<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Sağlık</title>
         <link>https://www.bhaber.com.tr/saglik/</link>
         <description>En güncel {kategoribaslik} Haberleri.Son dakika {kategoribaslik} haberlerini buradan takip edebilirsiniz. En son {kategoribaslik} haberleri anında burada.</description><item>
			<title><![CDATA[Yeni yönetmelik! Aile hekimliğinde kurallar değişti...]]></title>
			<description><![CDATA[Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'nde yapılan değişikliklerle, kamu hizmetinin kesintisiz ve etkin bir şekilde yürütülmesi hedefleniyor. Yönetmelikte, sağlık merkezlerine yönelik fiziki şartlar güncellendi, personel istihdamı teşvik edildi ve sağlıkta şiddetin önlenmesi adına yeni düzenlemeler getirildi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'ndan Aile Hekimliği'ne ilişkin yönetmelikle ilgili yapılan bilgilendirmeye göre, yönetmelikte yer alan açık hükümlerle, kamu hizmetinin kesintisiz ve etkin şekilde yürütülmesi ile vatandaşların herhangi bir aksama olmadan daha nitelikli hizmete ulaşabilmesinin sağlanması hedeflendi.

Yönetmelikle, aile sağlığı merkezlerinin kamu sağlık kuruluşu olduğu belirtilirken, hizmet mekanına ilişkin asgari fiziki şartlar hizmet sunumundaki ihtiyaçlara göre güncellendi. Aile hekimliği birimlerince aile sağlığı merkezindeki ortak kullanılan malzemelerin aile sağlığı merkezine ait olduğu belirlendi. Hizmet sunumunda ihtiyaçtan dolayı temin edilen ve kullanılan tıbbi cihaz ile sarf malzemeler daha açık şekilde listelenerek asgari tıbbi cihaz ve malzemelerde güncelleme yapıldı.

AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASINDA PERSONEL İSTİHDAMI TEŞVİK EDİLDİ

Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı istihdamına ilişkin usul ve esaslarda düzenleme yapılarak aile hekimliği uygulamasında personel istihdamı teşvik edildi. Aile hekimi olarak görev yapmaktayken askerlik veya doğum nedeniyle uygulamadan ayrılmak zorunda kalan hekimlerin uygulamaya dönmek istediklerinde öncelik hakları bulunuyor. Bu öncelik hakkının kullanımı sırasında yönetmelik hükmünün farklı şekilde yorumlanması neticesinde uygulama farklılıkları görüldüğünden bu hakkın kullanımı için şartlar detaylı olarak açıklanarak öncelik hakkının kullanımı için başvuruya yeterli süre tanındı.

Devlet hizmet yükümlülüğü atamaları ile aile hekimliği birimlerine direkt aile hekimliği uzmanı ataması düzenli olarak yapılmakta olup atanan personelin aile hekimliği birimlerinde görev yapmasına ilişkin hususlar açık şekilde belirtilerek, ülke genelinde uygulama birliği sağlandı.

SAĞLIKTA ŞİDDETİN ÖNLENMESİ ADINA DÜZENLEME

Hem sağlık çalışanını korumak hem de vatandaşın hizmet alımını engellememek amacıyla, şiddet durumunda vatandaşın aile hekimi kayıt değişikliğinin öncelikle farklı bir aile sağlığı merkezine yapılması, ikametgahına yakın farklı aile sağlığı merkezi yok ise aynı aile sağlığı merkezindeki başka bir aile hekimliği biriminin seçileceği hususu yönetmelikte düzenlendi.

Aile hekimliği uygulamasına geçiş sürecinin hızlandırılması için tüm aile hekimliği çalışanlarının bu süreçte aldığı temel eğitimleri uygulamaya geçişten sonra da alabilmesine imkan sağlandı. Birinci aşama uyum eğitimlerini kişinin yerleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde tamamlaması zorunluluğu getirildi. Yönetmelikte ayrıca, Sağlık Bakanlığına ait 'Aile Hekimliği Bilgi' kullanımına ve bu sisteme geçiş sürecine ilişkin düzenlemeye yer verildi.

AİLE SAĞLIĞI MERKEZİNDE 5 HEKİM İÇİN İLAVE ODA BULUNMASI ŞARTI GETİRİLDİ

Aile sağlığı merkezlerinde birim sayısına göre oluşturulan 'aşılama ve bebek/çocuk izlemleri odası' ile 'gebe izlem ve üreme sağlığı odası' kriterlerinde düzenleme yapılarak her dört hekim için değil, her beş hekim için ilave oda bulunması şartı getirildi. Uygulamada sıklıkla oda sayısının fazla olduğu ve bu odaların kullanılmadığı gözlemlendiğinden bu odaların 'aile hekimliği birimi' olarak sisteme katkı sunmasının sağlanması amaçlandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-yonetmelik-aile-hekimliginde-kurallar-degisti-8812.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-yonetmelik-aile-hekimliginde-kurallar-degisti-8812.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-yonetmelik-aile-hekimliginde-kurallar-degisti-8812-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-yonetmelik-aile-hekimliginde-kurallar-degisti-8812.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/yeni-yonetmelik-aile-hekimliginde-kurallar-degisti/10284/</link>
			<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:51:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bakan Memişoğlu duyurdu: Her gebeye bir ebe]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, “Her Gebeye Ebe” uygulamasıyla ilk hamileliğini yaşayan tüm anne adaylarına 6’ncı aydan sonra ebe tahsis edileceğini dile getirdi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, gebelik ve doğumun mucizevi bir yolculuk olduğunu, insanın bu büyük ve hassas bir süreçte zaman zaman endişe duyabileceğini söyledi.

Bakan Memişoğlu, Türkiye genelinde görev yapan 61 bin 414 ebe olduğunu dile getirdi.

“HER GEBEYE BİR EBE”
Mesleki mevzuatları güncelleyerek ebeleri hem sahada hem de doğumhanede çok daha etkin hale getirdiklerini anlatan Memişoğlu, “Her Gebeye Ebe” uygulamasıyla ilk gebeliğini yaşayan bütün anne adaylarına, takibi nerede yapılırsa yapılsın hamileliklerinin son üç ayında birebir ebe tahsis edildiğini ifade etti.

Bu süreçte ecenin anne ile beraber 3 ay geçirdiğini de sözlerine ekleyen Memişoğlu, “Son 3 ayında gebemizin hem arkadaşı olacak hem danışmanı olacak. İlk anneliğini bekleyen her anne adayımız, ister özel hastanede olsun, ister doğum hastanesinde olsun, doğum yapsın, ebemizin ilk anne adayımızın her an yanında olacağını özellikle belirtmek istiyorum. İstiyoruz ki ilk gebeliğinde tecrübeli bir ebemiz devamlı yanında olsun, güven versin, rehberlik etsin.” dedi.

“SEZARYEN ORTALAMASI DÜNYA ORTALAMASININ ÜZERİNDE”
Sezaryenin, normal doğumun tıbben mümkün olmadığı ya da anne ve bebek sağlığının risk altında olduğu durumlarda hekim kararıyla başvurulması gereken ciddi bir ameliyat olduğunu ifade eden Memişoğlu, Türkiye’de tıbbi açıdan gerekli olmayan sezaryen oranlarının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyledi.

NORMAL DOĞUM EYLEM PLANI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayelerinde “Normal Doğum Eylem Planı”nın hayata geçirildiğini hatırlatan Memişoğlu, bu plan ile anne adayları ve aileleri doğru bilgiyle güçlendirmeyi ve kaygılardan uzak bir doğum tecrübesinin önünü açmayı amaçladıklarını bildirdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bakan-memisoglu-duyurdu-her-gebeye-bir-ebe-3415.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bakan-memisoglu-duyurdu-her-gebeye-bir-ebe-3415.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bakan-memisoglu-duyurdu-her-gebeye-bir-ebe-3415-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bakan-memisoglu-duyurdu-her-gebeye-bir-ebe-3415.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bakan-memisoglu-duyurdu-her-gebeye-bir-ebe/10241/</link>
			<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 11:32:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sağlık Bakanı müjdeyi verdi! Çağın vebası tarih oluyor...]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Türkiye'de geliştirilen ilk yerli kanser ilacı adayının faz 1 çalışmalarında başarılı sonuç verdiğini açıkladı. Son bir yılda 7,7 milyon kişiye ücretsiz tarama yapılırken, 28 bin kişide erken kanser bulgusu tespit edildi. Yeni molekülün ileri aşamaları tamamlanırsa Türkiye'nin kendi ilacını dünya sağlık sistemine kazandırması hedefleniyor.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, kanser tedavisine yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında Türkiye'nin bilimsel açıdan kritik bir eşiğe geldiğini duyurdu. Memişoğlu, Türkiye'de geliştirilen ilk özgün ilaç adayının faz 1 klinik araştırmalarında başarılı sonuçlar verdiğini belirterek, "Türkiye kendi laboratuvarında, hastanelerinde ve bilim insanlarıyla ilk defa bir molekülü ortaya çıkarma aşamasında. Faz 1 çalışmaları çok başarılı oldu" dedi.

7,7 MİLYON KİŞİYE ÜCRETSİZ TARAMA

Bakan Memişoğlu, Türkiye'de meme, rahim ağzı ve bağırsak kanserlerine yönelik ücretsiz tarama programlarının sürdüğünü belirtti. Son bir yılda 7 milyon 700 bin kişiye tarama yapıldığını açıklayan Memişoğlu, bu çalışmaların aile hekimlikleri ve sağlıklı hayat merkezleri koordinasyonunda yürütüldüğünü ifade etti.

Yapılan taramalarda 276 bin kişi şüpheli olarak değerlendirilirken, 28 bin kişide erken kanser bulgularına rastlandı. Bu sayede binlerce vatandaşın erken tanı ile tedaviye erişim sağladığı vurgulandı.

ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIYOR

Kanserde erken teşhisin önemine dikkat çeken Memişoğlu, "Kanserden korkma, geç kalmaktan kork. 40 yaş üzerindeki vatandaşlarımız ücretsiz tarama hizmetlerinden faydalanabilir" dedi. Türkiye'de yapay zeka destekli tanı sistemlerinin de aktif olarak kullanıldığını belirten Memişoğlu, sağlık altyapısının dünya standartlarının üzerinde olduğunu söyledi.

