane-hastane-gezdi-altindan-sinsi-tumor-cikti-milyonda-7-goruluyor-7642.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/gogus-agrisi-diye-hastane-hastane-gezdi-altindan-sinsi-tumor-cikti-milyonda-7-goruluyor/11025/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 18:07:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bu 6 ilacı şimdi bıraksanız bile 6 sene boyunca vücudunuzdan çıkmıyor]]></title>
			<description><![CDATA[İyileşmek için içtiğimiz ilaçlar, meğer vücudumuzun 'ikinci beyni' olan bağırsaklarda birer atom bombası etkisi yaratıyormuş! Tartu Üniversitesi tarafından yapılan dev araştırma, sadece antibiyotiklerin değil, antidepresanlardan mide koruyuculara kadar birçok ilacın mikrobiyom dengesini yıllarca boz...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bağırsak mikrobiyomu, bağışıklık sistemimizden ruh sağlığımıza kadar her şeyi kontrol ediyor, ancak Estonya Biyobankası'ndan 2.500 kişinin verileriyle yapılan yeni bir analiz, reçeteli ilaçların bu hassas dengeyi nasıl "disbiyoz" (dengesizlik) uçurumuna sürüklediğini gösterdi. Hangi ilaçlar bağırsakları vuruyor? Araştırmacılar tam 186 ilacı inceledi ve bunlardan 167'sinin mikrobiyomu doğrudan etkilediğini, 78'inin ise ilaç kesildikten sonra bile yıllarca süren kalıcı hasarlar bıraktığını tespit etti.

Benzodiazepinler (Anksiyete İlaçları): Araştırmaya göre mikrobiyom üzerinde en büyük negatif etkiye sahip grup. Özellikle Alprazolam, Diazepam’a göre çok daha yıkıcı bir etki gösteriyor. Proton Pompa İnhibitörleri (Mide Koruyucular): Sürekli kullanımda bağırsak asit dengesini bozarak faydalı bakterileri yok ediyor.

Beta Blokerler: Tansiyon ve kalp ilaçlarının da sindirim sistemindeki bakteri çeşitliliğini azalttığı görüldü. Metformin (Diyabet İlacı): Mikrobiyom bileşimini ciddi şekilde değiştiriyor. Antidepresanlar ve Antipsikotikler: Ruh sağlığı ilaçlarının bağırsak hareketliliğini değiştirerek bakteri sayısını etkilediği düşünülüyor.

Mikrobiyom çökerse hastalıklar artar Dengesiz bir bağırsak mikrobiyomu (disbiyoz), sadece sindirim sorunu demek değil. Bilim insanları bu dengesizliği şu hastalıklarla ilişkilendiriyor: Astım ve alerjiler Obezite İnflamatuar bağırsak hastalıkları Depresyon ve anksiyete Gastroenteroloji uzmanı Babak Firoozi, ilaçların bağırsak üzerindeki etkilerini yönetmek için şu hayati önerilerde bulunuyor: Doktorunuza danışın: Sakın ilacınızı kendi başınıza kesmeyin! Doktorunuz, mikrobiyoma daha az zarar veren muadil bir ilacı seçebilir.

Yüksek lifli beslenin: Sebze, meyve ve lifli gıdalar, bakteriler için yakıt üretir. Bu da iltihabı baskılayan kısa zincirli yağ asitlerinin üretilmesini sağlar. Kırmızı eti sınırlayın: Şeker ve işlenmiş et ağırlıklı diyetler, düşük dereceli iltihaplanmayı artırarak durumu daha da kötüleştirir.

Egzersiz yapın: Düzenli hareket, bağırsak hareketliliğini düzenleyerek mikrobiyota sağlığını destekler.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bu-6-ilaci-simdi-biraksaniz-bile-6-sene-boyunca-vucudunuzdan-cikmiyor-7642.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bu-6-ilaci-simdi-biraksaniz-bile-6-sene-boyunca-vucudunuzdan-cikmiyor-7642.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bu-6-ilaci-simdi-biraksaniz-bile-6-sene-boyunca-vucudunuzdan-cikmiyor-7642_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bu-6-ilaci-simdi-biraksaniz-bile-6-sene-boyunca-vucudunuzdan-cikmiyor-7642.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bu-6-ilaci-simdi-biraksaniz-bile-6-sene-boyunca-vucudunuzdan-cikmiyor/11024/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 18:07:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Neden vücut saatimize göre yaşamalıyız?]]></title>
			<description><![CDATA[Vücudumuzun biyolojik saatine yani iç mekanizmasındaki bazı rutinlerine uygun yaşamak hem enerjimizi artırır hem de sağlığımızı korur.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Biyokimya Uzmanı Ayşegül Çoruhlu, sağlıklı uzun yaşamın (longevity) sırlarını vermeye devam ediyor. Çoruhlu, SÖZCÜ TV’de Simge Fıstıkoğlu’nun konuyla ilgili sorularını şöyle yanıtladı: Vücut vardiyalı çalışır Gündüz ışığının çalıştırdığı vardiya hareket, düşünme, karar verme, sindirme, bağırsak çalışması falan iken gece ışığın azalmasının karar verdiği mesai çalışanları rejenerasyon, detoks, lenf drenaj, gevşeme gibi ikiye bölünmüş oluyor. En basitçe, normalde ben işte karaciğerim, pankreasım, midem, bağırsağım gece onun mesaisinde, vardiyasında rejenere olmak varsa, kendini detoks etmek varsa —örneğin midede mide asidini azaltıp midenin zeminini korumak varsa, pankreasta dinlenmek varsa— aslında biz gece yediğimizde o sistemi bozuyoruz, bloke ediyoruz.

Mesaiyi, gündüzcüleri çağırmış oluyoruz. Karışıyor o iş yani. Karanlık ve ışık döngüsü bir anahtar Şimdi uykuyu da sirkadiyene bağlayacaksak şöyle dememiz lazım.

Işık ve karanlık bizim için o kadar önemli ki. Bütün canlılar için öyle. Karanlık ve ışık döngüsü varoluşun anahtarı.

Örneğin ayılar kış uykusuna yatıyor. Nasıl yapıyorlar? Otomatik olarak değil mi?

Bizim gibi düşünmüyorlar. Onların doğası nasıl? Yazın ışık çok, çok yemek yiyorlar depolarını dolduruyorlar.

Soğuğu algılıyorlar, ışığın azlığını algılıyorlar, bir köşeye gidip hibernasyonda yani donma gibi bir askı hayat şeklinde üç ay kalabiliyorlar. Nasıl bir doğal yedekleme sistemleri var. Bizim de böyle şeylerimiz var, bunun küçüğü uyku işte… Gece kortizolü artırmamak lazım Vücudun karanlığa verdiği hormon sinyalleriyle ışığa verdiği hormon sinyalleri çok farklı.

Normalde gece karanlıkta cep telefonuna bakmasak, parlak ışığa yani öğleden sonra üçten dörtten sonra ışık kırılacak ya; vücut aslında o sırada özellikle dörtten sonra kendisi kortizolü azaltacak minik minik melatonin çıkarmaya başlayacak. Önce kortizol kaybolacak, saat 8-9 melatonin yükselecek. Melatonin o kadar nazik ki ışık olunca yükselmiyor.

Kortizol artıyor. Kortizol de gece artarsa şeker yapar, insülin rezistansı yapar. Sirkadiyen ritm nedir?

İnsan uykusunu ve diğer vücut fonksiyonlarını kontrol eden 24 saatlik ritim anlamına gelir. Sirkadiyen “sirka” 24 saat demektir, “diyen” etrafında. Sirkadiyen hani bir daire gibi günü anlatıyor.

Tam olarak 24 saat… Yani sabah gözünü açtığın andan ertesi sabah aynı saatte gözünü açtığın ana kadar geçen 24 saat senin kararların, davranışların, hareketlerin başka türlü de olsa aşağıda bir iç ayarlamayla devam ediyor. Bahsettiğim binlerce yıllık dışarıyla uyumluluk, çevreyle uyumluluk… Bu Nobelle ispatlandı ki; bizim her hücremizde sirkadiyen reseptörler var. Reseptör deyince hep bir hücrede duran ve bir şeyin onu dürtmesini bekleyen, dolayısıyla bir işe kalkışacak noktadan bahsediyoruz.

Sirkadyen reseptörleri ışıkla hareketlenir Doğada ışığın zamanı, geliş açısı, mevsimi, sıcaklığı... Bunlar insan için çok önemli. İşte o gelişim sırasında önce bir sirkadiyen iç saat merkezimiz oluşuyor ve o merkez bu datayı aldığında mikro mikro zaman içerisinde GPS ayarı gibi bütün hücrelere söylüyor.

Söylerken sirkadiyen reseptörleri kullanıyor. Gözün ışığı görmesiyle o reseptörün birbiriyle haberleşmesi GPS ayarı demek. Nasıl yapıyor bunu?

Sadece görme reseptörleri yok, ışığa ait reseptörler var. Gözler eğer 24 saatlik zamanda mevsimi, günü, saati bilirse vücuda anında bu bilgiyi verdiğinde hücreler bugün ne yapacağım, bu saatte ne yapmalıyım, bu saatte hangi fonksiyonum önemli düğmesine basmış olur. Vücuda günlük zamanlama hatırlatılır.

Işık ve organların ritmi Midemdeki, örneğin mide asidi salarak benim sindirime yardımcı olacak olan paryetal hücre dediğim bir hücre olsun. Bu hücre işte bu ışık ayarıyla gündüz öğlen daha çok mide asidi salması gerektiğini, gece salmaması gerektiğini bilir. Aynı şekilde pankreas enzimleri gündüz daha yüksek salınması gerektiğini bilir, gece azalır.

O yüzden gece yemekte sindirme sorunu olur. Neden? Yedik yattıktan öte, o saat onun saati değildir yani.

O organların gece bu işleri yapma saati uygun değil. Sabah kortizol ile kalkarsak kahveye ihtiyaç olmaz Normalde “kortizol çok kötü filan” denir... Oysa gece kortizolü problem.

Ama gündüz kortizolü olmak zorunda. Sabah kortizolü ışığı gördüğü anda o 06.30-7.00, orada o kortizolünü verecek sana. Kortizol ile kalktın, kahveye ihtiyaç bile yok, dinamiksin sonuç olarak çünkü ışığı görüyorsun.

Işığın sana gelmesi lazım. Işığın, gözlükle değil direkt göze gelmesi lazım. Çünkü varoluşsal olarak göz, GPS anahtar noktası.

Onu alacak o.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/neden-vucut-saatimize-gore-yasamaliyiz-7642.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/neden-vucut-saatimize-gore-yasamaliyiz-7642.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/neden-vucut-saatimize-gore-yasamaliyiz-7642_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/neden-vucut-saatimize-gore-yasamaliyiz-7642.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/neden-vucut-saatimize-gore-yasamaliyiz/11023/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 18:07:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzun süre oturmak beyni yavaşlatır mı?]]></title>
			<description><![CDATA[Modern çalışma düzeni bizi saatlerce ekrana bağlıyor. Bu zihinsel olarak aktif, bedensel olarak durağan bir yapı oluşuyor. Beyin de bu dengesizliği yoğun olarak hissediyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gün içinde genellikle hareketsiz bir yaşam sürüyoruz. Bizi en çok da teknoloji kısıtlıyor. Tabii bu inaktif yaşam genel sağlığımız kadar beynimizi de olumsuz etkiliyor.

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Derya Uludüz ‘’Gün boyu fiziksel olarak çok hareket etmemiş olsak bile, hem vücutta hem zihinde ağır bir yorgunluk hissi yaşıyoruz.

Çoğu kişi bunu yoğun çalışmaya bağlıyor. Oysa sorun çoğunlukla iş yükü değil, uzun süreli hareket-sizliktir’’ dedi ve uzun süre oturmanın beyne etkilerini şöyle sıraladı: Oksijen ulaşımı azalır Tüm gün masa başında çalıştık. İşimiz bittiğinde bilgisayarı kapatıp masadan kalkıyoruz, ama inanılmaz bir zihinsel yorgunluk hissediyoruz.

Bu durum alarm vermez. Ancak gün sonunda odaklanmada azalma, zihinsel bulanıklık ve iş veriminde düşüşle kendini gösterir. Beyin sürekli enerji tüketen bir organdır.

Oksijen ve dolaşım desteğine ihtiyaç duyar. Saatlerce oturmak kan akımını azaltır, oksijenin beyne ulaşımını düşürür ve enerji üretimini yavaşlatır. Bu azalma özellikle beynin CEO’su ve karar merci olan frontal bölgede hissedilir.

Çünkü bu alanlar yüksek enerjiye bağımlıdır. Prefrontal korteks dikkat, planlama, karar verme ve problem çözmenin merkezidir. Enerji ihtiyacı fazladır.

Oksijen ve glikozun beyne ulaşmasındaki hafif düşüşler bile performansı etkileyebilir. Uzun bir toplantının başında zihniniz berrakken, ilerleyen saatlerde zorlanmanız genellikle kapasite kaybından değil, dolaşım desteğinin azalmasındandır. İşte bilimsel veriler Öğleden sonra yaşadığınız o zihinsel yorgunluk halini düşünün.

Saat 15.00 civarı odak azalır, zihinsel hız yavaşlar. Çoğu kişi bunu kan şekeriyle açıklar. Oysa çoğu zaman saatlerce ayağa kalkılmamıştır.

Beynin enerji üretimi yavaşlamıştır. Bilimsel veriler, kesintisiz oturma sonrasında dikkat süresinde azalma, işlem hızında yavaşlama ve karar kalitesinde düşüş olduğunu gösteriyor. Bu bir ‘sıkılma’ hali değil; fizyolojik bir süreçtir.

Her 45–60 dakikada bir ayağa kalkın Beyin yaklaşık bir saatlik kesintisiz odaklanmanın ardından doğal olarak verim kaybı yaşamaya başlar. Bu noktada kısa bir ayağa kalkma molası, dolaşımı yeniden hızlandırır. Kan akımı artar, oksijenlenme iyileşir ve zihinsel tazelenme başlar.

Bu basit alışkanlık, özellikle uzun toplantılar ve yoğun ekran maruziyeti sırasında performans düşüşünü önlemede etkilidir. Performansı artırma yolları Beyni canlandırmak için uzun egzersiz programlarına ya da saatler süren antrenmanlara ihtiyaç yok. Düzenli ve bilinçli hareket molaları, zihinsel performansı belirgin şekilde artırabiliyor.

Önemli olan süreklilik. Gün içinde kısa molalar verin Asansör yerine merdiven kullanmak, telefon görüşmesini ayakta yapmak gibi küçük hareketler uzun süreli oturma bloklarını böler ve metabolik yavaşlamayı engeller. Beyin için önemli olan hareketin süresi kadar düzenliliğidir. 2–3 dakika yürüyün veya esneyin Kısa yürüyüşler kalp hızını hafifçe artırır ve serebral kan akımını destekler.

Esneme hareketleri ise kas gerginliğini azaltarak boyun ve omuz bölgesindeki dolaşımı rahatlatır. Bu da baş ağrısını, zihinsel sıkışma hissini ve dikkat dağınıklığını azaltabilir. Sadece birkaç dakika bile nöronal enerji üretimini desteklemeye yeterlidir.

Gün ışığında yürüyüş yapın Gün ışığı yalnızca D vitamini sentezi için değil, sirkadiyen ritmin düzenlenmesi için de kritiktir. Gün içinde açık havada yapılan kısa bir yürüyüş hem biyolojik saati dengeler, hem de serotonin düzeylerini olumlu etkiler. Bu durum dikkat, ruh hali ve zihinsel netlik üzerinde belirgin iyileşme sağlayabilir.

Uzun oturma sürelerini bilinçli şekilde bölün Üç saat kesintisiz çalışmak yerine, 50 dakikalık çalışma ve 5 dakikalık hareket döngüleri oluşturmak daha sürdürülebilir bir yöntemdir. Bu yaklaşım hem bilişsel tükenmeyi azaltır hem de gün sonunda hissedilen zihinsel yığılmayı önler. Yerinizden kalkın yeter Herkes şu sorunu yaşar.

Aynı paragrafı iki, üç, hatta dört kez okursunuz. Kelimeler gözünüzün önünden geçer ama bir türlü anlamazsınız. Sonra sıkılıp ayağa kalkarsınız.

Belki mutfağa kadar yürürsünüz, belki pencerenin önüne gidip biraz nefes alırsınız. Geri döndüğünüzde o karmaşık görünen metin bir anda daha anlaşılır hale gelir. Bu durum ‘kendimi motive ettim’ meselesi değildir.

Beden hareket ettiğinde kalp biraz daha güçlü pompalamaya başlar, beyne daha fazla oksijen ve glikoz gider. Dikkatle ilgili kimyasallar dengelenir. Sinir hücreleri arasındaki iletişim hızlanır.

Yani zihin gerçekten toparlanır. Aynı zamanda dopamin, noradrenalin ve serotonin gibi nörotransmitterlerin dengesi iyileşir. Bu maddeler dikkat, motivasyon ve zihinsel berraklık üzerinde doğrudan etkilidir.

O birkaç dakikalık yürüyüş, beynin yeniden devreye girmesini sağlar. Bazen ihtiyacımız olan şey daha fazla çaba değil, sadece yerimizden kalkmaktır. En çok masa başı çalışanlar risk altında Evet… Günün büyük bölümünü oturarak geçiren kişilerde risk daha yüksektir.

Uzun süreli hareketsizlik hem metabolik sistemi hem de serebral dolaşımı olumsuz etkileyebilir. Özellikle kesintisiz ekran başında çalışanlarda dikkat azalması, zihinsel yorgunluk ve performans düşüşü daha sık görülür. Ancak risk kaçınılmaz değildir; düzenli hareket molaları ve günlük fiziksel aktivite ile bu etkiler büyük ölçüde dengelenebilir.

Daha verimli çalışır Önemli bir karar öncesi kısa bir yürüyüşün işe yaraması şaşırtıcı değildir. Bazı yöneticilerin kritik görüşmeleri ayakta yapmayı tercih etmesi de tesadüf değildir. Hareket hafıza keskinliğini destekler.

Hareket sonrası hissedilen zihinsel açıklık bir algı değil; biyolojik bir yanıtın sonucudur. Artan dolaşım, hızlanan enerji üretimi ve dengelenen nörokimyasal ortam sayesinde beyin daha verimli çalışmaya başlar. Ne kadarı zararlı?

Kesintisiz olarak 45–60 dakikadan uzun süre oturmak önerilmez. Bu sürenin ardından dolaşım yavaşlamaya, dikkat performansı düşmeye ve zihinsel verimlilik azalmasına başlar. Burada asıl risk toplam oturma süresinden çok, aralıksız geçirilen bloklardır.

Bu nedenle her saat başı kısa bir ayağa kalkma ve birkaç dakikalık hareket, hem metabolik hem de bilişsel açıdan koruyucu etki sağlar.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzun-sure-oturmak-beyni-yavaslatir-mi-8923.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzun-sure-oturmak-beyni-yavaslatir-mi-8923.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzun-sure-oturmak-beyni-yavaslatir-mi-8923_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzun-sure-oturmak-beyni-yavaslatir-mi-8923.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/uzun-sure-oturmak-beyni-yavaslatir-mi/10798/</link>
			<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 20:38:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmandan kalp sağlığı uyarısı: Riskler erken yaşta başlıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Dünyada 19,2 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, kalp ve damar hastalıklarının genetik ve yaşam tarzı faktörlerinin birleşimiyle ortaya çıktığını belirterek, “Önlenebilir riskleri kontrol etmek hayat ku...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünyada 19,2 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, kalp ve damar hastalıklarının genetik ve yaşam tarzı faktörlerinin birleşimiyle ortaya çıktığını belirterek, “Önlenebilir riskleri kontrol etmek hayat kurtarır” dedi.

Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, kalp ve damar hastalıklarının yalnızca yaşlılıkla ortaya çıkan bir sorun olmadığını, risk faktörlerinin çok erken yaşlarda şekillendiğini söyledi. Gündüz, yüksek tansiyon, kötü kolesterol (LDL) yüksekliği, sigara kullanımı, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam ve kronik stresin değiştirilebilir risk faktörleri olduğunu, yaş, cinsiyet ve aile öyküsünün ise değiştirilemeyen riskler arasında yer aldığını ifade etti. Erkeklerde riskin genellikle 45 yaş sonrası, kadınlarda ise menopozla birlikte arttığını belirtti.

Hastalığın temellerinin gençlik yıllarında atıldığını vurgulayan Gündüz, sigara, sağlıksız beslenme ve genetik yatkınlığın erken dönemde; orta yaşta tansiyon ve kolesterol yüksekliğinin; ileri yaşta ise kronik hastalıkların daha belirgin hale geldiğini söyledi.

Kalp hastalıklarında erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirten Gündüz, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, aşırı yorgunluk, çabuk yorulma, mide rahatsızlığı gibi belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.

Dünya genelinde kardiyovasküler hastalıkların artış eğiliminde olduğunu aktaran Gündüz, her yıl milyonlarca kişinin bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini, Türkiye’de ise ölümlerin yaklaşık yüzde 36’sının dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandığını hatırlattı. Korunmanın yaşam tarzı değişiklikleriyle mümkün olduğunu vurgulayan Gündüz, Akdeniz tipi beslenme, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz, sigaranın bırakılması ve ideal kilo kontrolünün kalp sağlığı açısından kritik olduğunu söyledi.

Hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğine dikkat çeken Gündüz, kontrolsüz yüksek tansiyonun kalp kasını zorladığını, damar yapısını bozarak kalp krizi ve inme riskini artırdığını belirtti. Ayrıca kilo kaybının tansiyon üzerinde doğrudan olumlu etki yaptığını ve ilaç tedavisinin doktor önerisi olmadan bırakılmaması gerektiğini vurguladı.

Gündüz, kalp sağlığının korunmasının tek bir önlemle değil, uzun vadeli bir yaşam disipliniyle mümkün olduğunu ifade etti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-riskler-erken-yasta-basliyor-5157.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-riskler-erken-yasta-basliyor-5157.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-riskler-erken-yasta-basliyor-5157_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-riskler-erken-yasta-basliyor-5157.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-riskler-erken-yasta-basliyor/10653/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 13:52:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hazır gıdalardan aldığınız her lokma sağlığınıza ağır bir darbe! Uzmanlar uyardı: "Mutfağa geri dönün"]]></title>
			<description><![CDATA[Günümüzün koşturmacalı yaşam tarzı, beslenme alışkanlıklarımızı kökünden değiştirirken faturayı kalbimize kesiyor. Pratik olduğu için sıkça tercih edilen fast food ve işlenmiş gıdalar; obezite, hipertansiyon ve diyabet gibi çağın salgın hastalıklarına zemin hazırlıyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Y...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hızlı yaşam temposuyla birlikte artan dışarıdan yemek yeme alışkanlığı, kalp ve damar sağlığını sessizce tüketiyor. Sağlıksız beslenmenin kalp ve damar sistemi üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yüksel Doğan, sağlıklı bir yaşam için mutfağa geri dönülmesi gerektiğini vurguladı.

FAST FOOD İŞTAHI ARTIRIYOR

Fast food ürünlerin genellikle işlenmiş gıdalardan oluştuğunu belirten Prof. Doğan, 'Bu tür yiyecekler yüksek kalori, aşırı tuz ve şeker içeriyor. Fast food ürünlerinde kullanılan yağlar da çoğunlukla sağlıksız trans yağlardır. Bu gıdalar lif ve antioksidan açısından da oldukça fakirdir. Fast food yiyecekler yüksek kalori ve tatlandırıcı içeriği nedeniyle kişilerin iştahını artırır ve daha sık yemek yemeye yönlendirir. Bu durum zamanla kilo artışına ve obeziteye yol açar' dedi.

KALP VE DAMAR HASTALIKLARI RİSKİNİ ARTIRIYOR

Fast food tüketiminin kısa ve uzun vadede birçok sağlık sorununa neden olabileceğini belirten Prof. Doğan, 'Fast food ürünlerindeki şekerler kan şekerinin hızla yükselmesine neden olur. Bu durum kısa vadede halsizlik ve uyku hali oluştururken uzun vadede diyabet gelişimine zemin hazırlar. Aşırı tuz tüketimi ise hipertansiyon riskini artırıyor. Yüksek kalorili işlenmiş gıdalar obeziteye yol açarken birçok hastalığın da kapısını aralıyor. Obezite; hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği ve uyku apnesi gibi birçok hastalığın bir arada görüldüğü metabolik sendromun ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu durum da kalp damar hastalıkları riskini ciddi şekilde artırır' diye konuştu.

DOĞAL VE EV YEMEKLERİ TERCİH EDİLMELİ

Sağlıklı beslenmenin kalp sağlığının korunmasında önemli rol oynadığını belirten Prof. Dr. Doğan, 'Ev yemekleri işlenmiş gıdalar değildir. Evde hazırlanan yemeklerde tuz ve şeker miktarını kontrol edebilir, katkı maddelerinden uzak durabilirsiniz. Sağlıklı bir yaşam için gerçek gıdaları tercih etmek ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak gerekir. Mevsiminde tüketilmeyen gıdalar da bazı riskler taşıyabiliyor. Mümkün olduğunca doğal ve mevsiminde yetişen ürünler tercih edilmeli' ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/hazir-gidalardan-aldiginiz-her-lokma-sagliginiza-agir-bir-darbe-uzmanlar-uyardi-mutfaga-geri-donun-4008.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/hazir-gidalardan-aldiginiz-her-lokma-sagliginiza-agir-bir-darbe-uzmanlar-uyardi-mutfaga-geri-donun-4008.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/hazir-gidalardan-aldiginiz-her-lokma-sagliginiza-agir-bir-darbe-uzmanlar-uyardi-mutfaga-geri-donun-4008_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/hazir-gidalardan-aldiginiz-her-lokma-sagliginiza-agir-bir-darbe-uzmanlar-uyardi-mutfaga-geri-donun-4008.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/hazir-gidalardan-aldiginiz-her-lokma-sagliginiza-agir-bir-darbe-uzmanlar-uyardi-mutfaga-geri-donun/10630/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 12:01:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Polen alerjisi olanlar dikkat! Uzmanlar o saatler için uyardı]]></title>
			<description><![CDATA[Bahar aylarının gelmesiyle birlikte artış gösteren polen alerjisi hakkında uyarılarda bulunan Uzm. Dr. Ecem Kadıköy, belirtilerin soğuk algınlığı ile karıştırılmaması gerektiğine dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzm. Dr. Ecem Kadıköy, polen hassasiyeti olan kişilere polen yoğunluğunun arttığı sabah saatlerinde ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkmamaları tavsiyesinde bulundu.

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ecem Kadıköy, polen alerjisinin ağaç, çimen ve yabani otların polenlerine karşı vücudun aşırı tepki vermesi durumu olduğunu belirtti. Vücudun bu polenleri tehlikeli gibi algılayarak savunma mekanizması geliştirdiğini ifade eden Uzm. Dr. Kadıköy, "En sık gördüğümüz durumlar hapşırma, burun akıntısı, gözde yaşarma ve kızarıklık gibi semptomlardır. Özellikle belli mevsimlerde bu şikayetleriniz sürüyorsa bu bir soğuk algınlığı olmayabilir. Polen alerjisinden şüphelenmek gerekebilir" dedi.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ VE AŞI UYGULAMASI

Polen alerjisinde uygulanan tedavi yöntemlerine değinen Uzm. Dr. Kadıköy, öncelikle antihistaminik olarak adlandırılan alerji ilaçlarından ve burun spreylerinden faydalandıklarını kaydetti. Hastalığın seyrine göre farklı tedaviler de uygulandığını aktaran Uzm. Dr. Kadıköy, "Bazı durumlarda spesifik alerjisi olan kişilerde ya da kontrol altına alamadığımız durumlarda immünoterapi dediğimiz, halk arasında alerji aşısı olarak geçen yöntemleri uygulayabilmekteyiz. Bu yöntem seçilmiş hasta gruplarında uygulanabilmektedir. Aynı zamanda yine kontrol altına alamadığımız durumlarda biyolojik ajan dediğimiz tedavi yöntemleri de uygulayabiliyoruz" ifadelerini kullandı.

KORUNMA YÖNTEMLERİ NELER?

Polen alerjisinin genellikle ilkbahar ve yaz başlangıcında görüldüğünü dile getiren Uzm. Dr. Ecem Kadıköy, polenlerin mart ayı başında, yabani ot polenlerinin ise yaz başında ortaya çıktığını vurguladı. Hastaların şikayetlerinin bazı durumlarda daha uzun sürebileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Kadıköy, "Polen yükünü daha çok sabah saatlerinde görüyoruz. O yüzden hastaların sabah saatlerinde dışarı çıkmalarını önermiyoruz. Bu durumu kuru ve rüzgarlı günlerde daha çok görmekteyiz. Polen alerjisi olan kişiler bu saatlerde dışarı çıkarsa, eve geldikten sonra mutlaka duş almalarını ve kıyafetlerini değiştirmelerini öneriyoruz. Hastalarımız ilaçlarını mutlaka düzenli olarak kullansınlar. Şikayetleri devam ediyorsa bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurmalarını, dışarı çıkarken de maske ve gözlük kullanmalarını öneriyoruz" şeklinde konuştu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/polen-alerjisi-olanlar-dikkat-uzmanlar-o-saatler-icin-uyardi-4237.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/polen-alerjisi-olanlar-dikkat-uzmanlar-o-saatler-icin-uyardi-4237.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/polen-alerjisi-olanlar-dikkat-uzmanlar-o-saatler-icin-uyardi-4237_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/polen-alerjisi-olanlar-dikkat-uzmanlar-o-saatler-icin-uyardi-4237.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/polen-alerjisi-olanlar-dikkat-uzmanlar-o-saatler-icin-uyardi/10548/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 02:44:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bu besinler kolesterolü düşürüyor! 'Günde 5 kez tüketin']]></title>
			<description><![CDATA[LDL (kötü) kolesterol damar tıkanıklığına yol açabilirken, HDL (iyi) kolesterol fazla kolesterolü karaciğere taşıyarak damarları korur. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yunus Amasyalı, liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzelerin düzenli tüketilmesinin önemli olduğunu, çözünebilir liflerin kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebildiğini söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kardiyoloji Kliniği'nden Dr. Öğr. Üyesi Yunus Amasyalı, Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla bilgilendirmelerde bulunarak "Kırmızı et yerine balık, derisi hariç kümes hayvanları ve az yağlı etleri tercih edin. Günde en az 5 kez sebze ve meyve tüketin. Bunlarda önemli vitamin ve mineraller mevcuttur. Günde en az 8-10 bardak su için. Liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzeleri düzenli tüketin. Çözünebilir lifler kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebilmektedir" dedi.

"GÜNDE 6 GRAMDAN FAZLA TUZ TÜKETMEYİN"

Kalp sağlığı için sağlıklı bir beslenme alışkanlığının edinilmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Kalp hastalıkları için risk oluşturan yüksek kan basıncı (hipertansiyon), fazla kilo ve yüksek kolesterol durumuna sağlıklı beslenme alışkanlığı ile olumlu bir katkıda bulunulabilir. Kan dolaşımındaki kolesterolün yüzde 75'i karaciğerde, yüzde 25'i ise aldığımız gıdalardan emilir.

Gıdalarla aldığımız yağın miktarı ve türü kan kolesterol düzeyine önemli ölçüde etki eder. Dolaşımdaki fazla kolesterol, kalbi besleyen damarların iç yüzeylerinde 'plak' adı verilen birikimler yapar. Bu plaklar da büyüyerek kan dolaşımını engeller. Ancak kalp hastalığına yol açan asıl etken yağın miktarından ziyade yağın türüdür. Ayrıca günde 6 gramdan fazla tuz tüketilmemelidir" diye konuştu.

KALP HASTALIĞI RİSKİNİ ARTIRIYOR

Yapılması gerekenin günlük kalorinin en fazla yüzde 30'unu yağlardan almak ve 'kötü' yağları 'iyi' yağlarla değiştirmek olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Doymuş ve trans yağların tüketimi 'kötü kolesterol' olarak bilinen LDL kolesterol düzeyini, dolayısıyla kalp hastalığı riskini artırır. Bu tip yağlardan alınan toplam kalorinin yüzde 10'unu aşmaması gerekiyor. LDL kolesterolü yüksek ya da kalp hastası olanlarda bu oran yüzde 7'nin altına, kolesterol alımı ise günde 200 miligramın atına inmelidir.

'KÖTÜ' YAĞLARIN BAŞLICA KAYNAKLARI

Margarin, kırmızı et, yumurta sarısı, tam yağlı süt ve ürünleri, kızarmış gıdalar, hamburger ve benzerleri, ticari unlu mamuller bu tür 'kötü' yağların başlıca kaynaklarıdır. Doymamış yağlar ise LDL kolesterol düzeyini düşürürken 'iyi kolesterol' olarak adlandırılan HDL kolesterolü artırır. Zeytinyağı, fındık yağı, mısırözü yağı, balık, ceviz, soya fasulyesi bu 'iyi' yağların kaynaklarıdır ve günlük kalorinin en fazla yüzde 30'u olması gereken yağ tüketiminde bunlara ağırlık verilmelidir" şeklinde konuştu.

Kalp sağlığını korumak için yapılması gerekenlerden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, şunları söyledi:

"Orta derecede karbonhidratlar, proteinler ve az miktarda ancak sağlıklı yağlardan oluşan dengeli öğünlerle beslenin. Tam yağlı süt ve ürünleri yerine yağı azaltılmış olanları tercih edin. Haftada 4 yumurtadan fazlasını yemeyin. LDL kolesterolü yüksek kişiler yumurta sarısı bakımından daha da dikkatli olmalıdırlar. Kırmızı et yerine balık, derisi hariç kümes hayvanları ve az yağlı etleri tercih edin. Günde en az 5 kez sebze ve meyve tüketin. Bunlarda önemli vitamin ve mineraller mevcuttur. Günde en az 8-10 bardak su içmelisiniz. Liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzeleri düzenli tüketin. Çözünebilir lifler kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebilmektedir."

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bu-besinler-kolesterolu-dusuruyor-gunde-5-kez-tuketin-4237.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bu-besinler-kolesterolu-dusuruyor-gunde-5-kez-tuketin-4237.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bu-besinler-kolesterolu-dusuruyor-gunde-5-kez-tuketin-4237_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bu-besinler-kolesterolu-dusuruyor-gunde-5-kez-tuketin-4237.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bu-besinler-kolesterolu-dusuruyor-gunde-5-kez-tuketin/10547/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 02:44:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı açıkladı: Kalp hastalıkları nasıl önlenir?]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, kalp ve damar hastalıklarıyla mücadeleye ilişkin, "Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kalp ve damar sağlığını korumada büyük önem taşımaktadır" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, kalp ve damar hastalıklarının, bireylerin yaşam süresini, günlük yaşam aktivitelerini ve genel yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli sağlık sorunu olduğu belirtildi.

Özellikle erken yaşlardan itibaren ortaya çıkan risk faktörlerinin, kalp sağlığını olumsuz etkileyip ilerleyen dönemlerde ciddi hastalıklara zemin hazırlayabildiği vurgulanarak, "Kalp ve damar hastalıkları yalnızca fiziksel sağlığı değil, bireylerin psikolojik durumunu, sosyal hayata katılımını ve üretkenliğini de etkileyerek çok yönlü sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle kalp sağlığının korunması, erken tanı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi büyük önem taşımaktadır" ifadeleri kullanıldı.

"TANI VE TEDAVİ OLANAKLARI ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ARTIRILDI"

Sağlık hizmetlerinin etkin ve erişilebilir sunulması amacıyla, Sağlık Bakanlığı bünyesindeki kamu hastanelerinde faaliyet gösteren 100 erişkin kalp merkezi ve 15 pediatrik kalp merkezi ile tanı ve tedavi olanaklarının önemli ölçüde artırıldığı işaret edilerek, "Bu merkezler sayesinde vatandaşların kalp ve damar hastalıklarına yönelik sağlık hizmetlerine daha hızlı ve kolay ulaşması sağlanmaktadır. Kalp sağlığı alanında sunulan bu güçlü altyapı hem erken tanı süreçlerini desteklemekte hem de ileri tedavi yöntemlerine erişimi kolaylaştırmaktadır. Böylece toplum genelinde kalp hastalıklarına bağlı risklerin azaltılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi hedeflenmektedir. Sağlık hizmetlerinin etkin ve erişilebilir sunulması amacıyla ülke genelinde insan kaynağı ve altyapı kapasitesi güçlendirilmeye devam etmektedir. Bu doğrultuda, kamu hastanelerimizde sunulan hizmetler kapsamında 1598 kalp ve damar cerrahisi ile 3 bin 547 kardiyoloji uzman hekim görev yapmakta olup, kardiyovasküler hastalıkların tanı ve tedavisinde etkin rol almaktadır. Ayrıca, kamu hastanelerimiz bünyesinde görev yapan 144 çocuk kalp ve damar cerrahisi ve 391 çocuk kardiyolojisi uzmanı ile pediatrik hasta grubuna yönelik nitelikli sağlık hizmeti sunulmaktadır" ifadelerine yer verildi.

"YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRMAKTADIR"

Kardiyovasküler hastalıkların çoğunun erken tanı ve doğru yaşam alışkanlıklarıyla önlenebildiği kaydedilerek, şöyle denildi: "Bu nedenle düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi, risk faktörlerinin erken dönemde tespit edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması açısından büyük önem taşımaktadır. Kalp sağlığının korunması, yalnızca yaşam süresini uzatmakla kalmamakta, aynı zamanda bireylerin yaşam kalitesini de artırmaktadır. Bu yönüyle kalp ve damar hastalıklarıyla mücadele, toplum sağlığının korunması açısından kritik bir rol oynamaktadır. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kalp ve damar sağlığını korumada büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple dengeli ve sağlıklı beslenmeli, tuz ve doymuş yağ tüketimi sınırlandırılmalı, düzenli fiziksel aktivite yapılmalı, tütün ve tütün ürünlerinden uzak durulmalı, stres kontrol altına alınmalı, yeterli uyku düzeni sağlanmalı, düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemelidir. Bireylerin bu alışkanlıkları erken yaşlardan itibaren benimsemesi, ilerleyen dönemlerde oluşabilecek riskleri önemli ölçüde azaltarak daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmelerine katkı sağlamaktadır. Sağlıklı Hayat merkezleri bünyesinde sunulan ücretsiz yaşam danışmanlığı hizmetleri, bireylere sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanma sürecinde rehberlik etmektedir."