HEDEF: DÜNYAYA YERLİ İLAÇ

Memişoğlu, Boğaziçi Üniversitesi öncülüğünde geliştirilen molekülün faz 2 ve faz 3 çalışmalarının da başarıyla tamamlanması halinde Türkiye'nin kendi geliştirdiği ilk kanser ilacını dünya sağlık sistemine kazandıracağını ifade etti.

Çalışmada emeği geçen kurumlar arasında Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Hastanesi, Koç Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi yer alırken, projede Prof. Dr. Rana Sanyal'ın önemli rol üstlendiği belirtildi.

YAN ETKİLERİ AZALTAN YENİ TEKNOLOJİ

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rana Sanyal ise geliştirilen teknolojinin ilacı doğrudan tümör hücresine yönlendirdiğini belirterek, bu sayede yan etkilerin azaltıldığını ve tedavi etkinliğinin artırıldığını söyledi. Çalışmanın TÜBİTAK ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı destekleriyle yürütüldüğü ifade edildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakani-mujdeyi-verdi-cagin-vebasi-tarih-oluyor-2409.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakani-mujdeyi-verdi-cagin-vebasi-tarih-oluyor-2409.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakani-mujdeyi-verdi-cagin-vebasi-tarih-oluyor-2409-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/saglik-bakani-mujdeyi-verdi-cagin-vebasi-tarih-oluyor-2409.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/saglik-bakani-mujdeyi-verdi-cagin-vebasi-tarih-oluyor/10048/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 18:25:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Vücudundan kilo kilo tümör alındı! 72 yaşındaki hasta yeniden yürüdü]]></title>
			<description><![CDATA[Kayseri’de Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirilen operasyon, dikkat çeken bir vakayı ortaya koydu. Kalça bölgesinde hızla büyüyen kitle nedeniyle hareket etmekte zorlanan 72 yaşındaki hasta, başarılı ameliyatla sağlığına yeniden kavuştu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hastanın sol kalça çevresinde gelişen ve yaklaşık 3,7 kilogram ağırlığında olduğu belirlenen yumuşak doku tümörü, detaylı incelemelerin ardından cerrahi müdahaleyle çıkarıldı.

DEV KİTLE TİTİZLİKLE ÇIKARILDI

Operasyon; Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Hastaneler Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Halil Kafadar’ın öncülüğünde, Dr. Feridun Arat ve araştırma görevlilerinden oluşan ekip tarafından gerçekleştirildi.

Ameliyat sırasında tümörün çevre dokularla olan ilişkisi dikkatle değerlendirildi. Hayati yapıların korunmasına öncelik verilerek dev kitle başarıyla çıkarıldı.

⚠️ “Erken teşhis hayati önem taşıyor”

Prof. Dr. Kafadar, bu tür vakalarda erken müdahalenin önemine dikkat çekerek şu uyarıda bulundu:

“Büyük yumuşak doku tümörleri, erken teşhis ve multidisipliner yaklaşımla başarılı şekilde tedavi edilebilir. Kısa sürede büyüyen kitleler mutlaka ciddiye alınmalı ve vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.”

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucudundan-kilo-kilo-tumor-alindi-72-yasindaki-hasta-yeniden-yurudu-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucudundan-kilo-kilo-tumor-alindi-72-yasindaki-hasta-yeniden-yurudu-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucudundan-kilo-kilo-tumor-alindi-72-yasindaki-hasta-yeniden-yurudu-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/vucudundan-kilo-kilo-tumor-alindi-72-yasindaki-hasta-yeniden-yurudu-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/vucudundan-kilo-kilo-tumor-alindi-72-yasindaki-hasta-yeniden-yurudu/10032/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Egzaması olan bebekler için altın değerinde tavsiyeler]]></title>
			<description><![CDATA[Günümüzde değişen çevresel faktörler ve yaşam koşulları, çocukluk çağı hastalıklarının haritasını da yeniden çiziyor. Hastanelerin çocuk polikliniklerine yapılan başvurularda, halk arasında egzama olarak bilinen atopik dermatit vakalarındaki artış dikkat çekiyor. Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serdar Al, özellikle bebeklerde yüz, kol ve bacaklarda görülen kuruluk ile kaşıntının ailelerin en sık karşılaştığı şikâyetler arasında yer aldığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son yıllarda bebeklerde hızla artan egzama vakaları, ailelerin en büyük sağlık endişelerinden biri haline geldi. Cilt kuruluğu ve şiddetli kaşıntıyla kendini gösteren bu rahatsızlık, cildin koruyucu bariyerini zayıflatarak çocukları farklı alerjilere karşı tamamen savunmasız bırakıyor. Aileler ise çocuklarını korumak isterken onları gereksiz diyetlere sokarak aslında çok daha büyük bir hataya düşüyor.

Doç. Dr. Serdar Al, ezbere yapılan besin kısıtlamalarının çocuklarda alerji riskini azaltmak yerine daha da artırdığına dikkat çekiyor. Doç. Al, kulaktan dolma diyetler yerine doğru nemlendirme ve mutlaka alerji uzmanı kontrolünün hayati önem taşıdığını vurguluyor.

CİLT BARİYERİ ZAYIFLIYOR

Çocukluk çağı egzamasının artık çok daha yaygın görüldüğünü söyleyen Doç. Dr. Al, “Egzamayı bebeklerin özellikle yüzünde, kollarının dış yüzeylerinde, omuzlarında, boyun bölgesinde ve bacaklarında sıkça görüyoruz. Cilt kuruluğu, kaşıntı ve kızarıklık en belirgin bulgular. Tedavinin en önemli parçası ise cildi düzenli şekilde nemli tutmaktır. Bebeklerde egzama sıklığı geçmiş dönemlere kıyasla artış gösteriyor. Çevresel faktörler, cilt bariyerindeki zayıflık ve alerjik yatkınlığın etkisi yüksek. Egzaması olan kişilerde cilt bariyeri zayıftır. Normalde cildi dış etkenlerden koruyan bu bariyer görevini tam yapamayınca alerji gelişimine daha yatkın hale gelirler” diye konuştu.

BESİN ALERJİSİ EGZAMAYI AĞIRLAŞTIRABİLİR

Egzamanın hafif, orta ve ağır olmak üzere farklı evreleri olduğunu dile getiren Doç. Dr. Al “Özellikle orta ağır egzama vakalarında besin alerjisi tabloya eşlik edebiliyor. Bu nedenle bu çocukların alerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi önemlidir. Egzaması olan çocuklarda gereksiz yere besin kısıtlandığını ve alerji mamalarının erken başlandığını görüyoruz. Bu doğru bir yaklaşım değil. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar şunu gösteriyor. Bir besinden ne kadar çok kaçınırsanız, özellikle egzaması olan çocuklarda besin alerjisi gelişme ihtimali o kadar artar” ifadelerini kullandı.

ÖMÜR BOYU KALABİLİR!

Egzamanın çoğu çocukta 2 yaşına kadar devam edebildiğini, ancak bazı bireylerde ömür boyu sürebileceğini dile getiren Doç. Dr. Al, “Egzaması olan küçük bebekler ilerleyen dönemde alerji geliştirmeye daha yatkındır. Ev tozu alerjisi gibi sorunlar zamanla tabloya eklenebilir” diyerek sözlerini tamamladı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/egzamasi-olan-bebekler-icin-altin-degerinde-tavsiyeler-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/egzamasi-olan-bebekler-icin-altin-degerinde-tavsiyeler-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/egzamasi-olan-bebekler-icin-altin-degerinde-tavsiyeler-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/egzamasi-olan-bebekler-icin-altin-degerinde-tavsiyeler-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/egzamasi-olan-bebekler-icin-altin-degerinde-tavsiyeler/10031/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Soğuk algınlığı ile karıştırmayın! Uzman isimden bahar alerjisi uyarısı]]></title>
			<description><![CDATA[Bahar aylarının gelmesiyle birlikte saman nezlesi, bahar alerjisi olarak bilinen mevsimsel alerjik rinit için uzman isimler tarafından uyarılar yapılmaya başladı. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Buğra Subaşı, bahar alerjisi olan kişiler için önemli bilgiler paylaştı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Halk arasında saman nezlesi, bahar alerjisi olarak bilindiğini, tıpta ise mevsimsel alerjik rinit olarak adlandırıldığını ifade eden Doç. Dr. Buğra Subaşı, bu hastalığı; özellikle bahar aylarında burundan solunan polen gibi alerjen maddelere karşı vücut bağışıklık sisteminin verdiği aşırı bir tepki şeklinde tanımladı. Ayrıca Subaşı, özellikle; çayır, çimen, ot, ağaç, çiçek polenlerinin de bahar alerjisini tetiklediğinin altını çizdi.

"SOĞUK ALGINLIĞINDAN AYIRT EDİCİ ÖZELLİĞİ VAR"

Ülkemizde bahar alerjisi görülme oranının yüzde 20 civarında olduğunu ve soğuk algınlığı ile karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Subaşı, "Bahar alerjisi olan kişilerde; burun tıkanıklığı, açık şeffaf renkli burun akıntısı, kaşıntı, geniz akıntısı, gözlerde kızarma, yaşarma, öksürük, koku bozuklukları gibi şikayetler gözlenebilir. Soğuk algınlığında da benzer şikayetler olsa da ayrıca ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, halsizlik, kırgınlık, üşüme, titreme gibi akut enfeksiyon bulguları da izlenebilir. Soğuk algınlığının 1 haftada düzelmesini bekleriz ancak bahar nezlesi daha uzun sürer" dedi.

"ALERJİNİN ŞİDDETİ KİŞİDEN KİŞİYE FARKLILIK GÖSTERİR"

Alerjinin şiddeti kişiden kişiye değişebileceğini söyleyen Subaşı, "Kişilerin reaksiyon verdiği alerjen madde sayısı ve çeşidi farklı olabilir. Alerjene maruziyet sıklığı ve süresi farklı olabilir. Kişinin özellikle burun eğriliği gibi üst solunum yolu hastalıkları, akciğer hastalıkları gibi ek hastalıkları, kötü beslenme alışkanlıkları, hava kirliliği, sigara dumanına maruz kalmaları alerji şiddetini arttırabilir. Dolayısı ile bazı kişilerde hafif şikayetlere sebep olup kısa sürerken bazı kişilerde orta ve ağır şikayetlere sebep olup uzun sürebilir." diyerek ek hastalıkları olan kişilerin özellikle dikkatli olması tavsiyesinde bulundu.

KORUNMA YÖNTEMLERİ

Bahar alerjisi olduğu halde sağlık kontrolünü ya da tedaviyi reddeden kişilerin karşılaşabileceği sağlık riskleri hakkında da açıklamalarda bulunan Subaşı, "Bahar alerjisi kişinin iş, okul ve sosyal hayatını olumsuz etkiler. Sinüzite, orta kulak enfeksiyonlarına, uyku bozukluklarına sebep olabilir ve astıma ilerleyebilir. Bahar alerjisi ilkbahar ve yaz döneminde vücudun alerjen maddeye verdiği aşırı reaksiyondur ve tamamen tedavi edilemese de tedavi ile kontrol altına alınabilir. Tedavi yöntemleri arasında özellikle, alerjen maddeden korunma, ilaç tedavisi ve immünoterapi (aşı tedavisi) sayılabilir. İlaç tedavisinde antihistaminikler, kortizonlu burun spreyleri, serum fizyolojik ile burun içi yıkama kullanılabilir. Cilt (prick testi) ve kan testlerinde alerjen madde tespit edilen ancak korunma ve tedaviden yeteri kadar fayda görmeyen hastalarda aşı tedavisi uygulanabilir" dedi.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Bahar alerjisi olan kişilerin dışarıya çıkarken; şapka, uzun kollu giysiler, gözlük, pantolon gibi kıyafetleri kullanmasını, eve döndüklerinde ise kıyafetlerini değiştirip, bol su ile duş almalarını öneren Buğra Subaşı, "Özellikle sabah ve öğlen saatlerinde ve rüzgarlı havalarda polenler yoğunken dışarıya çıkmamalıdırlar, kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdırlar. Bu mevsimlerde piknik yapmak, açık havada spor yapmak, araçta camlar açık seyahat etmek polen temasını arttırabileceği için dikkat edilmelidir. Araçlarda polen filtreleri bulunmalı, çamaşırlar ev içinde kurutulmalı, çim biçme gibi bahçe işleri yapılmamalıdır. Bahar alerjisinde en önemli tedavi yöntemi alerjen maddeden korunmaktır. Hastaların korunma yöntemlerini bilip bunları uygulamaları önem arz etmektedir.

Ayrıca bahar alerjisi olan kişiler polen mevsimi başlamadan hemen önce Kulak Burun Boğaz hekimlerine başvurup kendilerine uygun tedaviyi alırlarsa hastalığın şiddetini azaltmış olurlar" diyerek açıklamasını sonlandırdı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/soguk-alginligi-ile-karistirmayin-uzman-isimden-bahar-alerjisi-uyarisi-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/soguk-alginligi-ile-karistirmayin-uzman-isimden-bahar-alerjisi-uyarisi-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/soguk-alginligi-ile-karistirmayin-uzman-isimden-bahar-alerjisi-uyarisi-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/soguk-alginligi-ile-karistirmayin-uzman-isimden-bahar-alerjisi-uyarisi-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/soguk-alginligi-ile-karistirmayin-uzman-isimden-bahar-alerjisi-uyarisi/10030/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil]]></title>
			<description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi.

ASIL SORU SAYI DEĞİL, TABLO

Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu.

"HER YÜKSEK TANSİYON ACİL DEĞİLDİR AMA BAZILARI GERÇEKTEN ACİLDİR"

"Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu.

EVDE NE YAPMALI? NE YAPMAMALI?

Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti:

"Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir."

HANGİ DURUMLARDA ACİLE BAŞVURULMALI?

Yücel, şu bilgileri verdi: 

"Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır:

Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir."

Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme

Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı:

Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."
 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yuksek-tansiyonda-dil-alti-ilac-her-zaman-dogru-cozum-degil-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yuksek-tansiyonda-dil-alti-ilac-her-zaman-dogru-cozum-degil-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yuksek-tansiyonda-dil-alti-ilac-her-zaman-dogru-cozum-degil-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yuksek-tansiyonda-dil-alti-ilac-her-zaman-dogru-cozum-degil-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/yuksek-tansiyonda-dil-alti-ilac-her-zaman-dogru-cozum-degil/10029/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Özel gereksinim raporu bulunan çocuklar için MHRS'de öncelik hakkı tanındı]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, özel gereksinim raporu bulunan çocuklara Merkezi Hekim Randevu Sistemi'nde (MHRS) öncelik hakkı tanındığını bildirdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bakan Memişoğlu, otizmin hem dünyada hem de Türkiye'de önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirterek, erken tanının kritik rol oynadığını vurguladı.

Erken dönemde tespit edilen vakalarda çocukların büyük bölümünün normal sosyal yaşamlarını sürdürebildiğine işaret eden Memişoğlu, "Özellikle 3 yaşına kadar otizm spektrum bozukluğu tespit edilip, etkin tedavi uygulanırsa çocuklarımızın önemli bir kısmı hayatlarına sağlıklı şekilde devam edebiliyor. 3 yaşından sonra bazı ağır spektrumlarda maalesef günümüzde hem aile hem de sosyal yaşantısında sorun yaşıyor." dedi.

Memişoğlu, otizmin erken evrede tespit edilmesine yönelik çalışmalar kapsamında 2017'den itibaren uygulanan Otizm Tarama Eylem Programıyla, aile hekimliklerinde 3 yaşına kadar çocuklara düzenli tarama yapıldığını söyledi.

İLK ÜÇ AYDA 29 BİN 336 ÇOCUĞA OTİZM TARAMASI

Memişoğlu, bu yılın ilk üç ayında 29 bin 336 çocuğa otizm taraması yapıldığını belirterek, "Bu çocuklarımızdan 1800'ününde otizm riski olabilecek bulguya rastlanıldı. Bu riski gördüğümüz an vakit kaybetmedik. Aile hekimlerimiz il ve ilçe otizm koordinatörlerimizce bizzat randevu oluşturarak ileri tetkik sürecini başlattık. Hastaneye yönlendirdiğimiz çocuklarımızdan 181'i otizm spektrum bozukluğu tanısı aldı ve tedavileri yapılıyor." diye konuştu.

Memişoğlu, 3 yaşından önce tanı konulan çocukların önemli bir kısmının normal yaşamlarını sürdürebilecek duruma geldiğine işaret ederek, "Otizmde erken safhada çocukları yakalayarak böylece çocuklarımızın normal yaşantısını sürmesini sağlıyoruz." ifadesini kullandı.

AİLELER DE TAKİP EDİLİYOR

Bakan Memişoğlu, ailelerin süreci aksatmaması için aktif iletişim kurduklarını ifade ederek, "İlçe veya il sağlık müdürlükleri vasıtasıyla süreci yakından takip ediyoruz. Gerektiği zaman randevularını da biz alıp takip ediyoruz. Bu konuda da bir aksaklık olduğu zaman da aileleri arayarak gitmelerini istiyoruz." dedi.

Aileleri de yakından takip ettiklerini ve her zaman yanlarında olacaklarını dile getiren Memişoğlu, Türkiye genelindeki 433 bin çocuğun, Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporu (ÇÖZGER) bulunduğunu bildirdi.

Bu çocukları MHRS'de öncelikli gruplar arasına dahil ettiklerini belirten Memişoğlu, "Ailede bir çocuk otizm tanısı almış ise hangi yaşta olursa olsun ona MHRS'de öncelik tanıyoruz. Hatta çocuk 18 yaşından küçükse aynı zamanda annesine o çocukla ilgili çocuk psikiyatristinden veya psikoloğundan randevu almasını önceliyoruz. Ona ayrıcalık yapıyoruz." bilgisini paylaştı.

SAĞLIKLI HAYAT MERKEZLERİ ÖNEMLİ BİR ROL ÜSTLENİYOR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, "Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık" modeliyle birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmeye devam ettiklerini vurgulayan Memişoğlu, vatandaşlara aile hekimleri, toplum sağlığı merkezleri ve sağlıklı hayat merkezlerinden aktif şekilde yararlanmaları çağrısında bulundu.

Sağlıklı Hayat Merkezlerinde otizmli çocuklara yönelik psikolojik destek, çocuk gelişimi danışmanlığı ve aile rehberliği hizmetlerinin de sunulduğunu aktaran Memişoğlu, bu merkezlerin hem sağlık hem de sosyal destek açısından önemli bir rol üstlendiğini kaydetti.
 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ozel-gereksinim-raporu-bulunan-cocuklar-icin-mhrs-de-oncelik-hakki-tanindi-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ozel-gereksinim-raporu-bulunan-cocuklar-icin-mhrs-de-oncelik-hakki-tanindi-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ozel-gereksinim-raporu-bulunan-cocuklar-icin-mhrs-de-oncelik-hakki-tanindi-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/ozel-gereksinim-raporu-bulunan-cocuklar-icin-mhrs-de-oncelik-hakki-tanindi-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/ozel-gereksinim-raporu-bulunan-cocuklar-icin-mhrs-de-oncelik-hakki-tanindi/10028/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Akıllı radyoterapi kanser tedavisinde yeni dönem mi?]]></title>
			<description><![CDATA[Kanser tedavisinde gelişen teknolojiyle birlikte radyoterapi yöntemleri her geçen gün daha hassas ve etkili hale geliyor. Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Evrim Metcalfe ise "Gelişen teknolojiler sayesinde tedavi süreçleri daha konforlu geçebiliyor, yan etkiler ise önemli ölçüde azaltılabiliyor" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kanser tedavisinde teknolojik gelişmeler, radyoterapi uygulamalarında önemli bir dönüşümü beraberinde getirdi. Gelişmiş görüntüleme ve planlama sistemleri sayesinde radyoterapi tedavileri artık çok daha hassas ve hedefe yönelik uygulanabiliyor.

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Evrim Metcalfe, kanser haftası kapsamında yaptığı açıklamada, modern radyoterapi teknikleriyle tümör dokusunun milimetrik hassasiyetle hedef alınabildiğini ve sağlıklı dokuların büyük ölçüde korunabildiğini ifade etti.