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakanligi-acikladi-kalp-hastaliklari-nasil-onlenir-8783.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakanligi-acikladi-kalp-hastaliklari-nasil-onlenir-8783.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakanligi-acikladi-kalp-hastaliklari-nasil-onlenir-8783_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakanligi-acikladi-kalp-hastaliklari-nasil-onlenir-8783.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/saglik-bakanligi-acikladi-kalp-hastaliklari-nasil-onlenir/10543/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 01:47:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzman isim uyardı! "Oda spreyleri alarm veriyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Oda spreyleri içerdikleri sentetik kimyasallar, uçucu organik bileşikler (VOC), ftalatlar ve formaldehit nedeniyle sağlığa zarar verebiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Demet Çetin, özellikle kapalı alanlarda yoğun şekilde kullanılan oda spreylerinin içerdiği kimyasal bileşenlerin solunum yollarını tahriş edebileceğini belirtti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Uzm. Dr. Çetin, "Oda spreylerinde yer alan sentetik koku vericiler ve uçucu organik (VOC), hassas bireylerde öksürük, nefes darlığı, boğazda yanma ve gözlerde irritasyona neden olabilir. Özellikle astım ve alerjik hastalığı olan kişilerde bu etkiler daha belirgin şekilde ortaya çıkabilmektedir" dedi.

HASSAS GRUPLAR DAHA FAZLA RİSK ALTINDA

Çocuklar, yaşlılar ve kronik solunum yolu hastalığı bulunan bireylerin bu tür kimyasallara karşı daha duyarlı olduğuna dikkat çeken Çetin, bu grupların bulunduğu ortamlarda oda spreyi kullanımının sınırlandırılması gerektiğini vurguladı.

DOĞAL HAVALANDIRMA ÖNERİSİ

Kapalı ortamlarda kimyasal içerikli ürünlerin gereksiz kullanımının iç hava kalitesini olumsuz etkilediğini belirten Uzm. Dr. Demet Çetin, "Temiz hava sağlamak için en etkili ve güvenli yöntem doğal havalandırmadır. Ortamların düzenli olarak havalandırılması, kimyasal yükü azaltarak daha sağlıklı bir yaşam alanı sunar" ifadelerini kullandı.

BİLİNÇLİ TÜKETİM VURGUSU

Uzm. Dr. Demet Çetin, tüketicilerin ürün etiketlerini dikkatle incelemesi ve içerik hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini belirterek, mümkün olduğunca daha doğal ve güvenli alternatiflerin tercih edilmesini öneriyor. Ferah bir koku elde etmek isterken sağlığın riske atılmaması gerektiğini hatırlatan uzmanlar, toplumda bu konuda farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekiyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzman-isim-uyardi-oda-spreyleri-alarm-veriyor-8783.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzman-isim-uyardi-oda-spreyleri-alarm-veriyor-8783.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzman-isim-uyardi-oda-spreyleri-alarm-veriyor-8783_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/uzman-isim-uyardi-oda-spreyleri-alarm-veriyor-8783.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/uzman-isim-uyardi-oda-spreyleri-alarm-veriyor/10542/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 01:47:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sadece kask yetmiyor! Motosiklet sürücülerine hayati uyarılar]]></title>
			<description><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim Azboy, iki tekerlekli araç kullanımında artan risklere dikkat çekerek, yanlış kullanım ve yetersiz ekipmanın genç sürücülerde kalıcı sakatlıklara yol açtığını vurguladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Büyük şehirlerde artan trafik yoğunluğuyla birlikte motosiklet kazalarının, genç yaşta kalıcı sakatlığın en büyük nedenlerinden biri haline geldiğini belirten Prof. Dr. İbrahim Azboy, motosiklet kazalarında ayak bileği, diz ve kalça çevresinde ciddi kırıklarla sıkça karşılaştıklarını belirterek sürücülere hayati uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Azboy, motosiklet kazaları sonrası hastanelere ağır travmalarla başvuran gençlerin sayısında ciddi oranda artış yaşandığını söyledi.

"GENÇ HASTALARIMIZ CİDDİ KIRIKLARLA GELİYOR"

Motosiklet kazalarının ortopedi kliniklerinde en sık karşılaşılan travmalar arasında yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Azboy, “Özellikle İstanbul gibi trafiğin yoğun ve zeminin engebeli olduğu şehirlerde motosiklet kazaları daha sık görülüyor. Aşırı hız nedeniyle hastalarımız bize ciddi travmalarla geliyor. Çoğu genç olan sürücülerde ayak bileği, diz ve kalça çevresinde parçalı ve eklem içi kırıklarla karşılaşıyoruz. Bazı kırıklar uzun vadeli sakatlık riski taşıyor. Kalça yuvasının kırılıp femur başının yuvadan çıktığı asetabulum kırıklarıyla sık karşılaşıyoruz. Bu kırıkların tedavisi oldukça zor. Eklem içi kırıklarda ilerleyen yıllarda hareket kısıtlılığı ve kalıcı sakatlıklar görülebiliyor. Genç yaşta yaşanan bu kazalar, hastalarımızın hem iş hem de sosyal hayatını ciddi şekilde etkiliyor” ifadelerini kullandı.

"'KISA MESAFE GİDECEĞİM' DÜŞÜNCESİ ÇOK YANLIŞ"

Kazaları önlemenin en etkili yolunun trafik kurallarına uymak olduğunu vurgulayan Prof. Azboy, “Ekipman kullanımı hayati önem taşıyor. Sadece kask takmak yeterli değil. ‘Kısa mesafe gideceğim’ düşüncesi çok yanlış. Eldiven, dizlik, ayak bileğini, sırtı ve omurgayı koruyan ekipmanlar mutlaka kullanılmalı. Motosiklet kazalarının ne kadar ciddi travmalara yol açtığını unutmamak gerekiyor. Motosiklet kazaları sonrası yapılan yanlış müdahaleler de hasarı artırabiliyor. Boyun kırıkları, omurga kırıkları, kalça kırıklı çıkıkları gibi hayati risk taşıyan durumlar görülebiliyor. Acil ekipler gelene kadar hastanın hareket ettirilmemesi, ‘Bir şeyin yok, kalk yürü’ denmemesi gerekir. Hastanın travma tahtasına alınarak en yakın sağlık merkezine doğru şekilde transfer edilmesi çok önemlidir” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sadece-kask-yetmiyor-motosiklet-suruculerine-hayati-uyarilar-8783.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sadece-kask-yetmiyor-motosiklet-suruculerine-hayati-uyarilar-8783.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sadece-kask-yetmiyor-motosiklet-suruculerine-hayati-uyarilar-8783_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sadece-kask-yetmiyor-motosiklet-suruculerine-hayati-uyarilar-8783.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/sadece-kask-yetmiyor-motosiklet-suruculerine-hayati-uyarilar/10541/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 01:47:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Diyalize girip hayatını kaybetti! Vücutlarına antifrizli su karıştı: 1 ölü, 12 yaralı]]></title>
			<description><![CDATA[Burdur Devlet Hastanesi’nde 2024 yılında diyalize giren hastaların seans sonrası fenalaşmasıyla başlayan ve 1 kişinin ölümü, 12 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olayla ilgili yürütülen soruşturma tamamlandı. Cumhuriyet Başsavcılığı, hastanedeki teknik süreçlerde ihmal bulunduğu iddiasıyla 4 sanık hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası talep etti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Burdur Devlet Hastanesi'nde 2 yıl önce diyalize girdikten sonra rahatsızlandıkları belirtilen hastalardan birinin ölümü, 12'sinin yaralanmasıyla ilgili 4 sanık hakkında 22 yıl 6'şar aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Burdur Cumhuriyet Başsavcılığınca, tutuksuz sanıklar, hastanenin kazan dairesi projesini çizen mühendis G.A.S, kazan dairesiyle firması adına ilgilenen makine mühendisi Y.A, hastanenin sıhhi tesisatçısı M.C. ve elektrik teknikeri İ.S. hakkında hazırlanan iddianame Burdur 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

Sanıkların "bilinçli taksirle bir veya birden fazla kişinin ölümüne veya yaralanmasına neden olma" suçundan yargılanmaları talep edilen iddianamede, hayatını kaybeden Mustafa Demir'in 4 yakını müşteki, diyalizden sonra rahatsızlanan 12 hasta mağdur sıfatıyla yer aldı.

DİYALİZDEN SONRA ŞİKAYETLER PEŞ PEŞE GELDİ

İddianamede, 25 Mayıs 2024'te Burdur Devlet Hastanesi Diyaliz Ünitesi'nde seansa giren hastalarda diyaliz sonrası bulantı, baş dönmesi, şuur bulanıklığı ve halsizlik şikayetlerinin meydana geldiği, bu hastalardan bazılarının durumunun zamanla ağırlaşmaya başladığı belirtildi.

Bunun üzerine Burdur Devlet Hastanesince suç duyurusunda bulunulduğu aktarılan iddianamede, olayda Mustafa Demir'in öldüğü, 12 kişinin de yaralandığı kaydedildi.
Olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığı hatırlatılan iddianamede, bu kapsamda alınan bilirkişi raporları doğrultusunda tedavi gören hastaların vücuduna diyaliz sırasında hastanenin kazan dairesinden gelen antifrizli suyun girdiğinin tespit edildiği aktarıldı.

ANTİFRİZLİ SU İLE BAŞLAYAN İHMALLER ZİNCİRİ

İddianamede yer alan bilirkişi raporunda, olayın, sistemde antifrizli suyun varlığı, by-pass hattı üzerinde küresel vananın açık unutulması ve hidrofor sisteminin arıza vermesine rağmen müdahale edilmemesi nedeniyle hatalar silsilesiyle oluştuğu kaydedildi.

Raporda, olayın, "Soğutma dönüş kolektörünü, yumuşak su kolektör hattından besleyen mekanik besleme cihazının yanında yer alan mekanik besleme cihazının arızalanması durumunda çalışması için tasarlanan by-pass hattının açık unutulması neticesinde ve hidrofor sisteminin arızalanması nedeniyle ters akış sonucu soğutma sisteminde kullanılan antifrizli suyun kullanma suyuna karışmasından kaynaklandığı" tespitine yer verildi.

DİĞER ÖLÜM VE YARALANMALARLA İLGİLİ "EK KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞI" KARARI

İddianamede, Osman Ali Gönüllü'nün ölümüne ilişkin tıbbi evrakların incelenmesinde ölüm nedeninin pankreas kanseri olduğunun görüldüğü, bu bilgi doğrultusunda talep üzerine Burdur Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporda Gönüllü'nün 16 Temmuz 2024'te yaşamını yitirmesi ile 25 Mayıs 2024'te meydana gelen olay arasında illiyet bağının bulunmadığına dair rapor düzenlendiği vurgulandı.

Olayın ardından Antalya'da tedavi altına alınan Saniye Aksöz ve Amına Abas Jama'nın ölümleri hakkında ise iddianamede, "Kanlarında yapılan incelemelerde toksik maddelerin bulunmadığı, bilinç değişikliği, asidoz, aritmi gibi bulguların gelişmemesi, kişilerde mevcut diyabet, hipertansiyon, akut ve kronik böbrek yetmezlikleri, kalp yetmezliği, kalp hastalıkları ve kanlarında diyaliz cihazlarında bulunan 'etilen glikol' bulunmaması nedenleriyle 25 Mayıs 2024'te meydana gelen olayla aralarında illiyet bağının bulunmadığının oy birliği ile mütalaa edildiği" ifadelerine yer verildi.

İddianamede ayrıca olayda yaralanan 16 kişinin kanında "etilen glikol" bulunmadığı kaydedildi.

Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da "illiyet bağının bulunmadığı"nın tespit edildiği anlatılan iddianamede, bu nedenlerle sanıklar G.A.S, Y.A, İ.S. ve M.C. hakkında bu kişiler yönünden "ek kovuşturmaya yer olmadığı" kararı verildiği bildirildi.

İddianamede sanıkların "bilinçli taksirle bir veya birden fazla kişinin ölümüne veya yaralanmasına neden olma" suçundan 2 yıl 8'er aydan 22 yıl 6'şar aya kadar hapisle cezalandırılmaları istendi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/diyalize-girip-hayatini-kaybetti-vucutlarina-antifrizli-su-karisti-1-olu-12-yarali-8783.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/diyalize-girip-hayatini-kaybetti-vucutlarina-antifrizli-su-karisti-1-olu-12-yarali-8783.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/diyalize-girip-hayatini-kaybetti-vucutlarina-antifrizli-su-karisti-1-olu-12-yarali-8783_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/diyalize-girip-hayatini-kaybetti-vucutlarina-antifrizli-su-karisti-1-olu-12-yarali-8783.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/diyalize-girip-hayatini-kaybetti-vucutlarina-antifrizli-su-karisti-1-olu-12-yarali/10540/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 01:47:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yeni yönetmelik! Aile hekimliğinde kurallar değişti...]]></title>
			<description><![CDATA[Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'nde yapılan değişikliklerle, kamu hizmetinin kesintisiz ve etkin bir şekilde yürütülmesi hedefleniyor. Yönetmelikte, sağlık merkezlerine yönelik fiziki şartlar güncellendi, personel istihdamı teşvik edildi ve sağlıkta şiddetin önlenmesi adına yeni düzenlemeler getirildi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'ndan Aile Hekimliği'ne ilişkin yönetmelikle ilgili yapılan bilgilendirmeye göre, yönetmelikte yer alan açık hükümlerle, kamu hizmetinin kesintisiz ve etkin şekilde yürütülmesi ile vatandaşların herhangi bir aksama olmadan daha nitelikli hizmete ulaşabilmesinin sağlanması hedeflendi.

Yönetmelikle, aile sağlığı merkezlerinin kamu sağlık kuruluşu olduğu belirtilirken, hizmet mekanına ilişkin asgari fiziki şartlar hizmet sunumundaki ihtiyaçlara göre güncellendi. Aile hekimliği birimlerince aile sağlığı merkezindeki ortak kullanılan malzemelerin aile sağlığı merkezine ait olduğu belirlendi. Hizmet sunumunda ihtiyaçtan dolayı temin edilen ve kullanılan tıbbi cihaz ile sarf malzemeler daha açık şekilde listelenerek asgari tıbbi cihaz ve malzemelerde güncelleme yapıldı.

AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASINDA PERSONEL İSTİHDAMI TEŞVİK EDİLDİ

Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı istihdamına ilişkin usul ve esaslarda düzenleme yapılarak aile hekimliği uygulamasında personel istihdamı teşvik edildi. Aile hekimi olarak görev yapmaktayken askerlik veya doğum nedeniyle uygulamadan ayrılmak zorunda kalan hekimlerin uygulamaya dönmek istediklerinde öncelik hakları bulunuyor. Bu öncelik hakkının kullanımı sırasında yönetmelik hükmünün farklı şekilde yorumlanması neticesinde uygulama farklılıkları görüldüğünden bu hakkın kullanımı için şartlar detaylı olarak açıklanarak öncelik hakkının kullanımı için başvuruya yeterli süre tanındı.

Devlet hizmet yükümlülüğü atamaları ile aile hekimliği birimlerine direkt aile hekimliği uzmanı ataması düzenli olarak yapılmakta olup atanan personelin aile hekimliği birimlerinde görev yapmasına ilişkin hususlar açık şekilde belirtilerek, ülke genelinde uygulama birliği sağlandı.

SAĞLIKTA ŞİDDETİN ÖNLENMESİ ADINA DÜZENLEME

Hem sağlık çalışanını korumak hem de vatandaşın hizmet alımını engellememek amacıyla, şiddet durumunda vatandaşın aile hekimi kayıt değişikliğinin öncelikle farklı bir aile sağlığı merkezine yapılması, ikametgahına yakın farklı aile sağlığı merkezi yok ise aynı aile sağlığı merkezindeki başka bir aile hekimliği biriminin seçileceği hususu yönetmelikte düzenlendi.

Aile hekimliği uygulamasına geçiş sürecinin hızlandırılması için tüm aile hekimliği çalışanlarının bu süreçte aldığı temel eğitimleri uygulamaya geçişten sonra da alabilmesine imkan sağlandı. Birinci aşama uyum eğitimlerini kişinin yerleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde tamamlaması zorunluluğu getirildi. Yönetmelikte ayrıca, Sağlık Bakanlığına ait 'Aile Hekimliği Bilgi' kullanımına ve bu sisteme geçiş sürecine ilişkin düzenlemeye yer verildi.

AİLE SAĞLIĞI MERKEZİNDE 5 HEKİM İÇİN İLAVE ODA BULUNMASI ŞARTI GETİRİLDİ

Aile sağlığı merkezlerinde birim sayısına göre oluşturulan 'aşılama ve bebek/çocuk izlemleri odası' ile 'gebe izlem ve üreme sağlığı odası' kriterlerinde düzenleme yapılarak her dört hekim için değil, her beş hekim için ilave oda bulunması şartı getirildi. Uygulamada sıklıkla oda sayısının fazla olduğu ve bu odaların kullanılmadığı gözlemlendiğinden bu odaların 'aile hekimliği birimi' olarak sisteme katkı sunmasının sağlanması amaçlandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-yonetmelik-aile-hekimliginde-kurallar-degisti-8812.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-yonetmelik-aile-hekimliginde-kurallar-degisti-8812.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-yonetmelik-aile-hekimliginde-kurallar-degisti-8812-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-yonetmelik-aile-hekimliginde-kurallar-degisti-8812.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/yeni-yonetmelik-aile-hekimliginde-kurallar-degisti/10284/</link>
			<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:51:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bakan Memişoğlu duyurdu: Her gebeye bir ebe]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, “Her Gebeye Ebe” uygulamasıyla ilk hamileliğini yaşayan tüm anne adaylarına 6’ncı aydan sonra ebe tahsis edileceğini dile getirdi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, gebelik ve doğumun mucizevi bir yolculuk olduğunu, insanın bu büyük ve hassas bir süreçte zaman zaman endişe duyabileceğini söyledi.

Bakan Memişoğlu, Türkiye genelinde görev yapan 61 bin 414 ebe olduğunu dile getirdi.

“HER GEBEYE BİR EBE”
Mesleki mevzuatları güncelleyerek ebeleri hem sahada hem de doğumhanede çok daha etkin hale getirdiklerini anlatan Memişoğlu, “Her Gebeye Ebe” uygulamasıyla ilk gebeliğini yaşayan bütün anne adaylarına, takibi nerede yapılırsa yapılsın hamileliklerinin son üç ayında birebir ebe tahsis edildiğini ifade etti.

Bu süreçte ecenin anne ile beraber 3 ay geçirdiğini de sözlerine ekleyen Memişoğlu, “Son 3 ayında gebemizin hem arkadaşı olacak hem danışmanı olacak. İlk anneliğini bekleyen her anne adayımız, ister özel hastanede olsun, ister doğum hastanesinde olsun, doğum yapsın, ebemizin ilk anne adayımızın her an yanında olacağını özellikle belirtmek istiyorum. İstiyoruz ki ilk gebeliğinde tecrübeli bir ebemiz devamlı yanında olsun, güven versin, rehberlik etsin.” dedi.

“SEZARYEN ORTALAMASI DÜNYA ORTALAMASININ ÜZERİNDE”
Sezaryenin, normal doğumun tıbben mümkün olmadığı ya da anne ve bebek sağlığının risk altında olduğu durumlarda hekim kararıyla başvurulması gereken ciddi bir ameliyat olduğunu ifade eden Memişoğlu, Türkiye’de tıbbi açıdan gerekli olmayan sezaryen oranlarının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyledi.