RADYOTERAPİ KİŞİYE ÖZEL PLANLANIYOR

Kanser tedavisinde her hastanın durumunun farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Metcalfe, "Tedavi planları kişiye özel olarak oluşturuluyor. Radyoterapi planlamasında hastanın yaşı, kanserin türü, evresi ve genel sağlık durumu gibi birçok faktör değerlendirilir. Günümüzde gelişmiş bilgisayarlı planlama sistemleri sayesinde tedaviler üç boyutlu görüntüler üzerinden planlanabiliyor. Böylece tümör dokusu en doğru şekilde hedef alınırken sağlıklı dokuların korunması sağlanabiliyor" dedi.

Geriatrik Onkoloji Derneği başkanlığını da sürdüren Prof. Dr. Metcalfe, ileri yaşın kanser tedavisine engel olmadığını ve yaşlı hastalarda da uygun tedavi planlaması ile başarılı sonuçlar elde edilebildiğini belirtti.

MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM TEDAVİ BAŞARISINI ARTIRIYOR

Kanser tedavisinde farklı branşların birlikte çalışmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Metcalfe, "Kanser tedavisi multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmektedir. Radyasyon onkolojisi, medical onkoloji ve cerrahi ekiplerinin birlikte değerlendirdiği tedavi planları sayesinde hastalar için en uygun yöntem belirlenmektedir. Erken tanı ile birlikte doğru tedavi planlaması yapıldığında günümüzde birçok kanser türünde başarılı sonuçlar elde etmek mümkün olabilmektedir" ifadelerini kullandı.

ERKEN TANI KANSERLE MÜCADELEDE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR

Kanserle mücadelede en önemli unsurlardan birinin erken tanı ve düzenli sağlık kontrolleri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Evrim Metcalfe, toplumda kanser farkındalığının artırılmasının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini belirterek, "Kanser artık birçok türde erken tanı konulduğunda tedavi edilebilir bir hastalık haline gelmiştir. Bu nedenle tarama programlarına katılmak, risk faktörlerini azaltacak sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemek ve şüpheli belirtiler görüldüğünde gecikmeden bir uzmana başvurmak büyük önem taşımaktadır. Bilimsel gelişmeler sayesinde kanser tedavilerinde her geçen gün daha etkili ve daha konforlu yöntemler kullanılmaktadır" dedi.
 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-radyoterapi-kanser-tedavisinde-yeni-donem-mi-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-radyoterapi-kanser-tedavisinde-yeni-donem-mi-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-radyoterapi-kanser-tedavisinde-yeni-donem-mi-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-radyoterapi-kanser-tedavisinde-yeni-donem-mi-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/akilli-radyoterapi-kanser-tedavisinde-yeni-donem-mi/10027/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çay içerken yapılan hata kanser riskini artırıyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye’de bazı kanser türlerinin görülme sıklığının bölgesel beslenme alışkanlıklarına bağlı değişebildiğini söyleyen Prof. Dr. Şükrü Çolak, “Adana ve Çukurova bölgesinde mide kanseri Türkiye ortalamasına yakın seyretmektedir. Yemek borusu (özofagus) kanseri ise daha sık görülmektedir. Bu bölgede kömür ateşinde et tüketimi, aşırı sıcak çay içimi ile baharatlı ve yağlı yemekler risk faktörleri arasında yer alır” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Çolak, Türkiye’de mide ve yemek borusu kanserlerinin görülme sıklığının bölgelere göre değiştiğini belirterek, beslenme alışkanlıklarının bu farklılıkta önemli rol oynadığını söyledi.

Prof. Dr. Şükrü Çolak, mide sağlığının yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli unsurlardan biri olduğunu söyledi. Gastrit, ülser ve reflü gibi mide hastalıklarının toplumda oldukça yaygın görüldüğünü belirten Prof. Dr. Çolak, bu rahatsızlıkların ortaya çıkışında genetik faktörlerin yanı sıra beslenme alışkanlıklarının da belirleyici rol oynadığını ifade etti.

‘MİDE İLK TEPKİYİ VEREN ORGANLARDAN BİRİ’

Sindirim sistemi organlarının beslenme alışkanlıklarından doğrudan etkilendiğini dile getiren Prof. Dr. Şükrü Çolak, “Yemek borusu (özofagus), mide ve ince bağırsaklar yeme alışkanlığından en çok etkilenen organlardır. Ancak sindirim sürecinin başlangıcı ve besinlerin midede daha uzun süre kalması nedeniyle ilk tepkiyi genellikle mide verir. Bu tepkiler hafif ekşime ve yanmadan şiddetli ağrıya kadar değişebilir” diye konuştu.

Prof. Dr. Çolak, gastroözofageal reflüde ağıza acı su gelmesi, öksürük ve boğaz ağrısının sık görüldüğünü belirterek, “Yemek borusu kanserinde yutma güçlüğü ve kilo kaybı, mide kanserinde ise erken doyma, kilo kaybı ve kansızlığa bağlı halsizlik sık görülen belirtiler arasındadır” ifadelerini kullandı.

‘TÜRK MUTFAĞI ÇOK ZENGİN BİR KÜLTÜRE SAHİP’

Türk mutfağının tarihsel süreçte birçok kültürden etkilendiğine değinen Prof. Dr. Çolak, “Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan göç ve ticaret yolları ile Anadolu’nun birçok medeniyete ev sahipliği yapması Türk mutfağını oldukça zengin ve çok yönlü hale getirmiştir. Osmanlı döneminde saray mutfağı dünyanın en gelişmiş mutfaklarından biri haline gelmiştir” dedi.

Günümüzde Türk mutfağının gastronomi turizmi sayesinde dünya çapında tanınırlık kazandığından bahseden Prof. Dr. Çolak, kebap, baklava, mantı ve kahvaltı kültürünün uluslararası alanda bilinir hale geldiğini belirtti.

‘KANSER ORANLARI BÖLGELERE GÖRE DEĞİŞİYOR’

Türkiye’de bazı kanser türlerinin görülme sıklığının bölgesel beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak değişebildiğini söyleyen Prof. Dr. Şükrü Çolak, şu bilgileri paylaştı:

“Adana ve Çukurova bölgesinde mide kanseri Türkiye ortalamasına yakın seyretmektedir. Özofagus kanseri ise daha sık görülmektedir. Bu bölgede kömür ateşinde et tüketimi, aşırı sıcak çay içimi ile baharatlı ve yağlı yemekler risk faktörleri arasında yer alır. Doğu Anadolu’da mide kanseri görece yüksektir. Tandır ekmeği ile tuzlu ve salamura gıdalar risk oluşturabilir. Karadeniz bölgesinde ise turşu ve aşırı tuzlu gıdaların yaygın tüketimi mide kanseri riskini artırabilir. Sebze ve meyve tüketiminin az olması da etkilidir.”

‘KAYNAR ÇAY TÜKETİMİNE DİKKAT’

Özellikle Van ve Erzurum gibi bazı bölgelerde çok sıcak çay tüketiminin yemek borusu kanseri riskini artırabileceğini belirten Çolak, “Aşırı sıcak içecekler yemek borusu mukozasında kronik tahrişe yol açarak kanser riskini artırabilir” dedi.

‘BAZI BESİNLER RİSKİ ARTIRABİLİYOR’

• Prof. Dr. Çolak, aşağıdaki beslenme alışkanlıklarının mide kanseri riskini artırabileceğini söyledi:

“Aşırı tuzlu gıdalar (turşu ve salamura ürünler)

“İşlenmiş et ürünleri (salam, sucuk, sosis)

“Fazla kırmızı et ve yağlı yiyecekler

“Sigara ve alkol kullanımı

“Yaşam tarzı değişiklikleri önemli”

Beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin reflü ve mide hastalıklarının kontrolünde önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çolak, “Asitli, yağlı ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmak, küçük porsiyonlarla sık öğünler tüketmek ve yemek sonrası dik pozisyonda kalmak mide rahatsızlıklarının kontrolünde önemli stratejilerdir” dedi.

‘ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR’

Yemek borusu ve mide kanserlerinde erken tanının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Çolak, “Endoskopik incelemelerin yaygınlaşması sayesinde kanser öncesi lezyonlar ve erken dönem kanserler daha sık tespit edilebilmektedir. Orta ve ileri evre tümörler ise endoskopik ultrason, tomografi, MR ve PET gibi görüntüleme yöntemleriyle ayrıntılı şekilde değerlendirilmektedir” diye konuştu.

Prof. Dr. Şükrü Çolak, mide ve yemek borusuyla ilgili şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini dikkat çekerek, “Beslenme alışkanlıklarımız nedeniyle bu kanserler ülkemizde küçümsenmeyecek oranda görülmektedir. Bu nedenle belirtiler önemsenmeli ve gerekli incelemeler yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/cay-icerken-yapilan-hata-kanser-riskini-artiriyor-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/cay-icerken-yapilan-hata-kanser-riskini-artiriyor-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/cay-icerken-yapilan-hata-kanser-riskini-artiriyor-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/cay-icerken-yapilan-hata-kanser-riskini-artiriyor-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/cay-icerken-yapilan-hata-kanser-riskini-artiriyor/10026/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ölüm oranı birinci sırada! Sigara içenlere '20 yıl' uyarısı]]></title>
			<description><![CDATA[Akciğer kanseri hem dünyada hem de Türkiye'de kanser kaynaklı ölümler arasında ilk sırada yer alıyor. Uzmanlar, özellikle uzun yıllar sigara kullanan kişilerin taramadan geçmesinin hayati önem taşıdığını belirtti. Akciğer kanserinde erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Kıyık, "Yaklaşık 20 yıl boyunca günde bir paket sigara içmiş, 50 ila 77 yaş arasındaki kişiler risk grubunda yer alıyor" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi kapsamında Antalya'da bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyık, akciğer kanserine ilişkin açıklamalar yaptı.

Hastalığın görülme sıklığı ve ölüm oranlarının ürkütücü boyutta olduğunu ifade eden Kıyık, dünya genelinde her yıl yaklaşık 2 buçuk milyon akciğer kanseri vakası görüldüğünü, bunların 1 milyon 800 bininin ölümle sonuçlandığını belirtti.

Türkiye'de ise yılda 50 bin yeni akciğer kanseri vakasının tespit edildiğini, bunların 35 bininin hayatını kaybettiğini kaydetti.

"AKCİĞER KANSERİ ÖLÜM SIRASINDA BİRİNCİ SIRADA"

Akciğer kanserinin tüm dünyada ve Türkiye'de kanserler arasında ölüm sırasında ilk sırada bulunduğunu dile getiren Kıyık, taramanın temel amacının hastalığı oluşmadan önlemek ve erken evrede yakalamak olduğunu söyledi. Kıyık, "Dünyada yılda iki buçuk milyon akciğer kanseri görülüyor ve maalesef bunların 1 milyon 800 bin kişisi hayatını kaybediyor. Türkiye'ye gelecek olursak yılda 50 bin yeni akciğer kanseri görülüyor ve bunların 35 bini hayatını kaybediyor. Akciğer kanseri maalesef tüm dünyada ve Türkiye'de kanserler içerisinde ölüm sırasında birinci sırada yer alıyor" ifadelerini kullandı.

Bir yanda koruyucu hekimliğin, diğer yanda tedavi edici hekimliğin bulunduğunu hatırlatan Kıyık, akciğer kanseri taramasının koruyucu hekimlik açısından önemli bir adım olduğuna dikkat çekti.

RİSK GRUBUNU ANLATTI

Tarama yapılacak grupların belirli kriterlere göre seçildiğini belirten Kıyık, "Biz hekimler akciğer kanserinde taramayı şu amaçla yapıyoruz. Bir koruyucu hekimlik var, bir de tedavi edici hekimlik var. Koruyucu önlemlerden bir tanesi de kişi akciğer kanseri olmasın diye akciğer kanseri taraması yapılmasıdır. Risk gruplarını önce belirliyoruz. Yaklaşık olarak 20 yıl günde bir paket sigara içmiş bir insan 50 ila 77 yaş arasındaysa, akciğer kanserinin en fazla görülme yaşları bu yaş grupları oluyor" dedi.

Bu yaş grubunda yer alan ve uzun süre sigara kullanan kişilere düşük doz bilgisayarlı tomografi önerildiğini söyleyen Kıyık, bunun hem radyasyon maruziyetini azalttığını hem de kanser vakalarının başlangıç aşamasında tespit edilmesine imkan sağladığını kaydetti. Kıyık, "Bu yaş grubunda sigara içen insanlara düşük doz bilgisayarlı tomografi çektiriyoruz. Yani hem radyasyonundan korumuş oluyoruz hem de akciğer kanseri varsa bir başlangıç halinde yakalayıp onu bertaraf etmek istiyoruz. Hem de ikinci bir uyarı da o hastamızla, sigara içen kişiyle yüz yüze geldiğimiz zaman şunu anlatıyoruz; içtiğiniz sigara risk doğuruyor, sizi bunun için tarıyoruz. Belki onu sigarayı bırakması için de yardımcı bir gerekçe olmuş oluyor" diye konuştu.

"100 KİŞİDEN 4'ÜNE ERKEN EVREDE TEŞHİS KONUYOR"

Tarama programlarının yalnızca kanseri değil, sigaranın yol açtığı diğer akciğer hastalıklarını da ortaya çıkarabildiğine işaret eden Kıyık, erken tanının çok yönlü fayda sağladığını söyledi. Kıyık, "Bu tarama yapıldığında 100 kişiden 4 kişiye erken evrede akciğer kanseri teşhisi konuyor. Ayrıca başka bir akciğer hastalığı varsa, kanser dışında onlar da ortaya çıkarılmış oluyor. Kişi başlangıç aşamasında bir enfeksiyonla karşı karşıya olabilir. İçtiği sigarayla maruz kaldığı başka bir hastalık, KOAH, interstisyel akciğer hastalığı gibi diğer hastalıklar da oluşuyor olabilir. Bunlar da önlenmiş oluyor" dedi.

"ARABALARINI BAKIMA GÖTÜRDÜKLERİ GİBİ KENDİLERİ DE GELSİNLER"

Tarama sisteminin yaygınlaşmasının önemine değinen Kıyık, sigara kullanan vatandaşların sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. Kıyık, "Artık Avrupa'da ve Amerika'da olan akciğer kanseri taramasının bizde de rutin olarak başlaması gerekiyor. Ama diyelim ki şu anda yok, bizim uyarımız sigara içen insanlara bir, sigarayı bırakmaları; iki, eğer sigara içiyorlarsa, bu yaş grubundaysalar, 50-77 yaş arasındaysalar, 20 yıldır sigara içmişlerse nasıl arabalarını yılda bir yahut da 10 bin kilometre, 15 bin kilometrede bir bakıma götürüyorlarsa, kendileri de buyursunlar gelsinler. Zaten devletimizin de sigara bırakma polikliniği hizmeti var. Hem o hizmeti almış olurlar hem de kendi sağlıkları için bir taramadan geçmiş olurlar" ifadelerini kullandı.

GENÇ YAŞTA SİGARAYA BAŞLAYANLAR İÇİN AYRI UYARI

Türkiye'nin genç yaşta sigaraya başlama oranında öne çıkan ülkeler arasında bulunduğunu belirten Dr. Murat Kıyık, Rusya, Sırbistan ve Macaristan gibi ülkelerde de benzer bir tablo görüldüğünü söyledi. Sigaraya ne kadar erken başlanırsa riskin o kadar arttığını vurgulayan Kıyık, tarama yaş aralığının ortalama veriler üzerinden belirlendiğini ancak daha genç yaşta sigaraya başlayanların da ciddi risk altında olduğunu ifade etti.

Kıyık, "Bütün dünyada bazı ülkelerde, özellikle bizim Türkiye, genç yaşta sigaraya başlama konusunda hemen hemen birinci sırada geliyor. Bizim gibi ülkeler var; Rusya, Sırbistan, Macaristan gibi ülkelerde de erken yaşta sigaraya başlama söz konusu. Onun için ne kadar erken başlanıyorsa sigaraya, riski o kadar artıyor. Aslında biz 50-77 diyoruz ama bunlar ortalama yaşlar. Kişi 15 yaşında bir paket sigara içmeye başlamışsa, 20 yıl içince 35 yaşına gelmiş oluyor. Aynı riski o da taşıyor aslında" dedi.

"14 YAŞINDA BAŞLAMIŞTI, 34 YAŞINDA KAYBETTİK"

Genç yaşta sigaraya başlamanın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğine ilişkin örnek de paylaşan Kıyık, çok genç akciğer kanseri hastalarıyla karşılaştıklarını söyledi. Kıyık, "Tarama grubu olarak 50-77 yaş arası grubu söylemiş isek de erken yaşta sigaraya başlayanlar dikkatli olmalı. Çünkü bizim çok genç akciğer kanser hastalarımız var. Hatta öyle ki, bir hastamın oğlu akciğer kanseriydi. Baba hala yaşıyor. Oğlunu 34 yaşında kaybettik. 14 yaşında sigaraya başlamıştı. Maalesef 3 yıl yaşadıktan sonra kaybettik" ifadelerine yer verdi.

"SESSİZ ÖLÜME YOL AÇABİLİR"

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nuri Tutar da akciğer damarına pıhtı atmasının, tıptaki adıyla pulmoner embolinin, çoğu zaman kalp krizi ile karıştırılabilen ve ani ölümlere yol açabilen ciddi bir tablo olduğuna dikkat çekti. Pulmoner embolide en kritik noktanın hastalıktan şüphelenmek olduğunu vurgulayan Tutar, göğüs ağrısı, öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgam gibi belirtilerle ortaya çıkabilen tablonun hayati risk taşıdığını söyledi.

Prof. Dr. Tutar, "Akciğer damarına pıhtı atması özellikle sessiz ölüme yol açan bir durumdur. Aslında bilmediğimiz durumlarda, herkes kalp krizi geçirdiğini hissederken bunun sebebi pulmoner emboli olabilir. Aynı şekilde göğüs ağrısı yapar ve göğüs ağrısı sonucunda da hastalarda öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgamla bize gelebilir. Göğüs ağrısının sebebi, akciğer damarına pıhtı atmasından kaynaklanabilir" dedi.

UZUN YOLCULUK VE HAREKETSİZLİK UYARISI

Pulmoner embolinin özellikle uzun süre hareketsiz kalan kişilerde daha sık görülebildiğini belirten Tutar, pıhtının çoğunlukla bacak toplardamarlarında oluştuğunu, ardından akciğer damarına ilerleyerek damarlanmayı bozduğunu ifade etti. Tutar, "Bu özellikle uzun süreli yolculukta, hareketsiz kalmış bireylerde oluşabilir. Bacaktaki toplardamarlarda pıhtı oluşur. Ondan sonrasında bu pıhtı akciğer damarına atar ve akciğerin damarlanmasını bozar. Bundan sonrasında biz sıklıkla kan sulandırıcı tedaviler kullanırız ve buna göre kan sulandırıcı tedavilerle hastalığı tedavi etmeye çalışırız. Burada en önemli şey, hastalıktan şüphelenmektir" diye konuştu.

"KALP KRİZİ SANILDI, PULMONER EMBOLİ ÇIKTI"

Yakın zamanda üniversitede yaşanan bir vakayı örnek gösteren Prof. Dr. Tutar, pulmoner embolinin sinsi ve ölümcül seyredebildiğini anlattı. Tutar, "Çok yakın zamanda bizim üniversitemizde bir onkoloğun eşi göğüs ağrısıyla kırklı yaşlarda acile başvurdu ve kalp krizi şüphesiyle hemen anjiyo yapıldı. Ancak akciğer damarına pıhtı atmıştı ve hasta kaybedildi" ifadelerini kullandı.

UZUN YOLCULUK YAPANLAR VE DOĞUM KONTROL HAPI KULLANANLAR DİKKAT!

Özellikle uzun yolculuk yapanların, hareketsiz kalanların ve doğum kontrol hapı kullanan kadınların risk altında olduğuna işaret eden Tutar, korunma açısından basit ama etkili önlemlerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Tutar, "Doğal olarak özellikle uzun yolculuklarda iki saatte bir mola vermek gerekir. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar da risk altındadır. Bu açıdan dikkat edilmesi gerekir" dedi.