NORMAL DOĞUM EYLEM PLANI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayelerinde “Normal Doğum Eylem Planı”nın hayata geçirildiğini hatırlatan Memişoğlu, bu plan ile anne adayları ve aileleri doğru bilgiyle güçlendirmeyi ve kaygılardan uzak bir doğum tecrübesinin önünü açmayı amaçladıklarını bildirdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bakan-memisoglu-duyurdu-her-gebeye-bir-ebe-3415.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bakan-memisoglu-duyurdu-her-gebeye-bir-ebe-3415.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bakan-memisoglu-duyurdu-her-gebeye-bir-ebe-3415-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bakan-memisoglu-duyurdu-her-gebeye-bir-ebe-3415.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bakan-memisoglu-duyurdu-her-gebeye-bir-ebe/10241/</link>
			<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 11:32:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sağlık Bakanı müjdeyi verdi! Çağın vebası tarih oluyor...]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Türkiye'de geliştirilen ilk yerli kanser ilacı adayının faz 1 çalışmalarında başarılı sonuç verdiğini açıkladı. Son bir yılda 7,7 milyon kişiye ücretsiz tarama yapılırken, 28 bin kişide erken kanser bulgusu tespit edildi. Yeni molekülün ileri aşamaları tamamlanırsa Türkiye'nin kendi ilacını dünya sağlık sistemine kazandırması hedefleniyor.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, kanser tedavisine yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında Türkiye'nin bilimsel açıdan kritik bir eşiğe geldiğini duyurdu. Memişoğlu, Türkiye'de geliştirilen ilk özgün ilaç adayının faz 1 klinik araştırmalarında başarılı sonuçlar verdiğini belirterek, "Türkiye kendi laboratuvarında, hastanelerinde ve bilim insanlarıyla ilk defa bir molekülü ortaya çıkarma aşamasında. Faz 1 çalışmaları çok başarılı oldu" dedi.

7,7 MİLYON KİŞİYE ÜCRETSİZ TARAMA

Bakan Memişoğlu, Türkiye'de meme, rahim ağzı ve bağırsak kanserlerine yönelik ücretsiz tarama programlarının sürdüğünü belirtti. Son bir yılda 7 milyon 700 bin kişiye tarama yapıldığını açıklayan Memişoğlu, bu çalışmaların aile hekimlikleri ve sağlıklı hayat merkezleri koordinasyonunda yürütüldüğünü ifade etti.

Yapılan taramalarda 276 bin kişi şüpheli olarak değerlendirilirken, 28 bin kişide erken kanser bulgularına rastlandı. Bu sayede binlerce vatandaşın erken tanı ile tedaviye erişim sağladığı vurgulandı.

ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIYOR

Kanserde erken teşhisin önemine dikkat çeken Memişoğlu, "Kanserden korkma, geç kalmaktan kork. 40 yaş üzerindeki vatandaşlarımız ücretsiz tarama hizmetlerinden faydalanabilir" dedi. Türkiye'de yapay zeka destekli tanı sistemlerinin de aktif olarak kullanıldığını belirten Memişoğlu, sağlık altyapısının dünya standartlarının üzerinde olduğunu söyledi.

HEDEF: DÜNYAYA YERLİ İLAÇ

Memişoğlu, Boğaziçi Üniversitesi öncülüğünde geliştirilen molekülün faz 2 ve faz 3 çalışmalarının da başarıyla tamamlanması halinde Türkiye'nin kendi geliştirdiği ilk kanser ilacını dünya sağlık sistemine kazandıracağını ifade etti.

Çalışmada emeği geçen kurumlar arasında Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Hastanesi, Koç Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi yer alırken, projede Prof. Dr. Rana Sanyal'ın önemli rol üstlendiği belirtildi.

YAN ETKİLERİ AZALTAN YENİ TEKNOLOJİ

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rana Sanyal ise geliştirilen teknolojinin ilacı doğrudan tümör hücresine yönlendirdiğini belirterek, bu sayede yan etkilerin azaltıldığını ve tedavi etkinliğinin artırıldığını söyledi. Çalışmanın TÜBİTAK ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı destekleriyle yürütüldüğü ifade edildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakani-mujdeyi-verdi-cagin-vebasi-tarih-oluyor-2409.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakani-mujdeyi-verdi-cagin-vebasi-tarih-oluyor-2409.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakani-mujdeyi-verdi-cagin-vebasi-tarih-oluyor-2409-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakani-mujdeyi-verdi-cagin-vebasi-tarih-oluyor-2409.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/saglik-bakani-mujdeyi-verdi-cagin-vebasi-tarih-oluyor/10048/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 18:25:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Vücudundan kilo kilo tümör alındı! 72 yaşındaki hasta yeniden yürüdü]]></title>
			<description><![CDATA[Kayseri’de Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirilen operasyon, dikkat çeken bir vakayı ortaya koydu. Kalça bölgesinde hızla büyüyen kitle nedeniyle hareket etmekte zorlanan 72 yaşındaki hasta, başarılı ameliyatla sağlığına yeniden kavuştu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hastanın sol kalça çevresinde gelişen ve yaklaşık 3,7 kilogram ağırlığında olduğu belirlenen yumuşak doku tümörü, detaylı incelemelerin ardından cerrahi müdahaleyle çıkarıldı.

DEV KİTLE TİTİZLİKLE ÇIKARILDI

Operasyon; Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Hastaneler Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Halil Kafadar’ın öncülüğünde, Dr. Feridun Arat ve araştırma görevlilerinden oluşan ekip tarafından gerçekleştirildi.

Ameliyat sırasında tümörün çevre dokularla olan ilişkisi dikkatle değerlendirildi. Hayati yapıların korunmasına öncelik verilerek dev kitle başarıyla çıkarıldı.

⚠️ “Erken teşhis hayati önem taşıyor”

Prof. Dr. Kafadar, bu tür vakalarda erken müdahalenin önemine dikkat çekerek şu uyarıda bulundu:

“Büyük yumuşak doku tümörleri, erken teşhis ve multidisipliner yaklaşımla başarılı şekilde tedavi edilebilir. Kısa sürede büyüyen kitleler mutlaka ciddiye alınmalı ve vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.”

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucudundan-kilo-kilo-tumor-alindi-72-yasindaki-hasta-yeniden-yurudu-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucudundan-kilo-kilo-tumor-alindi-72-yasindaki-hasta-yeniden-yurudu-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucudundan-kilo-kilo-tumor-alindi-72-yasindaki-hasta-yeniden-yurudu-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucudundan-kilo-kilo-tumor-alindi-72-yasindaki-hasta-yeniden-yurudu-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/vucudundan-kilo-kilo-tumor-alindi-72-yasindaki-hasta-yeniden-yurudu/10032/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Egzaması olan bebekler için altın değerinde tavsiyeler]]></title>
			<description><![CDATA[Günümüzde değişen çevresel faktörler ve yaşam koşulları, çocukluk çağı hastalıklarının haritasını da yeniden çiziyor. Hastanelerin çocuk polikliniklerine yapılan başvurularda, halk arasında egzama olarak bilinen atopik dermatit vakalarındaki artış dikkat çekiyor. Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serdar Al, özellikle bebeklerde yüz, kol ve bacaklarda görülen kuruluk ile kaşıntının ailelerin en sık karşılaştığı şikâyetler arasında yer aldığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son yıllarda bebeklerde hızla artan egzama vakaları, ailelerin en büyük sağlık endişelerinden biri haline geldi. Cilt kuruluğu ve şiddetli kaşıntıyla kendini gösteren bu rahatsızlık, cildin koruyucu bariyerini zayıflatarak çocukları farklı alerjilere karşı tamamen savunmasız bırakıyor. Aileler ise çocuklarını korumak isterken onları gereksiz diyetlere sokarak aslında çok daha büyük bir hataya düşüyor.

Doç. Dr. Serdar Al, ezbere yapılan besin kısıtlamalarının çocuklarda alerji riskini azaltmak yerine daha da artırdığına dikkat çekiyor. Doç. Al, kulaktan dolma diyetler yerine doğru nemlendirme ve mutlaka alerji uzmanı kontrolünün hayati önem taşıdığını vurguluyor.

CİLT BARİYERİ ZAYIFLIYOR

Çocukluk çağı egzamasının artık çok daha yaygın görüldüğünü söyleyen Doç. Dr. Al, “Egzamayı bebeklerin özellikle yüzünde, kollarının dış yüzeylerinde, omuzlarında, boyun bölgesinde ve bacaklarında sıkça görüyoruz. Cilt kuruluğu, kaşıntı ve kızarıklık en belirgin bulgular. Tedavinin en önemli parçası ise cildi düzenli şekilde nemli tutmaktır. Bebeklerde egzama sıklığı geçmiş dönemlere kıyasla artış gösteriyor. Çevresel faktörler, cilt bariyerindeki zayıflık ve alerjik yatkınlığın etkisi yüksek. Egzaması olan kişilerde cilt bariyeri zayıftır. Normalde cildi dış etkenlerden koruyan bu bariyer görevini tam yapamayınca alerji gelişimine daha yatkın hale gelirler” diye konuştu.

BESİN ALERJİSİ EGZAMAYI AĞIRLAŞTIRABİLİR

Egzamanın hafif, orta ve ağır olmak üzere farklı evreleri olduğunu dile getiren Doç. Dr. Al “Özellikle orta ağır egzama vakalarında besin alerjisi tabloya eşlik edebiliyor. Bu nedenle bu çocukların alerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi önemlidir. Egzaması olan çocuklarda gereksiz yere besin kısıtlandığını ve alerji mamalarının erken başlandığını görüyoruz. Bu doğru bir yaklaşım değil. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar şunu gösteriyor. Bir besinden ne kadar çok kaçınırsanız, özellikle egzaması olan çocuklarda besin alerjisi gelişme ihtimali o kadar artar” ifadelerini kullandı.

ÖMÜR BOYU KALABİLİR!

Egzamanın çoğu çocukta 2 yaşına kadar devam edebildiğini, ancak bazı bireylerde ömür boyu sürebileceğini dile getiren Doç. Dr. Al, “Egzaması olan küçük bebekler ilerleyen dönemde alerji geliştirmeye daha yatkındır. Ev tozu alerjisi gibi sorunlar zamanla tabloya eklenebilir” diyerek sözlerini tamamladı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/egzamasi-olan-bebekler-icin-altin-degerinde-tavsiyeler-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/egzamasi-olan-bebekler-icin-altin-degerinde-tavsiyeler-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/egzamasi-olan-bebekler-icin-altin-degerinde-tavsiyeler-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/egzamasi-olan-bebekler-icin-altin-degerinde-tavsiyeler-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/egzamasi-olan-bebekler-icin-altin-degerinde-tavsiyeler/10031/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Soğuk algınlığı ile karıştırmayın! Uzman isimden bahar alerjisi uyarısı]]></title>
			<description><![CDATA[Bahar aylarının gelmesiyle birlikte saman nezlesi, bahar alerjisi olarak bilinen mevsimsel alerjik rinit için uzman isimler tarafından uyarılar yapılmaya başladı. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Buğra Subaşı, bahar alerjisi olan kişiler için önemli bilgiler paylaştı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Halk arasında saman nezlesi, bahar alerjisi olarak bilindiğini, tıpta ise mevsimsel alerjik rinit olarak adlandırıldığını ifade eden Doç. Dr. Buğra Subaşı, bu hastalığı; özellikle bahar aylarında burundan solunan polen gibi alerjen maddelere karşı vücut bağışıklık sisteminin verdiği aşırı bir tepki şeklinde tanımladı. Ayrıca Subaşı, özellikle; çayır, çimen, ot, ağaç, çiçek polenlerinin de bahar alerjisini tetiklediğinin altını çizdi.

"SOĞUK ALGINLIĞINDAN AYIRT EDİCİ ÖZELLİĞİ VAR"

Ülkemizde bahar alerjisi görülme oranının yüzde 20 civarında olduğunu ve soğuk algınlığı ile karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Subaşı, "Bahar alerjisi olan kişilerde; burun tıkanıklığı, açık şeffaf renkli burun akıntısı, kaşıntı, geniz akıntısı, gözlerde kızarma, yaşarma, öksürük, koku bozuklukları gibi şikayetler gözlenebilir. Soğuk algınlığında da benzer şikayetler olsa da ayrıca ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, halsizlik, kırgınlık, üşüme, titreme gibi akut enfeksiyon bulguları da izlenebilir. Soğuk algınlığının 1 haftada düzelmesini bekleriz ancak bahar nezlesi daha uzun sürer" dedi.

"ALERJİNİN ŞİDDETİ KİŞİDEN KİŞİYE FARKLILIK GÖSTERİR"

Alerjinin şiddeti kişiden kişiye değişebileceğini söyleyen Subaşı, "Kişilerin reaksiyon verdiği alerjen madde sayısı ve çeşidi farklı olabilir. Alerjene maruziyet sıklığı ve süresi farklı olabilir. Kişinin özellikle burun eğriliği gibi üst solunum yolu hastalıkları, akciğer hastalıkları gibi ek hastalıkları, kötü beslenme alışkanlıkları, hava kirliliği, sigara dumanına maruz kalmaları alerji şiddetini arttırabilir. Dolayısı ile bazı kişilerde hafif şikayetlere sebep olup kısa sürerken bazı kişilerde orta ve ağır şikayetlere sebep olup uzun sürebilir." diyerek ek hastalıkları olan kişilerin özellikle dikkatli olması tavsiyesinde bulundu.

KORUNMA YÖNTEMLERİ

Bahar alerjisi olduğu halde sağlık kontrolünü ya da tedaviyi reddeden kişilerin karşılaşabileceği sağlık riskleri hakkında da açıklamalarda bulunan Subaşı, "Bahar alerjisi kişinin iş, okul ve sosyal hayatını olumsuz etkiler. Sinüzite, orta kulak enfeksiyonlarına, uyku bozukluklarına sebep olabilir ve astıma ilerleyebilir. Bahar alerjisi ilkbahar ve yaz döneminde vücudun alerjen maddeye verdiği aşırı reaksiyondur ve tamamen tedavi edilemese de tedavi ile kontrol altına alınabilir. Tedavi yöntemleri arasında özellikle, alerjen maddeden korunma, ilaç tedavisi ve immünoterapi (aşı tedavisi) sayılabilir. İlaç tedavisinde antihistaminikler, kortizonlu burun spreyleri, serum fizyolojik ile burun içi yıkama kullanılabilir. Cilt (prick testi) ve kan testlerinde alerjen madde tespit edilen ancak korunma ve tedaviden yeteri kadar fayda görmeyen hastalarda aşı tedavisi uygulanabilir" dedi.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Bahar alerjisi olan kişilerin dışarıya çıkarken; şapka, uzun kollu giysiler, gözlük, pantolon gibi kıyafetleri kullanmasını, eve döndüklerinde ise kıyafetlerini değiştirip, bol su ile duş almalarını öneren Buğra Subaşı, "Özellikle sabah ve öğlen saatlerinde ve rüzgarlı havalarda polenler yoğunken dışarıya çıkmamalıdırlar, kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdırlar. Bu mevsimlerde piknik yapmak, açık havada spor yapmak, araçta camlar açık seyahat etmek polen temasını arttırabileceği için dikkat edilmelidir. Araçlarda polen filtreleri bulunmalı, çamaşırlar ev içinde kurutulmalı, çim biçme gibi bahçe işleri yapılmamalıdır. Bahar alerjisinde en önemli tedavi yöntemi alerjen maddeden korunmaktır. Hastaların korunma yöntemlerini bilip bunları uygulamaları önem arz etmektedir.

Ayrıca bahar alerjisi olan kişiler polen mevsimi başlamadan hemen önce Kulak Burun Boğaz hekimlerine başvurup kendilerine uygun tedaviyi alırlarsa hastalığın şiddetini azaltmış olurlar" diyerek açıklamasını sonlandırdı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/soguk-alginligi-ile-karistirmayin-uzman-isimden-bahar-alerjisi-uyarisi-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/soguk-alginligi-ile-karistirmayin-uzman-isimden-bahar-alerjisi-uyarisi-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/soguk-alginligi-ile-karistirmayin-uzman-isimden-bahar-alerjisi-uyarisi-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/soguk-alginligi-ile-karistirmayin-uzman-isimden-bahar-alerjisi-uyarisi-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/soguk-alginligi-ile-karistirmayin-uzman-isimden-bahar-alerjisi-uyarisi/10030/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil]]></title>
			<description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi.

ASIL SORU SAYI DEĞİL, TABLO

Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu.

"HER YÜKSEK TANSİYON ACİL DEĞİLDİR AMA BAZILARI GERÇEKTEN ACİLDİR"

"Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu.

EVDE NE YAPMALI? NE YAPMAMALI?

Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti:

"Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir."

HANGİ DURUMLARDA ACİLE BAŞVURULMALI?

Yücel, şu bilgileri verdi: 

"Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır:

Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir."

Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme

Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı:

Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."
 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yuksek-tansiyonda-dil-alti-ilac-her-zaman-dogru-cozum-degil-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yuksek-tansiyonda-dil-alti-ilac-her-zaman-dogru-cozum-degil-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yuksek-tansiyonda-dil-alti-ilac-her-zaman-dogru-cozum-degil-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yuksek-tansiyonda-dil-alti-ilac-her-zaman-dogru-cozum-degil-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/yuksek-tansiyonda-dil-alti-ilac-her-zaman-dogru-cozum-degil/10029/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Özel gereksinim raporu bulunan çocuklar için MHRS'de öncelik hakkı tanındı]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, özel gereksinim raporu bulunan çocuklara Merkezi Hekim Randevu Sistemi'nde (MHRS) öncelik hakkı tanındığını bildirdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bakan Memişoğlu, otizmin hem dünyada hem de Türkiye'de önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirterek, erken tanının kritik rol oynadığını vurguladı.

Erken dönemde tespit edilen vakalarda çocukların büyük bölümünün normal sosyal yaşamlarını sürdürebildiğine işaret eden Memişoğlu, "Özellikle 3 yaşına kadar otizm spektrum bozukluğu tespit edilip, etkin tedavi uygulanırsa çocuklarımızın önemli bir kısmı hayatlarına sağlıklı şekilde devam edebiliyor. 3 yaşından sonra bazı ağır spektrumlarda maalesef günümüzde hem aile hem de sosyal yaşantısında sorun yaşıyor." dedi.

Memişoğlu, otizmin erken evrede tespit edilmesine yönelik çalışmalar kapsamında 2017'den itibaren uygulanan Otizm Tarama Eylem Programıyla, aile hekimliklerinde 3 yaşına kadar çocuklara düzenli tarama yapıldığını söyledi.

İLK ÜÇ AYDA 29 BİN 336 ÇOCUĞA OTİZM TARAMASI

Memişoğlu, bu yılın ilk üç ayında 29 bin 336 çocuğa otizm taraması yapıldığını belirterek, "Bu çocuklarımızdan 1800'ününde otizm riski olabilecek bulguya rastlanıldı. Bu riski gördüğümüz an vakit kaybetmedik. Aile hekimlerimiz il ve ilçe otizm koordinatörlerimizce bizzat randevu oluşturarak ileri tetkik sürecini başlattık. Hastaneye yönlendirdiğimiz çocuklarımızdan 181'i otizm spektrum bozukluğu tanısı aldı ve tedavileri yapılıyor." diye konuştu.

Memişoğlu, 3 yaşından önce tanı konulan çocukların önemli bir kısmının normal yaşamlarını sürdürebilecek duruma geldiğine işaret ederek, "Otizmde erken safhada çocukları yakalayarak böylece çocuklarımızın normal yaşantısını sürmesini sağlıyoruz." ifadesini kullandı.

AİLELER DE TAKİP EDİLİYOR

Bakan Memişoğlu, ailelerin süreci aksatmaması için aktif iletişim kurduklarını ifade ederek, "İlçe veya il sağlık müdürlükleri vasıtasıyla süreci yakından takip ediyoruz. Gerektiği zaman randevularını da biz alıp takip ediyoruz. Bu konuda da bir aksaklık olduğu zaman da aileleri arayarak gitmelerini istiyoruz." dedi.

Aileleri de yakından takip ettiklerini ve her zaman yanlarında olacaklarını dile getiren Memişoğlu, Türkiye genelindeki 433 bin çocuğun, Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporu (ÇÖZGER) bulunduğunu bildirdi.

Bu çocukları MHRS'de öncelikli gruplar arasına dahil ettiklerini belirten Memişoğlu, "Ailede bir çocuk otizm tanısı almış ise hangi yaşta olursa olsun ona MHRS'de öncelik tanıyoruz. Hatta çocuk 18 yaşından küçükse aynı zamanda annesine o çocukla ilgili çocuk psikiyatristinden veya psikoloğundan randevu almasını önceliyoruz. Ona ayrıcalık yapıyoruz." bilgisini paylaştı.

SAĞLIKLI HAYAT MERKEZLERİ ÖNEMLİ BİR ROL ÜSTLENİYOR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, "Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık" modeliyle birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmeye devam ettiklerini vurgulayan Memişoğlu, vatandaşlara aile hekimleri, toplum sağlığı merkezleri ve sağlıklı hayat merkezlerinden aktif şekilde yararlanmaları çağrısında bulundu.

Sağlıklı Hayat Merkezlerinde otizmli çocuklara yönelik psikolojik destek, çocuk gelişimi danışmanlığı ve aile rehberliği hizmetlerinin de sunulduğunu aktaran Memişoğlu, bu merkezlerin hem sağlık hem de sosyal destek açısından önemli bir rol üstlendiğini kaydetti.
 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ozel-gereksinim-raporu-bulunan-cocuklar-icin-mhrs-de-oncelik-hakki-tanindi-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ozel-gereksinim-raporu-bulunan-cocuklar-icin-mhrs-de-oncelik-hakki-tanindi-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ozel-gereksinim-raporu-bulunan-cocuklar-icin-mhrs-de-oncelik-hakki-tanindi-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ozel-gereksinim-raporu-bulunan-cocuklar-icin-mhrs-de-oncelik-hakki-tanindi-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/ozel-gereksinim-raporu-bulunan-cocuklar-icin-mhrs-de-oncelik-hakki-tanindi/10028/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Akıllı radyoterapi kanser tedavisinde yeni dönem mi?]]></title>
			<description><![CDATA[Kanser tedavisinde gelişen teknolojiyle birlikte radyoterapi yöntemleri her geçen gün daha hassas ve etkili hale geliyor. Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Evrim Metcalfe ise "Gelişen teknolojiler sayesinde tedavi süreçleri daha konforlu geçebiliyor, yan etkiler ise önemli ölçüde azaltılabiliyor" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kanser tedavisinde teknolojik gelişmeler, radyoterapi uygulamalarında önemli bir dönüşümü beraberinde getirdi. Gelişmiş görüntüleme ve planlama sistemleri sayesinde radyoterapi tedavileri artık çok daha hassas ve hedefe yönelik uygulanabiliyor.

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Evrim Metcalfe, kanser haftası kapsamında yaptığı açıklamada, modern radyoterapi teknikleriyle tümör dokusunun milimetrik hassasiyetle hedef alınabildiğini ve sağlıklı dokuların büyük ölçüde korunabildiğini ifade etti.

RADYOTERAPİ KİŞİYE ÖZEL PLANLANIYOR

Kanser tedavisinde her hastanın durumunun farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Metcalfe, "Tedavi planları kişiye özel olarak oluşturuluyor. Radyoterapi planlamasında hastanın yaşı, kanserin türü, evresi ve genel sağlık durumu gibi birçok faktör değerlendirilir. Günümüzde gelişmiş bilgisayarlı planlama sistemleri sayesinde tedaviler üç boyutlu görüntüler üzerinden planlanabiliyor. Böylece tümör dokusu en doğru şekilde hedef alınırken sağlıklı dokuların korunması sağlanabiliyor" dedi.

Geriatrik Onkoloji Derneği başkanlığını da sürdüren Prof. Dr. Metcalfe, ileri yaşın kanser tedavisine engel olmadığını ve yaşlı hastalarda da uygun tedavi planlaması ile başarılı sonuçlar elde edilebildiğini belirtti.

MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM TEDAVİ BAŞARISINI ARTIRIYOR

Kanser tedavisinde farklı branşların birlikte çalışmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Metcalfe, "Kanser tedavisi multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmektedir. Radyasyon onkolojisi, medical onkoloji ve cerrahi ekiplerinin birlikte değerlendirdiği tedavi planları sayesinde hastalar için en uygun yöntem belirlenmektedir. Erken tanı ile birlikte doğru tedavi planlaması yapıldığında günümüzde birçok kanser türünde başarılı sonuçlar elde etmek mümkün olabilmektedir" ifadelerini kullandı.

ERKEN TANI KANSERLE MÜCADELEDE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR

Kanserle mücadelede en önemli unsurlardan birinin erken tanı ve düzenli sağlık kontrolleri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Evrim Metcalfe, toplumda kanser farkındalığının artırılmasının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini belirterek, "Kanser artık birçok türde erken tanı konulduğunda tedavi edilebilir bir hastalık haline gelmiştir. Bu nedenle tarama programlarına katılmak, risk faktörlerini azaltacak sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemek ve şüpheli belirtiler görüldüğünde gecikmeden bir uzmana başvurmak büyük önem taşımaktadır. Bilimsel gelişmeler sayesinde kanser tedavilerinde her geçen gün daha etkili ve daha konforlu yöntemler kullanılmaktadır" dedi.
 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-radyoterapi-kanser-tedavisinde-yeni-donem-mi-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-radyoterapi-kanser-tedavisinde-yeni-donem-mi-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-radyoterapi-kanser-tedavisinde-yeni-donem-mi-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-radyoterapi-kanser-tedavisinde-yeni-donem-mi-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/akilli-radyoterapi-kanser-tedavisinde-yeni-donem-mi/10027/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çay içerken yapılan hata kanser riskini artırıyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye’de bazı kanser türlerinin görülme sıklığının bölgesel beslenme alışkanlıklarına bağlı değişebildiğini söyleyen Prof. Dr. Şükrü Çolak, “Adana ve Çukurova bölgesinde mide kanseri Türkiye ortalamasına yakın seyretmektedir. Yemek borusu (özofagus) kanseri ise daha sık görülmektedir. Bu bölgede kömür ateşinde et tüketimi, aşırı sıcak çay içimi ile baharatlı ve yağlı yemekler risk faktörleri arasında yer alır” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Çolak, Türkiye’de mide ve yemek borusu kanserlerinin görülme sıklığının bölgelere göre değiştiğini belirterek, beslenme alışkanlıklarının bu farklılıkta önemli rol oynadığını söyledi.

Prof. Dr. Şükrü Çolak, mide sağlığının yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli unsurlardan biri olduğunu söyledi. Gastrit, ülser ve reflü gibi mide hastalıklarının toplumda oldukça yaygın görüldüğünü belirten Prof. Dr. Çolak, bu rahatsızlıkların ortaya çıkışında genetik faktörlerin yanı sıra beslenme alışkanlıklarının da belirleyici rol oynadığını ifade etti.

‘MİDE İLK TEPKİYİ VEREN ORGANLARDAN BİRİ’

Sindirim sistemi organlarının beslenme alışkanlıklarından doğrudan etkilendiğini dile getiren Prof. Dr. Şükrü Çolak, “Yemek borusu (özofagus), mide ve ince bağırsaklar yeme alışkanlığından en çok etkilenen organlardır. Ancak sindirim sürecinin başlangıcı ve besinlerin midede daha uzun süre kalması nedeniyle ilk tepkiyi genellikle mide verir. Bu tepkiler hafif ekşime ve yanmadan şiddetli ağrıya kadar değişebilir” diye konuştu.

Prof. Dr. Çolak, gastroözofageal reflüde ağıza acı su gelmesi, öksürük ve boğaz ağrısının sık görüldüğünü belirterek, “Yemek borusu kanserinde yutma güçlüğü ve kilo kaybı, mide kanserinde ise erken doyma, kilo kaybı ve kansızlığa bağlı halsizlik sık görülen belirtiler arasındadır” ifadelerini kullandı.

‘TÜRK MUTFAĞI ÇOK ZENGİN BİR KÜLTÜRE SAHİP’

Türk mutfağının tarihsel süreçte birçok kültürden etkilendiğine değinen Prof. Dr. Çolak, “Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan göç ve ticaret yolları ile Anadolu’nun birçok medeniyete ev sahipliği yapması Türk mutfağını oldukça zengin ve çok yönlü hale getirmiştir. Osmanlı döneminde saray mutfağı dünyanın en gelişmiş mutfaklarından biri haline gelmiştir” dedi.

Günümüzde Türk mutfağının gastronomi turizmi sayesinde dünya çapında tanınırlık kazandığından bahseden Prof. Dr. Çolak, kebap, baklava, mantı ve kahvaltı kültürünün uluslararası alanda bilinir hale geldiğini belirtti.

‘KANSER ORANLARI BÖLGELERE GÖRE DEĞİŞİYOR’

Türkiye’de bazı kanser türlerinin görülme sıklığının bölgesel beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak değişebildiğini söyleyen Prof. Dr. Şükrü Çolak, şu bilgileri paylaştı:

“Adana ve Çukurova bölgesinde mide kanseri Türkiye ortalamasına yakın seyretmektedir. Özofagus kanseri ise daha sık görülmektedir. Bu bölgede kömür ateşinde et tüketimi, aşırı sıcak çay içimi ile baharatlı ve yağlı yemekler risk faktörleri arasında yer alır. Doğu Anadolu’da mide kanseri görece yüksektir. Tandır ekmeği ile tuzlu ve salamura gıdalar risk oluşturabilir. Karadeniz bölgesinde ise turşu ve aşırı tuzlu gıdaların yaygın tüketimi mide kanseri riskini artırabilir. Sebze ve meyve tüketiminin az olması da etkilidir.”

‘KAYNAR ÇAY TÜKETİMİNE DİKKAT’

Özellikle Van ve Erzurum gibi bazı bölgelerde çok sıcak çay tüketiminin yemek borusu kanseri riskini artırabileceğini belirten Çolak, “Aşırı sıcak içecekler yemek borusu mukozasında kronik tahrişe yol açarak kanser riskini artırabilir” dedi.

‘BAZI BESİNLER RİSKİ ARTIRABİLİYOR’

• Prof. Dr. Çolak, aşağıdaki beslenme alışkanlıklarının mide kanseri riskini artırabileceğini söyledi:

“Aşırı tuzlu gıdalar (turşu ve salamura ürünler)

“İşlenmiş et ürünleri (salam, sucuk, sosis)

“Fazla kırmızı et ve yağlı yiyecekler

“Sigara ve alkol kullanımı

“Yaşam tarzı değişiklikleri önemli”

Beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin reflü ve mide hastalıklarının kontrolünde önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çolak, “Asitli, yağlı ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmak, küçük porsiyonlarla sık öğünler tüketmek ve yemek sonrası dik pozisyonda kalmak mide rahatsızlıklarının kontrolünde önemli stratejilerdir” dedi.

‘ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR’

Yemek borusu ve mide kanserlerinde erken tanının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Çolak, “Endoskopik incelemelerin yaygınlaşması sayesinde kanser öncesi lezyonlar ve erken dönem kanserler daha sık tespit edilebilmektedir. Orta ve ileri evre tümörler ise endoskopik ultrason, tomografi, MR ve PET gibi görüntüleme yöntemleriyle ayrıntılı şekilde değerlendirilmektedir” diye konuştu.

Prof. Dr. Şükrü Çolak, mide ve yemek borusuyla ilgili şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini dikkat çekerek, “Beslenme alışkanlıklarımız nedeniyle bu kanserler ülkemizde küçümsenmeyecek oranda görülmektedir. Bu nedenle belirtiler önemsenmeli ve gerekli incelemeler yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/cay-icerken-yapilan-hata-kanser-riskini-artiriyor-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/cay-icerken-yapilan-hata-kanser-riskini-artiriyor-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/cay-icerken-yapilan-hata-kanser-riskini-artiriyor-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/cay-icerken-yapilan-hata-kanser-riskini-artiriyor-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/cay-icerken-yapilan-hata-kanser-riskini-artiriyor/10026/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ölüm oranı birinci sırada! Sigara içenlere '20 yıl' uyarısı]]></title>
			<description><![CDATA[Akciğer kanseri hem dünyada hem de Türkiye'de kanser kaynaklı ölümler arasında ilk sırada yer alıyor. Uzmanlar, özellikle uzun yıllar sigara kullanan kişilerin taramadan geçmesinin hayati önem taşıdığını belirtti. Akciğer kanserinde erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Kıyık, "Yaklaşık 20 yıl boyunca günde bir paket sigara içmiş, 50 ila 77 yaş arasındaki kişiler risk grubunda yer alıyor" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi kapsamında Antalya'da bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyık, akciğer kanserine ilişkin açıklamalar yaptı.

Hastalığın görülme sıklığı ve ölüm oranlarının ürkütücü boyutta olduğunu ifade eden Kıyık, dünya genelinde her yıl yaklaşık 2 buçuk milyon akciğer kanseri vakası görüldüğünü, bunların 1 milyon 800 bininin ölümle sonuçlandığını belirtti.

Türkiye'de ise yılda 50 bin yeni akciğer kanseri vakasının tespit edildiğini, bunların 35 bininin hayatını kaybettiğini kaydetti.

"AKCİĞER KANSERİ ÖLÜM SIRASINDA BİRİNCİ SIRADA"

Akciğer kanserinin tüm dünyada ve Türkiye'de kanserler arasında ölüm sırasında ilk sırada bulunduğunu dile getiren Kıyık, taramanın temel amacının hastalığı oluşmadan önlemek ve erken evrede yakalamak olduğunu söyledi. Kıyık, "Dünyada yılda iki buçuk milyon akciğer kanseri görülüyor ve maalesef bunların 1 milyon 800 bin kişisi hayatını kaybediyor. Türkiye'ye gelecek olursak yılda 50 bin yeni akciğer kanseri görülüyor ve bunların 35 bini hayatını kaybediyor. Akciğer kanseri maalesef tüm dünyada ve Türkiye'de kanserler içerisinde ölüm sırasında birinci sırada yer alıyor" ifadelerini kullandı.

Bir yanda koruyucu hekimliğin, diğer yanda tedavi edici hekimliğin bulunduğunu hatırlatan Kıyık, akciğer kanseri taramasının koruyucu hekimlik açısından önemli bir adım olduğuna dikkat çekti.

RİSK GRUBUNU ANLATTI

Tarama yapılacak grupların belirli kriterlere göre seçildiğini belirten Kıyık, "Biz hekimler akciğer kanserinde taramayı şu amaçla yapıyoruz. Bir koruyucu hekimlik var, bir de tedavi edici hekimlik var. Koruyucu önlemlerden bir tanesi de kişi akciğer kanseri olmasın diye akciğer kanseri taraması yapılmasıdır. Risk gruplarını önce belirliyoruz. Yaklaşık olarak 20 yıl günde bir paket sigara içmiş bir insan 50 ila 77 yaş arasındaysa, akciğer kanserinin en fazla görülme yaşları bu yaş grupları oluyor" dedi.

Bu yaş grubunda yer alan ve uzun süre sigara kullanan kişilere düşük doz bilgisayarlı tomografi önerildiğini söyleyen Kıyık, bunun hem radyasyon maruziyetini azalttığını hem de kanser vakalarının başlangıç aşamasında tespit edilmesine imkan sağladığını kaydetti. Kıyık, "Bu yaş grubunda sigara içen insanlara düşük doz bilgisayarlı tomografi çektiriyoruz. Yani hem radyasyonundan korumuş oluyoruz hem de akciğer kanseri varsa bir başlangıç halinde yakalayıp onu bertaraf etmek istiyoruz. Hem de ikinci bir uyarı da o hastamızla, sigara içen kişiyle yüz yüze geldiğimiz zaman şunu anlatıyoruz; içtiğiniz sigara risk doğuruyor, sizi bunun için tarıyoruz. Belki onu sigarayı bırakması için de yardımcı bir gerekçe olmuş oluyor" diye konuştu.

"100 KİŞİDEN 4'ÜNE ERKEN EVREDE TEŞHİS KONUYOR"

Tarama programlarının yalnızca kanseri değil, sigaranın yol açtığı diğer akciğer hastalıklarını da ortaya çıkarabildiğine işaret eden Kıyık, erken tanının çok yönlü fayda sağladığını söyledi. Kıyık, "Bu tarama yapıldığında 100 kişiden 4 kişiye erken evrede akciğer kanseri teşhisi konuyor. Ayrıca başka bir akciğer hastalığı varsa, kanser dışında onlar da ortaya çıkarılmış oluyor. Kişi başlangıç aşamasında bir enfeksiyonla karşı karşıya olabilir. İçtiği sigarayla maruz kaldığı başka bir hastalık, KOAH, interstisyel akciğer hastalığı gibi diğer hastalıklar da oluşuyor olabilir. Bunlar da önlenmiş oluyor" dedi.

"ARABALARINI BAKIMA GÖTÜRDÜKLERİ GİBİ KENDİLERİ DE GELSİNLER"

Tarama sisteminin yaygınlaşmasının önemine değinen Kıyık, sigara kullanan vatandaşların sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. Kıyık, "Artık Avrupa'da ve Amerika'da olan akciğer kanseri taramasının bizde de rutin olarak başlaması gerekiyor. Ama diyelim ki şu anda yok, bizim uyarımız sigara içen insanlara bir, sigarayı bırakmaları; iki, eğer sigara içiyorlarsa, bu yaş grubundaysalar, 50-77 yaş arasındaysalar, 20 yıldır sigara içmişlerse nasıl arabalarını yılda bir yahut da 10 bin kilometre, 15 bin kilometrede bir bakıma götürüyorlarsa, kendileri de buyursunlar gelsinler. Zaten devletimizin de sigara bırakma polikliniği hizmeti var. Hem o hizmeti almış olurlar hem de kendi sağlıkları için bir taramadan geçmiş olurlar" ifadelerini kullandı.

GENÇ YAŞTA SİGARAYA BAŞLAYANLAR İÇİN AYRI UYARI

Türkiye'nin genç yaşta sigaraya başlama oranında öne çıkan ülkeler arasında bulunduğunu belirten Dr. Murat Kıyık, Rusya, Sırbistan ve Macaristan gibi ülkelerde de benzer bir tablo görüldüğünü söyledi. Sigaraya ne kadar erken başlanırsa riskin o kadar arttığını vurgulayan Kıyık, tarama yaş aralığının ortalama veriler üzerinden belirlendiğini ancak daha genç yaşta sigaraya başlayanların da ciddi risk altında olduğunu ifade etti.

Kıyık, "Bütün dünyada bazı ülkelerde, özellikle bizim Türkiye, genç yaşta sigaraya başlama konusunda hemen hemen birinci sırada geliyor. Bizim gibi ülkeler var; Rusya, Sırbistan, Macaristan gibi ülkelerde de erken yaşta sigaraya başlama söz konusu. Onun için ne kadar erken başlanıyorsa sigaraya, riski o kadar artıyor. Aslında biz 50-77 diyoruz ama bunlar ortalama yaşlar. Kişi 15 yaşında bir paket sigara içmeye başlamışsa, 20 yıl içince 35 yaşına gelmiş oluyor. Aynı riski o da taşıyor aslında" dedi.