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/olum-orani-birinci-sirada-sigara-icenlere-20-yil-uyarisi-121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/olum-orani-birinci-sirada-sigara-icenlere-20-yil-uyarisi-121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/olum-orani-birinci-sirada-sigara-icenlere-20-yil-uyarisi-121_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/olum-orani-birinci-sirada-sigara-icenlere-20-yil-uyarisi-121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/olum-orani-birinci-sirada-sigara-icenlere-20-yil-uyarisi/10025/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sessiz ilerliyor! Tiroit sağlığı için 7 hayati öneri]]></title>
			<description><![CDATA[Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, çoğu zaman başka hastalıklarla karıştırılan tiroit belirtilerinin vücudun dengesini sessizce bozabildiğini belirterek, "Uzun süren halsizlik, ani kilo değişimleri ve çarpıntı gibi şikayetler basit görülmemeli" dedi. Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, erken tanı ve düzenli kontrollerle ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilebileceğini vurguladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tiroit hastalıklarının çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysel Mammadyarzada, uzun süren halsizlik, ani kilo değişimleri ve çarpıntı gibi belirtilerin basit semptomlar olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Tiroit bezinin vücudun enerji üretimi, ısı dengesi ve organların çalışma hızını yönettiğini ifade eden Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Bu küçük bez, aslında metabolizmanın ritmini belirler. Bu ritimdeki en küçük sapma bile tüm sistemi etkileyebilir" dedi.

BELİRTİLER ÇOĞU ZAMAN BAŞKA HASTALIKLARLA KARIŞTIRILIYOR

Tiroit hormonlarının fazla ya da yetersiz salgılanmasının vücutta farklı etkiler oluşturduğunu belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Tiroit hormonlarının fazla salgılandığı durumlarda vücut adeta hızlanır; çarpıntı, kilo kaybı, aşırı terleme ve sinirlilik gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu tablo ilerlediğinde nefes darlığı, kalp sorunları ve kemik erimesi gibi ciddi komplikasyonlara zemin hazırlayabilir. Buna karşılık hormonların yetersiz olduğu durumlarda vücut yavaşlar; yorgunluk, üşüme, cilt kuruluğu ve kabızlık gibi şikâyetler görülür. Bu belirtiler çoğu zaman farklı hastalıklarla karıştırıldığı için tanı gecikebilir" ifadelerini kullandı.

HALSİZLİK VE KİLO DEĞİŞİMİNE DİKKAT

Halsizlik ve kilo değişiminin tek başına birçok farklı nedene bağlı olabileceğini ancak tiroit hastalıklarında da sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Bu tür şikâyetler uzun sürüyorsa mutlaka değerlendirilmelidir. Özellikle açıklanamayan kilo kaybı ya da artışı, altta yatan hormonal bir sorunun işareti olabilir" diye konuştu. Tiroit hastalıklarının kadınlarda erkeklere oranla 5 ila 8 kat daha fazla görüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, bu nedenle kadınların belirtiler konusunda daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.

BASİT BİR KAN TESTİ HAYAT KURTARABİLİR

Tiroit hastalıklarının tanısında doğru testlerin önemine dikkat çeken Endokrinoloji Uzmanı Dr. Aysel Mammadyarzada, "Herhangi bir şikâyeti olmayan bireylerde tarama amacıyla TSH testi genellikle yeterlidir. TSH normal ise ek incelemeye gerek olmayabilir. Ancak hipotiroidi veya hipertiroidi belirtileri varsa TSH ile birlikte serbest T4, gerekli durumlarda T3 düzeylerinin de değerlendirilmesi gerekir" dedi.

Tiroit bezinin kalp ve metabolizma üzerindeki etkilerine değinen Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, sözlerine şöyle devam etti: "Tiroit bezinin az çalıştığı durumlarda metabolizma yavaşlar, kalp atım hızı düşer ve ileri vakalarda vücutta sıvı birikimi görülebilir. Fazla çalıştığında ise kalp hızlanır, kilo kaybı ve sinirlilik hali ortaya çıkar. Bu nedenle tiroit hastalıkları sadece hormonlarla sınırlı değil, tüm vücudu etkileyen sistemik bir sorundur. Hipotiroidi tedavi edilmezse yorgunluk, kilo artışı ve depresyon gibi şikâyetler artar; kalp ritim bozuklukları ve vücutta sıvı birikimi gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Hipertiroidi ise kontrol altına alınmadığında çarpıntı, kas zayıflığı ve kemik erimesi riskini artırır, uzun vadede kalp yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Kısacası tedavi edilmeyen tiroit hastalıkları, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir. Belirti olmadığı durumlarda 3-5 yılda bir TSH testi yapılabilir. Risk grubundaki kişilerde bu süre kısalmalıdır. Tiroit hastalığı tanısı alan bireylerde ise tedavi sürecine göre daha sık takip gerekebilir."

TİROİT SAĞLIĞI İÇİN 7 HAYATİ ÖNERİ

Tiroit sağlığını korumak için yaşam tarzının büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, sözlerini şöyle tamamladı: "İyot açısından yeterli beslenmek, dengeli ve çeşitli gıdalar tüketmek, aşırı işlenmiş gıdalardan kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı kiloyu korumak tiroit fonksiyonlarını destekler. Ayrıca stresin kontrol altına alınması, sigara ve alkol tüketiminin sınırlandırılması da büyük önem taşır."

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sessiz-ilerliyor-tiroit-sagligi-icin-7-hayati-oneri-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sessiz-ilerliyor-tiroit-sagligi-icin-7-hayati-oneri-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sessiz-ilerliyor-tiroit-sagligi-icin-7-hayati-oneri-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/sessiz-ilerliyor-tiroit-sagligi-icin-7-hayati-oneri-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/sessiz-ilerliyor-tiroit-sagligi-icin-7-hayati-oneri/9779/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Tanı konulması 7-10 yılı bulabiliyor: Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!]]></title>
			<description><![CDATA[Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık. Rahim iç dokusunun rahim dışına yayılmasıyla gelişen bu hastalık, farklı rahatsızlıklarla karıştırıldığı için tanısı çoğu zaman gecikiyor bazen yıllarca tanı konulamayabiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta konuştu. Yıllarca teşhis konulamamasından dolayı, kadınlarda gelişebilen infekritilite (kısırlık) başta olmak üzere böbrek kaybına kadar ilerleyen önemli ve ciddi hastalığa, tedavisindeki en yeni yöntemlere yönelik önemli bilgiler verdi. Hastalar da geç tanı, şiddetli ağrılar ve zorlu süreçlerini içtenlikle paylaştı.

PROF. DR. TANER USTA: "HASTALIK HER 10 KADINDAN BİRİNİ ETKİLİYOR"

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, dünyada çok yaygın bir hastalık olan endometrioze tanı konulmasının çok uzun yıllar alabildiğini belirterek şöyle konuştu: "Rahmin iç zarının olmaması gereken yere yerleşip özellikle de yumurtalıklara yerleşip, bazen de komşu organlara yerleşip çok ciddi ağrılarla seyredebilen, kısırlık yapabilen ve kadınların 20’li ve 30’lu yaşlarında ortaya çıkabilen bir hastalık olmasıyla da önem arz ediyor. 10 kadından 1 tanesini etkileyen bir riskten bahsediyoruz. Kontrole kadın doğum uzmanına gitmeli ve akla özellikle çikolata kisti hastalığı geliyorsa bu konuyla ilgilenen kadın doğum uzmanının görmesi çok önemli. İlerleyince hastalık rahim, tüpler, yumurtalıklar bir çok yeri çok etkilemiş oluyor. Bu grup hastada işimiz çok zor. Zaten aslında bu farkındalık etkinliklerinin en önemli amacı; erken tanı koyalım, tedaviyle ilgili fırsat zamanını kaçırmayalım.”

Endometriozisin yol açtığı ağrıların, başka hastalıklarda da görülebildiğini belirten Prof. Dr. Taner Usta, bu nedenle tanı konulmasında gecikme yaşanabildiğini vurguladı: “Karındaki ağrılar birçok hastalıkta görülebiliyor. Mesela bel fıtığı hastalığıyla karışabiliyor veya hassas bağırsak sendromu ile karışabiliyor. Ama pelvik bölgede bir kadında adetlerle bağlantılı veya yumurtlamayla bağlantılı eğer bir ağrı durumu varsa mutlaka akla endometriozis gelmeli. Birçok durumda da karşımıza endometriozis çıkıyor.”

Prof. Dr. Taner Usta tedaviye yönelik şu bilgileri verdi: "Tedavide ilaç tedavilerinden çok faydalanıyoruz. Endometriozis eğer yumurtalık rezervini azalttıysa yumurtaları dondurma veya embriyo dondurma gibi tedavi seçeneklerini mutlaka düşünüyoruz ve hastayla tartışıyoruz. Özellikle çok derin tutulumlar, organları tehdit eden tutulumlar var veya şüpheli bir görüntü varsa da böyle bir durumda cerrahi tedaviye başlıyoruz.”

ESRA EROL: "ENDOMETRİOZİSİ DE TOPLUMDA YÜKSEK SESLE KONUŞABİLMELİYİZ"

Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin 2. kez moderatörlüğünü yapan Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol da; endometriozis hastalığı konusunda toplumsal farkındalık oluşmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Erol şöyle konuştu:

"Kadın hastalıklarına dair toplumda çok yüksek sesle konuşamıyoruz. Bunun tabi kültürel yapıdan, kadının toplumdaki yerinden ve halk arasındaki önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bazı hastalıklarda olduğu gibi bence endometriozisi de yüksek sesle konuşmalıyız.”

Kadınların yaşamını kabusa çevirebilen bu hastalığa yönelik toplumsal farkındalık oluşturabilmek için katkıda bulunmaya özen gösterdiğini vurgulayan Erol, sözlerine şöyle devam etti: Bulunduğum konum itibariyle de bu konuda bir farkındalık yaratabiliyorsak ne mutlu. Çünkü halk arasında endometriozis ile ilgili bu hastalığı bilmeyen insanlar genelde şunu söylüyorlar; 'yaa ne kadar nazlı niyazlı, sanki ağrıları birazcık abartıyor, sanırım senin ağrılarının bir psikolojik karşılığı var’ Aslında böyle değil, çok ciddi bir hastalık. Biz bu hastalığı ne zaman yüksek sesle konuşur farkında olursak sanırım erken teşhis ve tanı ve sürecin anlaşılmasını sağlayabiliriz.”