"14 YAŞINDA BAŞLAMIŞTI, 34 YAŞINDA KAYBETTİK"

Genç yaşta sigaraya başlamanın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğine ilişkin örnek de paylaşan Kıyık, çok genç akciğer kanseri hastalarıyla karşılaştıklarını söyledi. Kıyık, "Tarama grubu olarak 50-77 yaş arası grubu söylemiş isek de erken yaşta sigaraya başlayanlar dikkatli olmalı. Çünkü bizim çok genç akciğer kanser hastalarımız var. Hatta öyle ki, bir hastamın oğlu akciğer kanseriydi. Baba hala yaşıyor. Oğlunu 34 yaşında kaybettik. 14 yaşında sigaraya başlamıştı. Maalesef 3 yıl yaşadıktan sonra kaybettik" ifadelerine yer verdi.

"SESSİZ ÖLÜME YOL AÇABİLİR"

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nuri Tutar da akciğer damarına pıhtı atmasının, tıptaki adıyla pulmoner embolinin, çoğu zaman kalp krizi ile karıştırılabilen ve ani ölümlere yol açabilen ciddi bir tablo olduğuna dikkat çekti. Pulmoner embolide en kritik noktanın hastalıktan şüphelenmek olduğunu vurgulayan Tutar, göğüs ağrısı, öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgam gibi belirtilerle ortaya çıkabilen tablonun hayati risk taşıdığını söyledi.

Prof. Dr. Tutar, "Akciğer damarına pıhtı atması özellikle sessiz ölüme yol açan bir durumdur. Aslında bilmediğimiz durumlarda, herkes kalp krizi geçirdiğini hissederken bunun sebebi pulmoner emboli olabilir. Aynı şekilde göğüs ağrısı yapar ve göğüs ağrısı sonucunda da hastalarda öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgamla bize gelebilir. Göğüs ağrısının sebebi, akciğer damarına pıhtı atmasından kaynaklanabilir" dedi.

UZUN YOLCULUK VE HAREKETSİZLİK UYARISI

Pulmoner embolinin özellikle uzun süre hareketsiz kalan kişilerde daha sık görülebildiğini belirten Tutar, pıhtının çoğunlukla bacak toplardamarlarında oluştuğunu, ardından akciğer damarına ilerleyerek damarlanmayı bozduğunu ifade etti. Tutar, "Bu özellikle uzun süreli yolculukta, hareketsiz kalmış bireylerde oluşabilir. Bacaktaki toplardamarlarda pıhtı oluşur. Ondan sonrasında bu pıhtı akciğer damarına atar ve akciğerin damarlanmasını bozar. Bundan sonrasında biz sıklıkla kan sulandırıcı tedaviler kullanırız ve buna göre kan sulandırıcı tedavilerle hastalığı tedavi etmeye çalışırız. Burada en önemli şey, hastalıktan şüphelenmektir" diye konuştu.

"KALP KRİZİ SANILDI, PULMONER EMBOLİ ÇIKTI"

Yakın zamanda üniversitede yaşanan bir vakayı örnek gösteren Prof. Dr. Tutar, pulmoner embolinin sinsi ve ölümcül seyredebildiğini anlattı. Tutar, "Çok yakın zamanda bizim üniversitemizde bir onkoloğun eşi göğüs ağrısıyla kırklı yaşlarda acile başvurdu ve kalp krizi şüphesiyle hemen anjiyo yapıldı. Ancak akciğer damarına pıhtı atmıştı ve hasta kaybedildi" ifadelerini kullandı.

UZUN YOLCULUK YAPANLAR VE DOĞUM KONTROL HAPI KULLANANLAR DİKKAT!

Özellikle uzun yolculuk yapanların, hareketsiz kalanların ve doğum kontrol hapı kullanan kadınların risk altında olduğuna işaret eden Tutar, korunma açısından basit ama etkili önlemlerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Tutar, "Doğal olarak özellikle uzun yolculuklarda iki saatte bir mola vermek gerekir. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar da risk altındadır. Bu açıdan dikkat edilmesi gerekir" dedi.

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/olum-orani-birinci-sirada-sigara-icenlere-20-yil-uyarisi-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/olum-orani-birinci-sirada-sigara-icenlere-20-yil-uyarisi-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/olum-orani-birinci-sirada-sigara-icenlere-20-yil-uyarisi-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/olum-orani-birinci-sirada-sigara-icenlere-20-yil-uyarisi-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/olum-orani-birinci-sirada-sigara-icenlere-20-yil-uyarisi/10025/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sessiz ilerliyor! Tiroit sağlığı için 7 hayati öneri]]></title>
			<description><![CDATA[Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, çoğu zaman başka hastalıklarla karıştırılan tiroit belirtilerinin vücudun dengesini sessizce bozabildiğini belirterek, "Uzun süren halsizlik, ani kilo değişimleri ve çarpıntı gibi şikayetler basit görülmemeli" dedi. Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, erken tanı ve düzenli kontrollerle ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilebileceğini vurguladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tiroit hastalıklarının çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysel Mammadyarzada, uzun süren halsizlik, ani kilo değişimleri ve çarpıntı gibi belirtilerin basit semptomlar olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Tiroit bezinin vücudun enerji üretimi, ısı dengesi ve organların çalışma hızını yönettiğini ifade eden Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Bu küçük bez, aslında metabolizmanın ritmini belirler. Bu ritimdeki en küçük sapma bile tüm sistemi etkileyebilir" dedi.

BELİRTİLER ÇOĞU ZAMAN BAŞKA HASTALIKLARLA KARIŞTIRILIYOR

Tiroit hormonlarının fazla ya da yetersiz salgılanmasının vücutta farklı etkiler oluşturduğunu belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Tiroit hormonlarının fazla salgılandığı durumlarda vücut adeta hızlanır; çarpıntı, kilo kaybı, aşırı terleme ve sinirlilik gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu tablo ilerlediğinde nefes darlığı, kalp sorunları ve kemik erimesi gibi ciddi komplikasyonlara zemin hazırlayabilir. Buna karşılık hormonların yetersiz olduğu durumlarda vücut yavaşlar; yorgunluk, üşüme, cilt kuruluğu ve kabızlık gibi şikâyetler görülür. Bu belirtiler çoğu zaman farklı hastalıklarla karıştırıldığı için tanı gecikebilir" ifadelerini kullandı.

HALSİZLİK VE KİLO DEĞİŞİMİNE DİKKAT

Halsizlik ve kilo değişiminin tek başına birçok farklı nedene bağlı olabileceğini ancak tiroit hastalıklarında da sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Bu tür şikâyetler uzun sürüyorsa mutlaka değerlendirilmelidir. Özellikle açıklanamayan kilo kaybı ya da artışı, altta yatan hormonal bir sorunun işareti olabilir" diye konuştu. Tiroit hastalıklarının kadınlarda erkeklere oranla 5 ila 8 kat daha fazla görüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, bu nedenle kadınların belirtiler konusunda daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.

BASİT BİR KAN TESTİ HAYAT KURTARABİLİR

Tiroit hastalıklarının tanısında doğru testlerin önemine dikkat çeken Endokrinoloji Uzmanı Dr. Aysel Mammadyarzada, "Herhangi bir şikâyeti olmayan bireylerde tarama amacıyla TSH testi genellikle yeterlidir. TSH normal ise ek incelemeye gerek olmayabilir. Ancak hipotiroidi veya hipertiroidi belirtileri varsa TSH ile birlikte serbest T4, gerekli durumlarda T3 düzeylerinin de değerlendirilmesi gerekir" dedi.

Tiroit bezinin kalp ve metabolizma üzerindeki etkilerine değinen Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, sözlerine şöyle devam etti: "Tiroit bezinin az çalıştığı durumlarda metabolizma yavaşlar, kalp atım hızı düşer ve ileri vakalarda vücutta sıvı birikimi görülebilir. Fazla çalıştığında ise kalp hızlanır, kilo kaybı ve sinirlilik hali ortaya çıkar. Bu nedenle tiroit hastalıkları sadece hormonlarla sınırlı değil, tüm vücudu etkileyen sistemik bir sorundur. Hipotiroidi tedavi edilmezse yorgunluk, kilo artışı ve depresyon gibi şikâyetler artar; kalp ritim bozuklukları ve vücutta sıvı birikimi gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Hipertiroidi ise kontrol altına alınmadığında çarpıntı, kas zayıflığı ve kemik erimesi riskini artırır, uzun vadede kalp yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Kısacası tedavi edilmeyen tiroit hastalıkları, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir. Belirti olmadığı durumlarda 3-5 yılda bir TSH testi yapılabilir. Risk grubundaki kişilerde bu süre kısalmalıdır. Tiroit hastalığı tanısı alan bireylerde ise tedavi sürecine göre daha sık takip gerekebilir."

TİROİT SAĞLIĞI İÇİN 7 HAYATİ ÖNERİ

Tiroit sağlığını korumak için yaşam tarzının büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, sözlerini şöyle tamamladı: "İyot açısından yeterli beslenmek, dengeli ve çeşitli gıdalar tüketmek, aşırı işlenmiş gıdalardan kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı kiloyu korumak tiroit fonksiyonlarını destekler. Ayrıca stresin kontrol altına alınması, sigara ve alkol tüketiminin sınırlandırılması da büyük önem taşır."

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sessiz-ilerliyor-tiroit-sagligi-icin-7-hayati-oneri-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sessiz-ilerliyor-tiroit-sagligi-icin-7-hayati-oneri-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sessiz-ilerliyor-tiroit-sagligi-icin-7-hayati-oneri-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sessiz-ilerliyor-tiroit-sagligi-icin-7-hayati-oneri-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/sessiz-ilerliyor-tiroit-sagligi-icin-7-hayati-oneri/9779/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Tanı konulması 7-10 yılı bulabiliyor: Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!]]></title>
			<description><![CDATA[Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık. Rahim iç dokusunun rahim dışına yayılmasıyla gelişen bu hastalık, farklı rahatsızlıklarla karıştırıldığı için tanısı çoğu zaman gecikiyor bazen yıllarca tanı konulamayabiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta konuştu. Yıllarca teşhis konulamamasından dolayı, kadınlarda gelişebilen infekritilite (kısırlık) başta olmak üzere böbrek kaybına kadar ilerleyen önemli ve ciddi hastalığa, tedavisindeki en yeni yöntemlere yönelik önemli bilgiler verdi. Hastalar da geç tanı, şiddetli ağrılar ve zorlu süreçlerini içtenlikle paylaştı.

PROF. DR. TANER USTA: "HASTALIK HER 10 KADINDAN BİRİNİ ETKİLİYOR"

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, dünyada çok yaygın bir hastalık olan endometrioze tanı konulmasının çok uzun yıllar alabildiğini belirterek şöyle konuştu: "Rahmin iç zarının olmaması gereken yere yerleşip özellikle de yumurtalıklara yerleşip, bazen de komşu organlara yerleşip çok ciddi ağrılarla seyredebilen, kısırlık yapabilen ve kadınların 20’li ve 30’lu yaşlarında ortaya çıkabilen bir hastalık olmasıyla da önem arz ediyor. 10 kadından 1 tanesini etkileyen bir riskten bahsediyoruz. Kontrole kadın doğum uzmanına gitmeli ve akla özellikle çikolata kisti hastalığı geliyorsa bu konuyla ilgilenen kadın doğum uzmanının görmesi çok önemli. İlerleyince hastalık rahim, tüpler, yumurtalıklar bir çok yeri çok etkilemiş oluyor. Bu grup hastada işimiz çok zor. Zaten aslında bu farkındalık etkinliklerinin en önemli amacı; erken tanı koyalım, tedaviyle ilgili fırsat zamanını kaçırmayalım.”

Endometriozisin yol açtığı ağrıların, başka hastalıklarda da görülebildiğini belirten Prof. Dr. Taner Usta, bu nedenle tanı konulmasında gecikme yaşanabildiğini vurguladı: “Karındaki ağrılar birçok hastalıkta görülebiliyor. Mesela bel fıtığı hastalığıyla karışabiliyor veya hassas bağırsak sendromu ile karışabiliyor. Ama pelvik bölgede bir kadında adetlerle bağlantılı veya yumurtlamayla bağlantılı eğer bir ağrı durumu varsa mutlaka akla endometriozis gelmeli. Birçok durumda da karşımıza endometriozis çıkıyor.”

Prof. Dr. Taner Usta tedaviye yönelik şu bilgileri verdi: "Tedavide ilaç tedavilerinden çok faydalanıyoruz. Endometriozis eğer yumurtalık rezervini azalttıysa yumurtaları dondurma veya embriyo dondurma gibi tedavi seçeneklerini mutlaka düşünüyoruz ve hastayla tartışıyoruz. Özellikle çok derin tutulumlar, organları tehdit eden tutulumlar var veya şüpheli bir görüntü varsa da böyle bir durumda cerrahi tedaviye başlıyoruz.”

ESRA EROL: "ENDOMETRİOZİSİ DE TOPLUMDA YÜKSEK SESLE KONUŞABİLMELİYİZ"

Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin 2. kez moderatörlüğünü yapan Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol da; endometriozis hastalığı konusunda toplumsal farkındalık oluşmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Erol şöyle konuştu:

"Kadın hastalıklarına dair toplumda çok yüksek sesle konuşamıyoruz. Bunun tabi kültürel yapıdan, kadının toplumdaki yerinden ve halk arasındaki önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bazı hastalıklarda olduğu gibi bence endometriozisi de yüksek sesle konuşmalıyız.”

Kadınların yaşamını kabusa çevirebilen bu hastalığa yönelik toplumsal farkındalık oluşturabilmek için katkıda bulunmaya özen gösterdiğini vurgulayan Erol, sözlerine şöyle devam etti: Bulunduğum konum itibariyle de bu konuda bir farkındalık yaratabiliyorsak ne mutlu. Çünkü halk arasında endometriozis ile ilgili bu hastalığı bilmeyen insanlar genelde şunu söylüyorlar; 'yaa ne kadar nazlı niyazlı, sanki ağrıları birazcık abartıyor, sanırım senin ağrılarının bir psikolojik karşılığı var’ Aslında böyle değil, çok ciddi bir hastalık. Biz bu hastalığı ne zaman yüksek sesle konuşur farkında olursak sanırım erken teşhis ve tanı ve sürecin anlaşılmasını sağlayabiliriz.”

"7 YILDA TANI ALDIM KEŞKE DAHA ÖNCE BİLSEYDİM"

Etkinlikte konuşan 48 yaşındaki Aygen Yapıcıkardeşler de hastalığına 7 yıl tanı konulmadığını belirterek, bir yıl önce, bağırsağında da görülen ‘bağırsak endometriozisi’ tanısı aldığını söyledi. Bağırsağında 4,5 santimlik endometriozis nedeniyle geçtiğimiz ay Prof. Dr. Usta’ya ameliyat olan Yapıcıkardeşler, tanı konulana kadar yaşadığı zorlu süreci şöyle anlattı:

“Bundan 8 sene kadar önce sol tüpümde tıkanıklık olduğu fark edildi, fakat o zaman teşhis konulmadı. Endometriozis kelimesini de aslında çok yakın bir zamanda duydum. 2024’ün Aralık ayında yaptırdığım check-upta doktorlarımdan bir tanesi ‘çikolata kisti ama bu endometriozis olabilir’ dedi. Benim için kistti, çok bir şey ifade etmiyordu açık söyleyeyim bu konuda tabiri caizse cahil olduğumu düşünüyorum. Bu kelime ‘kist’ demek ki dedim ve çok önemsemedim ama doktorum üzerine gitti, 3 ay sonra tekrar kontrole çağırdı. Başka bir şikayetim var mı anlamaya çalıştı ama ben yine aynı şekilde rahimle bağırsak arasında bu kadar büyük bir ilişki olduğunu bir kadın olarak bilmiyordum. Benim teşhisim Derin Endometriozis olarak konuldu ama bağırsak endometriozisydi asıl, evet rahimde endometriozis vardı ama bağırsağa da sıçramıştı. Teşhis konulduğunda 4,5 cm kadar bağırsakta endometriozis vardı”

48 yaşında olduğunu ve her yıl check-up yaptırdığını belirten Yapıcıkardeşler, 8 yıl önce başlayan sorunlarına ancak bir yıl önce tanı alabildiğinden yakındı: “

“Yaptırdığım checkuplarda sol tüpümün tıkalı olduğu fark edildi amaı teşhis 8 yıl önce konulmadı. Dolayısıyla ben endometriozis kelimesini 8 yıl önce değil, son 1 sene içerisinde yaptığım görüşmelerde duydum. Bir ay önce olduğum ameliyatın sonucunda da aslında o tarihte tüpümün tıkalı olmasının sebebinin de endometriozis olduğu çok yeni ortaya çıkmış oldu. Belki 8 sene önce tanı konulsaydı farklı bir tedavi uygulanırdı, bağırsak yoluna gitmezdi, bağırsak endometrizoisi olarak sçırmayıp medikal tedaviyle sonuçlanırdı belki de.”

"HAMİLELİĞİMİN 30. HAFTASINDA ALDIĞIM HABERLE ŞOK OLDUM"

Bir bebek annesi olan 28 yaşındaki Öykü Güncan da hiçbir şikayeti yokken 2023 yılında rutin kontrolde endometriozis tanısı aldığını ama bunu önemsemediğini söyledi. Evlendikten haftalar sonra çikolata kistinin patlamasıyla acil ameliyata alınan Güncan, hamileliğinde yaşadığı şoku da şöyle paylaştı:

“Herhangi bir sorun yok diye düşünüyorduk fakat çikolata kisti büyümeye devam etmiş içerde. Kist hamile kalınca da büyümeye devam etti ve doktorum, o süreci takip eden doktorum yani sorun yaratmadı en başta ama 30. Haftaya geldiğimizde ‘bu şekilde doğum yaptıramayacağım dedi. Daha sonra yeni bir doktor arayışına girdik ve Taner hocayı bulduk, sağ olsun kabul etti bizi.”

Prof. Dr. Taner Usta tarafından yakın klinik izleme alınan Güncan, doğuma kadar da herhangi bir müdahale yapılmadan izlendi. 30 haftalıkken 6 santim olan endometriozisin doğumda 8 santime ulaştığı görüldü. Bebeğini dünyaya getirmek için sezaryen ameliyatı olan Öykü Güncan’ın ameliyat sırasında çikolata kistinin içi boşaltıldı.. Bebeğine kavuşan Öykü Güncan, endometriozisin oluşturduğu sağlık sorunundan da kurtuldu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/tani-konulmasi-7-10-yili-bulabiliyor-agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/tani-konulmasi-7-10-yili-bulabiliyor-agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/tani-konulmasi-7-10-yili-bulabiliyor-agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/tani-konulmasi-7-10-yili-bulabiliyor-agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/tani-konulmasi-7-10-yili-bulabiliyor-agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik/9778/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Erken teşhis hayat kurtarıyor: 50 yaş üstü mutlaka yaptırmalı!]]></title>
			<description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burak Hüseyin, kalın bağırsak (kolorektal) kanserinin erken teşhis edildiğinde yüzde 90’ın üzerinde tedavi edilebildiğini belirterek, “Özellikle 50 yaş üstü bireyler için düzenli tarama programları hayati önem taşımaktadır” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burak Hüseyin, 1-31 Mart Kalın Bağırsak Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında farkındalığın artırılmasına yönelik açıklamalarda bulundu. Op. Dr. Hüseyin, dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alan kalın bağırsak kanserinin, çoğu zaman bağırsakta oluşan poliplerin yıllar içinde kansere dönüşmesiyle ortaya çıktığını ifade etti. Op. Dr. Hüseyin, bu sürecin erken dönemde tespit edilmesi halinde hastalığın önlenebildiğini söyleyerek, “Kalın bağırsak kanseri, önlenebilir kanser türleri arasında yer alıyor. Kalın bağırsak (kolorektal) kanseri erken teşhis edildiğinde yüzde 90’ın üzerinde tedavi edilebilir. Bu nedenle erken tanı büyük önem taşıyor” diye konuştu.

Kalın bağırsak kanseri riskinin bazı faktörlere bağlı olarak arttığını belirten Op. Dr. Hüseyin, “Özellikle 50 yaş üstü bireyler için düzenli tarama programları hayati önem taşımaktadır. 50 yaş ve üzerindeki bireyler, ailesinde kanser öyküsü bulunanlar, aşırı kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketenler ile hareketsiz yaşam sürenlerin risk grubunda yer almaktadır. Hastalık erken dönemde belirti vermeyebilir ancak dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik gibi şikayetler dikkate alınmalıdır. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen tarama programları hastalığın erken teşhisinde önemli rol oynamaktadır. 50-70 yaş arasındaki bireylerin iki yılda bir gaitada gizli kan testi yaptırması önerilir. Kolonoskopi ise bağırsakların detaylı incelenmesini sağlar ve riskli poliplerin kansere dönüşmeden tespit edilmesine imkân tanır. Bu yöntemin 10 yılda bir uygulanması tavsiye edilir” dedi.

Op. Dr. Hüseyin, kalın bağırsak kanseri riskini azaltmak için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi gerektiğine dikkati çekerek “Lif açısından zengin beslenme, düzenli fiziksel aktivite, işlenmiş gıdalardan uzak durma ve ideal kilonun korunması önemli. 50 yaşından itibaren herhangi bir şikayet olmasa dahi düzenli tarama yaptırılması gerekir. Unutmayalım ki erken teşhis hayat kurtarır” diye konuştu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erken-teshis-hayat-kurtariyor-50-yas-ustu-mutlaka-yaptirmali-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erken-teshis-hayat-kurtariyor-50-yas-ustu-mutlaka-yaptirmali-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erken-teshis-hayat-kurtariyor-50-yas-ustu-mutlaka-yaptirmali-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erken-teshis-hayat-kurtariyor-50-yas-ustu-mutlaka-yaptirmali-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/erken-teshis-hayat-kurtariyor-50-yas-ustu-mutlaka-yaptirmali/9777/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bahar geldi, risk arttı: Ciddi zehirlenmelere yol açıyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Erzincan’da baharın gelmesiyle birlikte doğada kendiliğinden yetişen mantarlara ilgi artarken, uzmanlar bilinçsiz tüketimin ciddi zehirlenmelere ve ölüme yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Doğal alanlarda yetişen mantarların kontrolsüz şekilde tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, vatandaşların yalnızca denetimli ve onaylı kültür mantarlarını tercih etmesi gerektiğini belirtti.

100 ZEHİRLİ TÜR VAR

Türkiye’de doğada yetişen yaklaşık 40 yenilebilir mantar türü bulunduğunu, buna karşılık yaklaşık 100 türün ise zehirli olduğunu ifade eden uzmanlar, bazı türlerin ölümcül etkilere sahip olabildiğine dikkat çekti.

Zehirli ve zehirsiz mantarların dış görünüşle ayırt edilemeyeceğini belirten uzmanlar, "Birbirine çok benzeyen mantar çeşitlerinden biri zehirliyken diğeri yenilebilir olabilir. Bu nedenle doğadan toplanan mantarların tüketilmesi ciddi risk taşır." uyarısında bulundu.
Mantar zehirlenmelerinin özellikle yağışlı ve nemli dönemlerde arttığını kaydeden uzmanlar, yabani mantarların tüketilmesi halinde başta sindirim sistemi olmak üzere merkezi sinir sistemi, karaciğer ve böbreklerde ciddi hasar oluşabileceğini bildirdi.

Zehirlenmelerin önlenmesinin en etkili yolunun doğada yetişen mantarların tüketilmemesi olduğunu vurgulayan uzmanlar, bunun yerine kültür mantarlarının tercih edilmesi gerektiğini ifade etti.

Uzmanlar, mantar tüketimi sonrası sersemlik, mide bulantısı, kusma, ishal, terleme, bulanık görme, tansiyon düşüklüğü ve nabız artışı gibi belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtti.

Zehirlenme belirtilerinin bazı durumlarda mantar tüketiminden saatler sonra ortaya çıkabileceğine işaret eden uzmanlar, ağır vakalarda karaciğer ve böbrek yetmezliği, koma ve ölüm riskinin bulunduğunu kaydetti.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bahar-geldi-risk-artti-ciddi-zehirlenmelere-yol-aciyor-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bahar-geldi-risk-artti-ciddi-zehirlenmelere-yol-aciyor-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bahar-geldi-risk-artti-ciddi-zehirlenmelere-yol-aciyor-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bahar-geldi-risk-artti-ciddi-zehirlenmelere-yol-aciyor-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bahar-geldi-risk-artti-ciddi-zehirlenmelere-yol-aciyor/9776/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Her gün kullanıyorsunuz ama yanlışsa tüm omurganız bozuluyor!]]></title>
			<description><![CDATA[YANLIŞ yatak ve yastık kullanımının boyun ve bel ağrılarına neden olabileceğini belirten Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Hamza Sucuoğlu, "Yanlış seçimler uzun vadede ciddi omurga problemlerine yol açabilir. Çökmüş, deforme olmuş yataklar omurganın doğal yapısını bozar. Bu da uzun vadede bel ve boyun fıtıklarına zemin hazırlar" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yanlış yastık ve yatak seçimlerin uzun vadede omurga yapısını kalıcı biçimde bozduğunu söyleyen Doç. Dr. Hamza Sucuoğlu, yapılan kritik hatalara ilişkin uyarılarda bulundu.

‘OMURGA DOĞRU DESTEKLENMEZSE AĞRI KAÇINILMAZ’

Kas ve iskelet sistemi sağlığında uyku pozisyonunun büyük önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Hamza Sucuoğlu, “Günün yaklaşık 8 saati yatakta geçiyor. Bu süreç vücut için kritik bir önem sarf ediyor. Omurganın doğal eğriliklerinin korunması gerekiyor. Bu yüzden yatak ve yastık, vücudun anatomik yapısına uygun olmalı. Omurganın fizyolojik eğrileri korunmazsa kas spazmları, eklem problemleri ve kronik ağrılar ortaya çıkabilir. Özellikle yan yatış daha sağlıklı bir seçenek. Sırtüstü yatışta da omurgayı destekleyen ürünlerin tercih edilmesi gerekir” dedi.

‘ORTA SERTLİKTE YATAK EN DOĞRU TERCİH’

Yatak seçiminde en sık yapılan hatanın çok sert ya da çok yumuşak ürünleri tercih etmek olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sucuoğlu, “Orta sertlikte ve vücut formunu destekleyen yataklar en ideali. Özellikle viskoelastik ve lateks yataklar hem anatomik uyum hem de hava geçirgenliği açısından avantaj sağlıyor. Çökmüş, deforme olmuş yataklar omurganın doğal yapısını bozar. Bu da uzun vadede bel ve boyun fıtıklarına zemin hazırlar” diye konuştu.

‘YANLIŞ YASTIK BOYUN DÜZLEŞMESİNE NEDEN OLABİLİR’

Yastık seçiminin en az yatak kadar önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sucuoğlu, “Boyun boşluğunu desteklemeyen yastıklar ciddi sorunlara yol açabiliyor. Çok yüksek ya da çok alçak yastık kullanımı boyun kaslarında kasılmalara neden olur. Bu durum zamanla boyun düzleşmesi ve fıtık gelişimine zemin hazırlar. Omuz yüksekliğine uygun, orta sertlikte ve boyun boşluğunu dolduran ortopedik yastıkların tercih edilmesi gerekir. Özellikle boyun fıtığı olan hastalarda doğru yastık kullanımı tedavinin önemli bir parçasıdır” dedi.

‘DEFORME OLAN YATAK VE YASTIKLARI DEĞİŞTİRİN’

Yatak ve yastıkların belirli aralıklarla değiştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Sucuoğlu, uzun süre kullanılan ürünlerin destek özelliğini kaybettiğini söyledi. “Ortalama 7-8 yılda bir yatakların değiştirilmesi gerekir. Deforme olmuş yatak ve yastıklar omurga sağlığını olumsuz etkiler ve ağrıların kronikleşmesine neden olabilir” diyen Sucuoğlu, sağlıklı bir uyku için doğru ekipman seçiminin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/her-gun-kullaniyorsunuz-ama-yanlissa-tum-omurganiz-bozuluyor-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/her-gun-kullaniyorsunuz-ama-yanlissa-tum-omurganiz-bozuluyor-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/her-gun-kullaniyorsunuz-ama-yanlissa-tum-omurganiz-bozuluyor-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/her-gun-kullaniyorsunuz-ama-yanlissa-tum-omurganiz-bozuluyor-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/her-gun-kullaniyorsunuz-ama-yanlissa-tum-omurganiz-bozuluyor/9775/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yeni ve sinsi varyant: 'Ağustos böceği' Bağışıklığı daha kolay aşıyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Dünya genelinde yayılımı süren BA.3.2 varyantı için uzman isimlerden uyarılar yapılıyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, "ağustos böceği" olarak adlandırılan ve yüksek oranda mutasyona uğramış yeni bir COVID-19 varyantının Amerika ve Avrupa’da yayılmaya başladığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Özkaya, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) verilerine göre BA.3.2 olarak adlandırılan varyantın en az 25 ABD eyaletinde tespit edildiğini belirterek, "Bu varyantın, aşılar veya önceki enfeksiyonlardan kaynaklanan bağışıklığı daha kolay aşabildiği düşünülüyor. Vakaların genel olarak düşük seviyede seyrediyor, ancak BA.3.2 varyantının dünya genelinde yayılımını sürdürüyor. Bu varyant bir yıldan uzun süredir dolaşımda bulunuyor. Ancak özellikle sonbahardan itibaren ABD dahil birçok ülkede hızlı bir artış göstermeye başladı" dedi.

İLK KEZ GÜNEY AFRİKA'DA GÖRÜLDÜ

COVID-19’a neden olan SARS-CoV-2 virüsünün yayılırken sürekli mutasyona uğradığını hatırlatan Özkaya, "Yeni varyantı diğerlerinden ayıran en önemli özellik, diken proteininde meydana gelen çok sayıda genetik değişikliktir. Bu durum, virüsün bağışıklık sistemi tarafından farklı algılanmasına yol açabilir" diye konuştu.

CDC’nin yayımladığı raporlara da değinen Özkaya, bu mutasyonların önceki enfeksiyon veya aşılamayla kazanılan korumayı azaltma potansiyeline sahip olduğunu belirtti.

"SESSİZ BİR ŞEKİLDE YAYILDI"

BA.3.2 varyantının ilk olarak Kasım 2024’te Güney Afrika’da tespit edildiğini aktaran Özkaya, bu varyantın Omicron ailesine ait BA.3 alt varyantının bir devamı olduğunu ifade etti. 2024 yılı boyunca diğer varyantların gölgesinde kaldığını belirten Özkaya, "Sessiz bir şekilde yayılımını sürdürdü ve geçtiğimiz eylül ayından itibaren daha belirgin hale geldi" şeklinde konuştu.

HASTALIĞIN ETKİSİ

Varyantın etkilerine ilişkin de bilgi veren Özkaya, şu ana kadar daha ağır hastalığa yol açtığına dair bir kanıt bulunmadığını vurguladı Özkaya şunları söyledi: "BA.3.2’nin yaygın olduğu ülkelerde daha ciddi hastalık ya da hastaneye yatış oranlarında belirgin bir artış gözlenmedi. Kağıt üzerinde endişe verici görünse de mevcut veriler, hastalık şiddetinin artmadığını gösteriyor."

23 ÜLKEYE YAYILDI

Verilere göre 11 Şubat 2026 itibarıyla BA.3.2 varyantının en az 23 ülkeye yayıldığını belirten Özkaya, bazı Avrupa ülkelerinde yayılımın daha yüksek olduğuna dikkat çekti. Özkaya, "CDC verilerine göre Danimarka, Almanya ve Hollanda’daki vakaların yaklaşık yüzde 30’una bu varyant neden oluyor" ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-ve-sinsi-varyant-agustos-bocegi-bagisikligi-daha-kolay-asiyor-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-ve-sinsi-varyant-agustos-bocegi-bagisikligi-daha-kolay-asiyor-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-ve-sinsi-varyant-agustos-bocegi-bagisikligi-daha-kolay-asiyor-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-ve-sinsi-varyant-agustos-bocegi-bagisikligi-daha-kolay-asiyor-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/yeni-ve-sinsi-varyant-agustos-bocegi-bagisikligi-daha-kolay-asiyor/9774/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kreş ve okullarda alarm! Tek çocuk herkese bulaştırabiliyor]]></title>
			<description><![CDATA[Mevsimsel geçişler ve okulların açık olmasıyla birlikte toplu yaşam alanlarında enfeksiyon riski hızla artıyor. Bu dönemlerde çocuklarda sıklıkla görülen ve ağır seyredebilen ani ishal ile kusma vakalarının altından genellikle nörovirüs tehlikesi çıkıyor. Çocukların vücut direncini saatler içinde düşürebilen bu sinsi virüs hakkında uyarılarda bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gulnara Heydarova, hastalığın belirtileri ve tedavi süreçlerine dair hayati bilgiler paylaştı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Okul ve kreş gibi kalabalık ortamlarda hızla yayılan nörovirüs, son dönemde çocuk sağlığını tehdit eden en önemli enfeksiyonlardan biri haline geldi. Ani kusma, ishal ve karın ağrısıyla seyreden hastalık, özellikle küçük çocuklarda ağır seyredebiliyor. Dr. Gulnara Heydarova nörovirüsün belirtileri, bulaş yolları ve tedavi süreciyle ilgili ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları anlattı.

"EN BÜYÜK TEHLİKE SIVI KAYBI"

Nörovirüsün genellikle ani başlayan şikayetlerle kendini gösterdiğini belirten Dr. Heydarova, “Hastalık daha çok ishal, kusma, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerle seyreder. Küçük çocuklarda özellikle ani ve tekrarlayan kusma ön plandadır. Virüsün en önemli özelliği, çok küçük bir miktarının bile şiddetli hastalık yapmaya yetmesidir. Bu nedenle kısa sürede ciddi sıvı kaybına yol açabilir. Çocuk sağlığı açısından en kritik nokta sıvı kaybıdır. Çocuklarda idrar miktarında azalma, ağız kuruluğu, gözyaşında azalma gibi bulgular varsa, halsiz görünüyorsa, beslenemiyorsa ve uykuya meyilliyse vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” dedi.

ÇOK HIZLI BULAŞIYOR

Nörovirüsün bulaşma hızının oldukça yüksek olduğuna da değinen Dr. Heydarova, “Okul, kreş gibi kalabalık ortamlarda virüs çok kolay yayılır. Kapı kolları, ortak kullanılan yüzeyler ve oyuncaklar bile bulaş için yeterlidir. Enfekte olan tek bir çocuk, kısa sürede ailedeki diğer bireylere de hastalığı bulaştırabilir. Nörovirüs tedavisinde en sık yapılan hatalardan biri gereksiz antibiyotik kullanımıdır. Bu hastalık viral kaynaklıdır ve antibiyotiklerin tedavide hiçbir yeri yoktur. En etkili tedavi kaybedilen sıvının yerine konmasıdır. Aileler, çocuklarının bol sıvı almasına özen göstermelidir. Nörovirüs genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşir. Ancak çocuklarda sıvı kaybı çok hızlı gelişebildiği için ailelerin belirtileri yakından takip etmesi büyük önem taşır. Erken müdahale hastalığın seyrini kolaylaştırır.” şeklinde konuştu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kres-ve-okullarda-alarm-tek-cocuk-herkese-bulastirabiliyor-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kres-ve-okullarda-alarm-tek-cocuk-herkese-bulastirabiliyor-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kres-ve-okullarda-alarm-tek-cocuk-herkese-bulastirabiliyor-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kres-ve-okullarda-alarm-tek-cocuk-herkese-bulastirabiliyor-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/kres-ve-okullarda-alarm-tek-cocuk-herkese-bulastirabiliyor/9773/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Baş dönmesi yaşıyorsanız dikkat! Sebebi bu gıdalar olabilir]]></title>
			<description><![CDATA[Vertigo, yani baş dönmesi ve denge kaybıyla kendini gösteren rahatsızlık, özellikle beslenme alışkanlıklarıyla doğrudan ilişkilendiriliyor. Diyetisyen Burcu Akbeyaz Özger, özellikle paketli ve yüksek tuz içeren gıdaların vertigo ataklarını artırabileceği konusunda uyarılarda bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzmanlara göre vertigonun temel nedenlerinden biri, iç kulaktaki sıvı dengesinin bozulması. Yüksek tuz tüketimi bu dengeyi olumsuz etkileyerek baş dönmesi, mide bulantısı, kulak çınlaması ve denge kaybı gibi şikayetleri şiddetlendirebiliyor. Özellikle paketli ve dondurulmuş gıdalar, içerdiği yüksek sodyum nedeniyle bu süreci tetikleyebiliyor.

BELİRTİLER HAFİFE ALINMAMALI

Vertigo; ani baş dönmesi, dengesizlik, bulantı ve kulak çınlaması gibi belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Özellikle sıcak havalar ve Ramazan döneminde sıvı kaybının artmasıyla birlikte bu şikayetler daha sık görülebiliyor. Bu nedenle vücudun sıvı dengesini korumak büyük önem taşıyor.

BESLENME ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞMELİ

Vertigo ile mücadelede beslenme önemli bir rol oynuyor. Uzmanlar, yüksek tuz içeren gıdaların yanı sıra kolesterol oranı yüksek besinlerin de sınırlandırılması gerektiğini belirtiyor. İşlenmiş et ürünleri ve kırmızı etin fazla tüketimi, kan dolaşımını etkileyerek semptomların artmasına neden olabiliyor.

BU BESİNLER DESTEKLEYİCİ OLABİLİR

Vertigo belirtilerini hafifletmek için Akdeniz tipi beslenme öneriliyor. C vitamini açısından zengin meyveler (çilek, narenciye, yaban mersini), yeşil yapraklı sebzeler, brokoli ve biber gibi besinler bu süreçte destekleyici olabilir. Ayrıca fındık, badem ve ceviz gibi kuruyemişler ile balık, derisiz tavuk ve kinoa gibi sağlıklı protein kaynakları da öneriliyor.