"7 YILDA TANI ALDIM KEŞKE DAHA ÖNCE BİLSEYDİM"

Etkinlikte konuşan 48 yaşındaki Aygen Yapıcıkardeşler de hastalığına 7 yıl tanı konulmadığını belirterek, bir yıl önce, bağırsağında da görülen ‘bağırsak endometriozisi’ tanısı aldığını söyledi. Bağırsağında 4,5 santimlik endometriozis nedeniyle geçtiğimiz ay Prof. Dr. Usta’ya ameliyat olan Yapıcıkardeşler, tanı konulana kadar yaşadığı zorlu süreci şöyle anlattı:

“Bundan 8 sene kadar önce sol tüpümde tıkanıklık olduğu fark edildi, fakat o zaman teşhis konulmadı. Endometriozis kelimesini de aslında çok yakın bir zamanda duydum. 2024’ün Aralık ayında yaptırdığım check-upta doktorlarımdan bir tanesi ‘çikolata kisti ama bu endometriozis olabilir’ dedi. Benim için kistti, çok bir şey ifade etmiyordu açık söyleyeyim bu konuda tabiri caizse cahil olduğumu düşünüyorum. Bu kelime ‘kist’ demek ki dedim ve çok önemsemedim ama doktorum üzerine gitti, 3 ay sonra tekrar kontrole çağırdı. Başka bir şikayetim var mı anlamaya çalıştı ama ben yine aynı şekilde rahimle bağırsak arasında bu kadar büyük bir ilişki olduğunu bir kadın olarak bilmiyordum. Benim teşhisim Derin Endometriozis olarak konuldu ama bağırsak endometriozisydi asıl, evet rahimde endometriozis vardı ama bağırsağa da sıçramıştı. Teşhis konulduğunda 4,5 cm kadar bağırsakta endometriozis vardı”

48 yaşında olduğunu ve her yıl check-up yaptırdığını belirten Yapıcıkardeşler, 8 yıl önce başlayan sorunlarına ancak bir yıl önce tanı alabildiğinden yakındı: “

“Yaptırdığım checkuplarda sol tüpümün tıkalı olduğu fark edildi amaı teşhis 8 yıl önce konulmadı. Dolayısıyla ben endometriozis kelimesini 8 yıl önce değil, son 1 sene içerisinde yaptığım görüşmelerde duydum. Bir ay önce olduğum ameliyatın sonucunda da aslında o tarihte tüpümün tıkalı olmasının sebebinin de endometriozis olduğu çok yeni ortaya çıkmış oldu. Belki 8 sene önce tanı konulsaydı farklı bir tedavi uygulanırdı, bağırsak yoluna gitmezdi, bağırsak endometrizoisi olarak sçırmayıp medikal tedaviyle sonuçlanırdı belki de.”

"HAMİLELİĞİMİN 30. HAFTASINDA ALDIĞIM HABERLE ŞOK OLDUM"

Bir bebek annesi olan 28 yaşındaki Öykü Güncan da hiçbir şikayeti yokken 2023 yılında rutin kontrolde endometriozis tanısı aldığını ama bunu önemsemediğini söyledi. Evlendikten haftalar sonra çikolata kistinin patlamasıyla acil ameliyata alınan Güncan, hamileliğinde yaşadığı şoku da şöyle paylaştı:

“Herhangi bir sorun yok diye düşünüyorduk fakat çikolata kisti büyümeye devam etmiş içerde. Kist hamile kalınca da büyümeye devam etti ve doktorum, o süreci takip eden doktorum yani sorun yaratmadı en başta ama 30. Haftaya geldiğimizde ‘bu şekilde doğum yaptıramayacağım dedi. Daha sonra yeni bir doktor arayışına girdik ve Taner hocayı bulduk, sağ olsun kabul etti bizi.”

Prof. Dr. Taner Usta tarafından yakın klinik izleme alınan Güncan, doğuma kadar da herhangi bir müdahale yapılmadan izlendi. 30 haftalıkken 6 santim olan endometriozisin doğumda 8 santime ulaştığı görüldü. Bebeğini dünyaya getirmek için sezaryen ameliyatı olan Öykü Güncan’ın ameliyat sırasında çikolata kistinin içi boşaltıldı.. Bebeğine kavuşan Öykü Güncan, endometriozisin oluşturduğu sağlık sorunundan da kurtuldu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/tani-konulmasi-7-10-yili-bulabiliyor-agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/tani-konulmasi-7-10-yili-bulabiliyor-agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/tani-konulmasi-7-10-yili-bulabiliyor-agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/tani-konulmasi-7-10-yili-bulabiliyor-agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/tani-konulmasi-7-10-yili-bulabiliyor-agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik/9778/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Erken teşhis hayat kurtarıyor: 50 yaş üstü mutlaka yaptırmalı!]]></title>
			<description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burak Hüseyin, kalın bağırsak (kolorektal) kanserinin erken teşhis edildiğinde yüzde 90’ın üzerinde tedavi edilebildiğini belirterek, “Özellikle 50 yaş üstü bireyler için düzenli tarama programları hayati önem taşımaktadır” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burak Hüseyin, 1-31 Mart Kalın Bağırsak Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında farkındalığın artırılmasına yönelik açıklamalarda bulundu. Op. Dr. Hüseyin, dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alan kalın bağırsak kanserinin, çoğu zaman bağırsakta oluşan poliplerin yıllar içinde kansere dönüşmesiyle ortaya çıktığını ifade etti. Op. Dr. Hüseyin, bu sürecin erken dönemde tespit edilmesi halinde hastalığın önlenebildiğini söyleyerek, “Kalın bağırsak kanseri, önlenebilir kanser türleri arasında yer alıyor. Kalın bağırsak (kolorektal) kanseri erken teşhis edildiğinde yüzde 90’ın üzerinde tedavi edilebilir. Bu nedenle erken tanı büyük önem taşıyor” diye konuştu.

Kalın bağırsak kanseri riskinin bazı faktörlere bağlı olarak arttığını belirten Op. Dr. Hüseyin, “Özellikle 50 yaş üstü bireyler için düzenli tarama programları hayati önem taşımaktadır. 50 yaş ve üzerindeki bireyler, ailesinde kanser öyküsü bulunanlar, aşırı kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketenler ile hareketsiz yaşam sürenlerin risk grubunda yer almaktadır. Hastalık erken dönemde belirti vermeyebilir ancak dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik gibi şikayetler dikkate alınmalıdır. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen tarama programları hastalığın erken teşhisinde önemli rol oynamaktadır. 50-70 yaş arasındaki bireylerin iki yılda bir gaitada gizli kan testi yaptırması önerilir. Kolonoskopi ise bağırsakların detaylı incelenmesini sağlar ve riskli poliplerin kansere dönüşmeden tespit edilmesine imkân tanır. Bu yöntemin 10 yılda bir uygulanması tavsiye edilir” dedi.

Op. Dr. Hüseyin, kalın bağırsak kanseri riskini azaltmak için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi gerektiğine dikkati çekerek “Lif açısından zengin beslenme, düzenli fiziksel aktivite, işlenmiş gıdalardan uzak durma ve ideal kilonun korunması önemli. 50 yaşından itibaren herhangi bir şikayet olmasa dahi düzenli tarama yaptırılması gerekir. Unutmayalım ki erken teşhis hayat kurtarır” diye konuştu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erken-teshis-hayat-kurtariyor-50-yas-ustu-mutlaka-yaptirmali-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erken-teshis-hayat-kurtariyor-50-yas-ustu-mutlaka-yaptirmali-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erken-teshis-hayat-kurtariyor-50-yas-ustu-mutlaka-yaptirmali-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/erken-teshis-hayat-kurtariyor-50-yas-ustu-mutlaka-yaptirmali-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/erken-teshis-hayat-kurtariyor-50-yas-ustu-mutlaka-yaptirmali/9777/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bahar geldi, risk arttı: Ciddi zehirlenmelere yol açıyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Erzincan’da baharın gelmesiyle birlikte doğada kendiliğinden yetişen mantarlara ilgi artarken, uzmanlar bilinçsiz tüketimin ciddi zehirlenmelere ve ölüme yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Doğal alanlarda yetişen mantarların kontrolsüz şekilde tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, vatandaşların yalnızca denetimli ve onaylı kültür mantarlarını tercih etmesi gerektiğini belirtti.

100 ZEHİRLİ TÜR VAR

Türkiye’de doğada yetişen yaklaşık 40 yenilebilir mantar türü bulunduğunu, buna karşılık yaklaşık 100 türün ise zehirli olduğunu ifade eden uzmanlar, bazı türlerin ölümcül etkilere sahip olabildiğine dikkat çekti.

Zehirli ve zehirsiz mantarların dış görünüşle ayırt edilemeyeceğini belirten uzmanlar, "Birbirine çok benzeyen mantar çeşitlerinden biri zehirliyken diğeri yenilebilir olabilir. Bu nedenle doğadan toplanan mantarların tüketilmesi ciddi risk taşır." uyarısında bulundu.
Mantar zehirlenmelerinin özellikle yağışlı ve nemli dönemlerde arttığını kaydeden uzmanlar, yabani mantarların tüketilmesi halinde başta sindirim sistemi olmak üzere merkezi sinir sistemi, karaciğer ve böbreklerde ciddi hasar oluşabileceğini bildirdi.

Zehirlenmelerin önlenmesinin en etkili yolunun doğada yetişen mantarların tüketilmemesi olduğunu vurgulayan uzmanlar, bunun yerine kültür mantarlarının tercih edilmesi gerektiğini ifade etti.

Uzmanlar, mantar tüketimi sonrası sersemlik, mide bulantısı, kusma, ishal, terleme, bulanık görme, tansiyon düşüklüğü ve nabız artışı gibi belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtti.