KAFEİN VE ALKOLE DİKKAT

Uzmanlar, vertigo hastalarının kafein ve alkol tüketimini sınırlaması gerektiğini vurguluyor. Günlük 2-2,5 litre su tüketimi ise vücudun dengesini korumada kritik rol oynuyor. Ayrıca kızartılmış, trans yağ içeren ve paketli gıdalardan uzak durulması gerektiği belirtiliyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bas-donmesi-yasiyorsaniz-dikkat-sebebi-bu-gidalar-olabilir-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bas-donmesi-yasiyorsaniz-dikkat-sebebi-bu-gidalar-olabilir-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bas-donmesi-yasiyorsaniz-dikkat-sebebi-bu-gidalar-olabilir-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bas-donmesi-yasiyorsaniz-dikkat-sebebi-bu-gidalar-olabilir-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bas-donmesi-yasiyorsaniz-dikkat-sebebi-bu-gidalar-olabilir/9772/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Mısır'da hasar gören kalp Türkiye'de şifa buldu!]]></title>
			<description><![CDATA[Yurt dışında geçirdiği operasyon sırasında kalp kapağı ağır hasar alan 44 yaşındaki Aydın Çalışkan, ölümle burun buruna geldi. Türkiye’ye getirilen Çalışkan, Medipol Sağlık Grubu’ndan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun ve ekibi tarafından gerçekleştirilen yüksek riskli operasyonla sağlığına kavuştu. Çalışkan, “Bana nakil demişlerdi, Bilal Hocam beni yeniden hayata döndürdü” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genç yaşta ağır bir kalp krizi geçiren ve yıllarca sağlıkla yaşayan Aydın Çalışkan’ın hayatı, iş gereği gittiği Mısır’da kabusa döndü. Şiddetli göğüs ağrısıyla başvurduğu hastanede 3,5 saat süren müdahale sırasında stentleri açıldı ancak bu esnada kalp kapakçığı ciddi şekilde zarar gördü. Türkiye’ye döndüğünde genç hasta için Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde adeta zamanla yarış başladı. Prof. Dr. Bilal Boztosun’un yüksek riskli operasyonunun ardından Çalışkan’ın kalp kapağı değiştirildi. Çalışkan başarılı geçen operasyonun ardından sağlığına kavuştu.

“GENÇ YAŞTA AĞIR BİR KALP KRİZİ GEÇİRDİ”

Hastanın oldukça genç yaşta ciddi bir kalp krizi geçirdiğini belirten Prof. Dr. Boztosun, “Hastamız önemli bir kalp krizi sonrası kalbin kasılma gücünde ciddi bir azalma yaşamıştı. Damarını açtıktan sonra tedaviye uyumu sayesinde belirgin şekilde toparladı ve bir süre sağlıklı bir yaşam sürdü. İş nedeniyle Mısır’a yerleşen hastamız yıllar sonra şiddetli göğüs ağrısıyla orada hastaneye başvurmuş. Yaklaşık 3 saat süren bir müdahale yapılmış. Damar açılmaya çalışılırken bu kez kalp kapağında ciddi bir hasar oluşmuş. Ne yazık ki süreç bu noktada daha karmaşık hale gelmiş” diye konuştu.

“RİSKLİ BİR KARARI AİLEYLE BİRLİKTE ALDIK”

Hastanın Türkiye’ye döndüğünde şikayetlerinin devam ettiğini belirten Prof. Boztosun, “Hastamızı kardiyoloji ve kalp damar cerrahisi konseyinde değerlendirdik. 40 yaşında genç bir hastadan bahsediyoruz. Cerrahi açıdan oldukça riskli bir tablo vardı. Ancak başka seçeneğimiz kalmamıştı. Tüm riskleri aileyle detaylı şekilde paylaştık ve ortak bir kararla müdahaleye karar verdik. Hasta, ailesi ve hekimler olarak birlikte karar verdiğimiz bu süreci başarıyla tamamladık. Kalp kapağı şu an normal fonksiyonlarına döndü. Zaman içinde kalbin kasılma gücünün de kademeli olarak artmasını umut ediyoruz” ifadelerini kullandı.

KALP KAPAKÇIĞINDA KAÇAK OLDU

2019 yılında ilk kalp rahatsızlığını yaşadığını belirten 44 yaşındaki Aydın Çalışkan, o dönemde farklı hastanelere başvurduğunu ifade ederek, “Bypass öneren de oldu, kalp pili hatta kalp nakli önerenler de oldu. Daha sonra Bilal hocamla tanıştım. Damarımı açabileceğini söyledi ve o sürece başladık. Gerçekten damarımı açtı ve yıllarca sağlıklı bir şekilde hayatıma devam ettim. İşim gereği Mısır’da çalışıyorum. Orada bulunduğum dönemde rahatsızlandım. Daha önce taktırdığım stentlerin tıkandığını öğrendim ve acil olarak operasyona alındım. Türkiye’ye döndüğümde yeniden muayene oldum ve Bilal hocamla görüştük. Stentlerimin açık olduğunu ancak kalp kapakçığımda ciddi bir kaçak bulunduğunu söyledi” diye konuştu.

BİLAL HOCAM BENİ YENİDEN HAYATA DÖNDÜRDÜ

Geçtiğimiz yıl yeniden rahatsızlandığını belirten Çalışkan, “Haziran ayında tekrar göğüs ağrısı yaşadım. Mısır’da yapılan yaklaşık 3,5 saatlik müdahale sırasında stentlerim açıldı ancak o esnada kalp kapakçığım zarar görmüş. Türkiye’ye geldiğimde yapılan kontrollerde durum netleşti. Kalp kapakçığım değiştirildi. Şu an kendimi gayet iyi hissediyorum. Bilal hocam ve ekibi sayesinde yeniden hayata döndüm diyebilirim. Umarım uzun yıllar sağlıklı bir yaşam sürerim” ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-4907.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-4907.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-4907_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-4907.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu/9248/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:44:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Doktor üç kardeş, babalarıyla aynı hastanede görev yapıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Kütahya’da sağlık camiasını gururlandıran bir aile hikayesi dikkat çekiyor. 37 yıldır sağlık personeli olarak görev yapan Mustafa Ercura, şimdi doktor olan üç çocuğuyla aynı hastanede çalışmanın mutluluğunu yaşıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kütahya Şehir Hastanesi’nde görev yapan Ercura ailesi, mesleklerini adeta kuşaktan kuşağa taşıdı. Sağlık çalışanı baba Mustafa Ercura ile hemşire eşi Ayşe Ercura’nın üç çocuğu da tıp fakültesini bitirerek doktor oldu. Üstelik üç kardeş de babalarının görev yaptığı hastaneye atanarak aynı çatı altında mesleğe başladı.

EVDE 5 SAĞLIK ÇALIŞANI VAR

Meslek hayatında 37 yılı geride bırakan Mustafa Ercura, çocuklarının da aynı yolu seçmesinden büyük gurur duyduğunu belirterek, “Çok dua alan bir mesleği yapıyoruz. Evimizde 5 sağlık personeli var. En tecrübeli olan benim. Yılların birikimini çocuklarıma aktarıyorum” dedi.

AYNI HASTANEDE AYNI HASTALARA BAKIYORLAR

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Rümeysa Ercura, hastane ortamında büyüdüklerini ve bu nedenle mesleğe yabancılık çekmediklerini söyledi. Kardeşleriyle zaman zaman aynı hastalara hizmet verdiklerini belirten Ercura, “Bazen kardeşlerimle ortak hastalarımız oluyor. Branşımla ilgili durumlarda hastaları bana yönlendiriyorlar” diye konuştu.

'HASTANE BİZİM İÇİN EV GİBİ'

Acil servis hekimi Semih Ercura ise çocukluklarından itibaren hastane ortamında bulunduklarını belirterek, bu durumun meslek seçimlerinde etkili olduğunu söyledi. “Hastaneyi evim gibi hissediyorum. Bu da işimizi daha özgüvenli yapmamızı sağlıyor” ifadelerini kullandı.

Kan bankasında görev yapan Melih Ercura da yoğun tempoya rağmen fırsat buldukça ailesiyle bir araya geldiklerini, zaman zaman ikiz kardeşiyle karıştırıldığını dile getirdi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/doktor-uc-kardes-babalariyla-ayni-hastanede-gorev-yapiyor-4907.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/doktor-uc-kardes-babalariyla-ayni-hastanede-gorev-yapiyor-4907.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/doktor-uc-kardes-babalariyla-ayni-hastanede-gorev-yapiyor-4907_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/doktor-uc-kardes-babalariyla-ayni-hastanede-gorev-yapiyor-4907.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/doktor-uc-kardes-babalariyla-ayni-hastanede-gorev-yapiyor/9247/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:44:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Erol Köse’nin son notu ALS gerçeğini gündeme taşıdı! İşte bilinmeyen yüzü…]]></title>
			<description><![CDATA[Ünlü yapımcı Erol Köse’nin hayatını kaybetmesinin ardından geride bıraktığı “ALS hastalığımdan dolayı…” notu, hastalığı bir kez daha gündeme taşıdı. Motor nöron hastalığı olarak da bilinen Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS), beyin ve omurilikteki sinir hücrelerini etkileyerek kas güçsüzlüğüne yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık olarak öne çıkıyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Fikret Aysal hastalığın nedenleri, belirtileri ve süreci hakkında önemli bilgiler paylaştı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ünlü yapımcı Erol Köse’nin hayatını kaybetmesinin ardından ortaya çıkan ALS notu, ağır ilerleyen bu hastalığı bir kez daha gündeme getirdi. Sessiz başlayan ancak zamanla kasları etkileyerek yaşamı zorlaştıran ALS, ciddi sonuçlar doğurabilen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Doç. Dr. Fikret Aysal hastalığa dair önemli uyarılarda bulundu.

ALS MOTOR NÖRONLARIN KAYBIYLA İLERLİYOR

ALS’nin nörodejeneratif bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Aysal, hastalığın temelinde beyin, beyin sapı ve omurilikteki motor nöronların kaybının yattığını söyledi. Hastalığın büyük çoğunluğunun nedeni bilinmeyen, sporadik vakalardan oluştuğunu ifade eden Doç. Dr. Aysal, “Vakaların yaklaşık yüzde 5-10’u genetik özellik gösterir. Ancak çoğunlukta belirgin bir neden saptanamaz. Hastalık bazen sadece üst motor nöronları, bazen alt motor nöronları tutabilir ancak en sık her ikisinin birlikte etkilendiği tablo görülür” dedi.

KESİN TEDAVİ YOK, SÜREÇ KONTROL ALTINA ALINIYOR

ALS’nin günümüzde kökten bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Doç. Dr. Aysal, “Mevcut tedaviler hastalığın seyrini yavaşlatmaya yönelik. Hastalığın ilerleyici bir yapısı var. Ortalama yaşam süresi 2 ila 5 yıl arasında değişse de bu süre hastadan hastaya farklılık gösterebilir. Çok hızlı ilerleyen vakalar olduğu gibi, uzun yıllar yaşayan hastalar da vardır. Stephen Hawking hastalığa bir örnek.

Bazı özel vakalarda hastalık çok daha uzun süreli seyredebiliyor. ALS tanısı alan hastalarda psikolojik süreç de büyük önem taşıyor. Hastalar tanı sonrası ciddi bir duygusal yük yaşayabiliyor. Bu hastalarda depresyon gelişme riski oldukça yüksektir. Bu nedenle yalnızca fiziksel değil, psikiyatrik destek de tedavinin önemli bir parçasıdır” diyen Aysal, multidisipliner yaklaşımın önemine vurgu yaptı.

BİRDEN FAZLA BRANŞIN TAKİBİ GEREKİYOR

ALS hastalarının yalnızca nöroloji değil, birçok farklı branş tarafından birlikte takip edilmesi gerektiğini belirten Doç. Aysal, “Bu süreçte nörologlar koordinasyonu sağlar ancak fizik tedavi, göğüs hastalıkları, gastroenteroloji, genel cerrahi ve psikiyatri gibi birçok branşın desteği gerekir.

Tedavide temel amacımız hastanın ağrı ve sıkıntılarını azaltmak, konforunu sağlamak ve süreci mümkün olduğunca uzatmaktır. Bugün için kesin bir tedavi yok ancak bilimsel çalışmalar hızla devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda bu hastalık için daha etkili tedavilerin bulunacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/erol-kose-nin-son-notu-als-gercegini-gundeme-tasidi-iste-bilinmeyen-yuzu-4907.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/erol-kose-nin-son-notu-als-gercegini-gundeme-tasidi-iste-bilinmeyen-yuzu-4907.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/erol-kose-nin-son-notu-als-gercegini-gundeme-tasidi-iste-bilinmeyen-yuzu-4907_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/erol-kose-nin-son-notu-als-gercegini-gundeme-tasidi-iste-bilinmeyen-yuzu-4907.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/erol-kose-nin-son-notu-als-gercegini-gundeme-tasidi-iste-bilinmeyen-yuzu/9246/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:44:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çoğu aile bunu yanlış biliyor! Çocuklarda iştahsızlık gerçeği ortaya çıktı]]></title>
			<description><![CDATA[Her az yiyen çocuğun iştahsız olmadığına dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beyza Pehlivan Kılıç, "Ailelerin ‘çocuğum hiçbir şey yemiyor’ şikâyetiyle başvurduğu vakaların önemli bir kısmında aslında tıbbi bir iştahsızlık yoktur. Eğer çocuk enerjikse, gelişimi normalse ve boy-kilo eğrileri yaşına uygunsa bu durum çoğunlukla gelişimsel bir beslenme davranışı olarak değerlendirilir" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çocuklarda iştahsızlık, ebeveynlerin en sık kaygı duyduğu konular arasında yer alıyor. Ancak her az yiyen çocuğun gerçekten iştahsız olmadığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beyza Pehlivan Kılıç, önemli uyarılarda bulundu.

'BÜYÜMESİ NORMALSE ENDİŞE EDİLMEYEBİLİR'

Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişimi için yeterli ve dengeli beslenmenin büyük önem taşıdığını belirten Dr. Kılıç, "Çocukların yaşına, gelişimine ve bireysel özelliklerine uygun besinleri tüketmesi sağlıklı büyüme açısından büyük önem taşır. Beslenmede yetersizliğin gelişmesine yol açan nedenlerin başında iştahsızlık gelir. Ancak her az yiyen çocuk iştahsız değildir. Çocuk ebeveynin beklediğinden az yiyebilir fakat büyümesi normal seyrediyorsa bu durum gerçek bir iştahsızlık olarak değerlendirilmez" diye konuştu.

"İŞTAHSIZLIK 1-3 YAŞ ARASINDA DAHA SIK GÖRÜLÜR"

İştahsızlığın belirli yaş gruplarında daha sık görüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Kılıç, "Tıbbi olarak iştahsızlık; çocuğun yaşına ve büyüme gereksinimlerine uygun miktarda besin tüketmemesi ve buna bağlı olarak kilo alımının yavaşlaması veya durmasıdır. İştahsızlık en sık 1-3 yaş arasında görülür. Bunun en önemli nedeni büyüme hızındaki değişimdir. Bebeklik döneminde hızlı büyüme nedeniyle iştah yüksekken, bir yaşından sonra büyüme hızının yavaşlamasıyla birlikte besin ihtiyacı azalır. Bu nedenle çocukların iştahında doğal bir düşüş görülebilir" şeklinde konuştu.

HER YEMİYOR ŞİKAYETİ İŞTAHSIZLIK DEĞİL

Ailelerin sık dile getirdiği şikâyetlere de değinen Uzm. Dr. Beyza Pehlivan Kılıç, "Ailelerin ‘çocuğum hiçbir şey yemiyor’ şikâyetiyle başvurduğu vakaların önemli bir kısmında aslında tıbbi bir iştahsızlık yoktur. Eğer çocuk enerjikse, gelişimi normalse ve boy-kilo eğrileri yaşına uygunsa bu durum çoğunlukla gelişimsel bir beslenme davranışı olarak değerlendirilir. Önemli olan çocuğun büyüme ve gelişiminin sağlıklı ilerlemesidir. İştahsız çocuğu olan ebeveynlerin kaygılanmak yerine bilinçli bir yaklaşım geliştirmesi ve gerekli durumlarda bir çocuk hekimine başvurması en doğru yaklaşım olacaktır" dedi.

Bazı durumlarda iştahsızlığın bir sağlık sorununa bağlı olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Kılıç, "Demir eksikliği, bağırsak parazitleri, kronik enfeksiyonlar, reflü, gıda intoleransları, vitamin ve mineral eksiklikleri, kabızlık ve psikolojik stres iştahsızlığın altında yatan nedenler arasında yer alabilir. Bu nedenle uzun süren ve büyümeyi etkileyen iştahsızlık durumlarında mutlaka altta yatan nedenler araştırılmalıdır" ifadelerini kullandı.

"ZORLA YEMEK YEDİRMEK DÜZENİ BOZABİLİR"

Yemek saatlerinde yapılan hatalı yaklaşımların süreci daha da zorlaştırabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Kılıç, "Ödül, ceza veya zorla yedirme yöntemleri yemek zamanını çocuk için stresli bir deneyime dönüştürebilir. Bu durum çocuğun kendi açlık ve tokluk sinyallerini tanımasını zorlaştırabilir. Aynı zamanda ilerleyen yaşlarda sağlıksız yeme davranışlarına zemin hazırlayabilir" dedi.

EKRAN KARŞISINDA BESLENME RİSK OLUŞTURUYOR

Günümüzde yaygınlaşan ekran karşısında beslenme alışkanlığına da dikkat çeken Uzm. Dr. Kılıç, "Tablet veya televizyon karşısında yemek yiyen çocuklar genellikle ne kadar yediklerinin farkına varamaz. Doyma hissini algılamakta zorlanabilirler. Bu durum uzun vadede aşırı yeme, obezite ve sindirim sistemi sorunları riskini artırabilir" dedi.

Piyasada yer alan iştah açıcı ürünler konusunda aileleri uyaran Uzm. Dr. Kılıç, "Bitkisel veya kimyasal iştah açıcı ürünlerin çoğunun bilimsel etkinliği sınırlıdır. Hekim önerisi olmadan kullanılan bu ürünler gereksiz ilaç kullanımına ve olası yan etkilere yol açabilir. Bu yüzden bu tür ürünlerin mutlaka çocuk doktoru kontrolünde kullanılması gerekir" açıklamasında bulundu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/cogu-aile-bunu-yanlis-biliyor-cocuklarda-istahsizlik-gercegi-ortaya-cikti-4907.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/cogu-aile-bunu-yanlis-biliyor-cocuklarda-istahsizlik-gercegi-ortaya-cikti-4907.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/cogu-aile-bunu-yanlis-biliyor-cocuklarda-istahsizlik-gercegi-ortaya-cikti-4907_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/cogu-aile-bunu-yanlis-biliyor-cocuklarda-istahsizlik-gercegi-ortaya-cikti-4907.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/cogu-aile-bunu-yanlis-biliyor-cocuklarda-istahsizlik-gercegi-ortaya-cikti/9245/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:44:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kolon kanseri riskini artıran bu faktörlere dikkat! 45 yaş altı vakalar giderek artıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Kolon kanseri dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi. Doç. Dr. Karaca; "Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kolon kanseri (kolorektal kanserler); özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor.

AİLE ÖYKÜSÜ BASKIN NEDEN

Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi.

Karaca; "Toplumdaki kolon kanseri vakalarının yüzde 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların yüzde 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık yüzde 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir. Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır.

Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir. Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı yüzde 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise yüzde 1'e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır.

Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır.

Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur" ifadelerini kullandı.

TEKRARLAMA RİSKİ

Tekrarlama riskine karşı kemoterapinin önemine değinen Doç. Dr. Halit Karaca; "Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir.

Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa, kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa, kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense, kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır" diye konuştu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-45-yas-alti-vakalar-giderek-artiyor-4907.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-45-yas-alti-vakalar-giderek-artiyor-4907.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-45-yas-alti-vakalar-giderek-artiyor-4907_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-45-yas-alti-vakalar-giderek-artiyor-4907.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-45-yas-alti-vakalar-giderek-artiyor/9244/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:44:15 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>