Zehirlenme belirtilerinin bazı durumlarda mantar tüketiminden saatler sonra ortaya çıkabileceğine işaret eden uzmanlar, ağır vakalarda karaciğer ve böbrek yetmezliği, koma ve ölüm riskinin bulunduğunu kaydetti.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bahar-geldi-risk-artti-ciddi-zehirlenmelere-yol-aciyor-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bahar-geldi-risk-artti-ciddi-zehirlenmelere-yol-aciyor-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bahar-geldi-risk-artti-ciddi-zehirlenmelere-yol-aciyor-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bahar-geldi-risk-artti-ciddi-zehirlenmelere-yol-aciyor-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bahar-geldi-risk-artti-ciddi-zehirlenmelere-yol-aciyor/9776/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Her gün kullanıyorsunuz ama yanlışsa tüm omurganız bozuluyor!]]></title>
			<description><![CDATA[YANLIŞ yatak ve yastık kullanımının boyun ve bel ağrılarına neden olabileceğini belirten Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Hamza Sucuoğlu, "Yanlış seçimler uzun vadede ciddi omurga problemlerine yol açabilir. Çökmüş, deforme olmuş yataklar omurganın doğal yapısını bozar. Bu da uzun vadede bel ve boyun fıtıklarına zemin hazırlar" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yanlış yastık ve yatak seçimlerin uzun vadede omurga yapısını kalıcı biçimde bozduğunu söyleyen Doç. Dr. Hamza Sucuoğlu, yapılan kritik hatalara ilişkin uyarılarda bulundu.

‘OMURGA DOĞRU DESTEKLENMEZSE AĞRI KAÇINILMAZ’

Kas ve iskelet sistemi sağlığında uyku pozisyonunun büyük önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Hamza Sucuoğlu, “Günün yaklaşık 8 saati yatakta geçiyor. Bu süreç vücut için kritik bir önem sarf ediyor. Omurganın doğal eğriliklerinin korunması gerekiyor. Bu yüzden yatak ve yastık, vücudun anatomik yapısına uygun olmalı. Omurganın fizyolojik eğrileri korunmazsa kas spazmları, eklem problemleri ve kronik ağrılar ortaya çıkabilir. Özellikle yan yatış daha sağlıklı bir seçenek. Sırtüstü yatışta da omurgayı destekleyen ürünlerin tercih edilmesi gerekir” dedi.

‘ORTA SERTLİKTE YATAK EN DOĞRU TERCİH’

Yatak seçiminde en sık yapılan hatanın çok sert ya da çok yumuşak ürünleri tercih etmek olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sucuoğlu, “Orta sertlikte ve vücut formunu destekleyen yataklar en ideali. Özellikle viskoelastik ve lateks yataklar hem anatomik uyum hem de hava geçirgenliği açısından avantaj sağlıyor. Çökmüş, deforme olmuş yataklar omurganın doğal yapısını bozar. Bu da uzun vadede bel ve boyun fıtıklarına zemin hazırlar” diye konuştu.

‘YANLIŞ YASTIK BOYUN DÜZLEŞMESİNE NEDEN OLABİLİR’

Yastık seçiminin en az yatak kadar önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sucuoğlu, “Boyun boşluğunu desteklemeyen yastıklar ciddi sorunlara yol açabiliyor. Çok yüksek ya da çok alçak yastık kullanımı boyun kaslarında kasılmalara neden olur. Bu durum zamanla boyun düzleşmesi ve fıtık gelişimine zemin hazırlar. Omuz yüksekliğine uygun, orta sertlikte ve boyun boşluğunu dolduran ortopedik yastıkların tercih edilmesi gerekir. Özellikle boyun fıtığı olan hastalarda doğru yastık kullanımı tedavinin önemli bir parçasıdır” dedi.

‘DEFORME OLAN YATAK VE YASTIKLARI DEĞİŞTİRİN’

Yatak ve yastıkların belirli aralıklarla değiştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Sucuoğlu, uzun süre kullanılan ürünlerin destek özelliğini kaybettiğini söyledi. “Ortalama 7-8 yılda bir yatakların değiştirilmesi gerekir. Deforme olmuş yatak ve yastıklar omurga sağlığını olumsuz etkiler ve ağrıların kronikleşmesine neden olabilir” diyen Sucuoğlu, sağlıklı bir uyku için doğru ekipman seçiminin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/her-gun-kullaniyorsunuz-ama-yanlissa-tum-omurganiz-bozuluyor-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/her-gun-kullaniyorsunuz-ama-yanlissa-tum-omurganiz-bozuluyor-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/her-gun-kullaniyorsunuz-ama-yanlissa-tum-omurganiz-bozuluyor-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/her-gun-kullaniyorsunuz-ama-yanlissa-tum-omurganiz-bozuluyor-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/her-gun-kullaniyorsunuz-ama-yanlissa-tum-omurganiz-bozuluyor/9775/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yeni ve sinsi varyant: 'Ağustos böceği' Bağışıklığı daha kolay aşıyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Dünya genelinde yayılımı süren BA.3.2 varyantı için uzman isimlerden uyarılar yapılıyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, "ağustos böceği" olarak adlandırılan ve yüksek oranda mutasyona uğramış yeni bir COVID-19 varyantının Amerika ve Avrupa’da yayılmaya başladığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Özkaya, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) verilerine göre BA.3.2 olarak adlandırılan varyantın en az 25 ABD eyaletinde tespit edildiğini belirterek, "Bu varyantın, aşılar veya önceki enfeksiyonlardan kaynaklanan bağışıklığı daha kolay aşabildiği düşünülüyor. Vakaların genel olarak düşük seviyede seyrediyor, ancak BA.3.2 varyantının dünya genelinde yayılımını sürdürüyor. Bu varyant bir yıldan uzun süredir dolaşımda bulunuyor. Ancak özellikle sonbahardan itibaren ABD dahil birçok ülkede hızlı bir artış göstermeye başladı" dedi.

İLK KEZ GÜNEY AFRİKA'DA GÖRÜLDÜ

COVID-19’a neden olan SARS-CoV-2 virüsünün yayılırken sürekli mutasyona uğradığını hatırlatan Özkaya, "Yeni varyantı diğerlerinden ayıran en önemli özellik, diken proteininde meydana gelen çok sayıda genetik değişikliktir. Bu durum, virüsün bağışıklık sistemi tarafından farklı algılanmasına yol açabilir" diye konuştu.

CDC’nin yayımladığı raporlara da değinen Özkaya, bu mutasyonların önceki enfeksiyon veya aşılamayla kazanılan korumayı azaltma potansiyeline sahip olduğunu belirtti.

"SESSİZ BİR ŞEKİLDE YAYILDI"

BA.3.2 varyantının ilk olarak Kasım 2024’te Güney Afrika’da tespit edildiğini aktaran Özkaya, bu varyantın Omicron ailesine ait BA.3 alt varyantının bir devamı olduğunu ifade etti. 2024 yılı boyunca diğer varyantların gölgesinde kaldığını belirten Özkaya, "Sessiz bir şekilde yayılımını sürdürdü ve geçtiğimiz eylül ayından itibaren daha belirgin hale geldi" şeklinde konuştu.

HASTALIĞIN ETKİSİ

Varyantın etkilerine ilişkin de bilgi veren Özkaya, şu ana kadar daha ağır hastalığa yol açtığına dair bir kanıt bulunmadığını vurguladı Özkaya şunları söyledi: "BA.3.2’nin yaygın olduğu ülkelerde daha ciddi hastalık ya da hastaneye yatış oranlarında belirgin bir artış gözlenmedi. Kağıt üzerinde endişe verici görünse de mevcut veriler, hastalık şiddetinin artmadığını gösteriyor."

23 ÜLKEYE YAYILDI

Verilere göre 11 Şubat 2026 itibarıyla BA.3.2 varyantının en az 23 ülkeye yayıldığını belirten Özkaya, bazı Avrupa ülkelerinde yayılımın daha yüksek olduğuna dikkat çekti. Özkaya, "CDC verilerine göre Danimarka, Almanya ve Hollanda’daki vakaların yaklaşık yüzde 30’una bu varyant neden oluyor" ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-ve-sinsi-varyant-agustos-bocegi-bagisikligi-daha-kolay-asiyor-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-ve-sinsi-varyant-agustos-bocegi-bagisikligi-daha-kolay-asiyor-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-ve-sinsi-varyant-agustos-bocegi-bagisikligi-daha-kolay-asiyor-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/yeni-ve-sinsi-varyant-agustos-bocegi-bagisikligi-daha-kolay-asiyor-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/yeni-ve-sinsi-varyant-agustos-bocegi-bagisikligi-daha-kolay-asiyor/9774/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kreş ve okullarda alarm! Tek çocuk herkese bulaştırabiliyor]]></title>
			<description><![CDATA[Mevsimsel geçişler ve okulların açık olmasıyla birlikte toplu yaşam alanlarında enfeksiyon riski hızla artıyor. Bu dönemlerde çocuklarda sıklıkla görülen ve ağır seyredebilen ani ishal ile kusma vakalarının altından genellikle nörovirüs tehlikesi çıkıyor. Çocukların vücut direncini saatler içinde düşürebilen bu sinsi virüs hakkında uyarılarda bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gulnara Heydarova, hastalığın belirtileri ve tedavi süreçlerine dair hayati bilgiler paylaştı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Okul ve kreş gibi kalabalık ortamlarda hızla yayılan nörovirüs, son dönemde çocuk sağlığını tehdit eden en önemli enfeksiyonlardan biri haline geldi. Ani kusma, ishal ve karın ağrısıyla seyreden hastalık, özellikle küçük çocuklarda ağır seyredebiliyor. Dr. Gulnara Heydarova nörovirüsün belirtileri, bulaş yolları ve tedavi süreciyle ilgili ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları anlattı.

"EN BÜYÜK TEHLİKE SIVI KAYBI"

Nörovirüsün genellikle ani başlayan şikayetlerle kendini gösterdiğini belirten Dr. Heydarova, “Hastalık daha çok ishal, kusma, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerle seyreder. Küçük çocuklarda özellikle ani ve tekrarlayan kusma ön plandadır. Virüsün en önemli özelliği, çok küçük bir miktarının bile şiddetli hastalık yapmaya yetmesidir. Bu nedenle kısa sürede ciddi sıvı kaybına yol açabilir. Çocuk sağlığı açısından en kritik nokta sıvı kaybıdır. Çocuklarda idrar miktarında azalma, ağız kuruluğu, gözyaşında azalma gibi bulgular varsa, halsiz görünüyorsa, beslenemiyorsa ve uykuya meyilliyse vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” dedi.

ÇOK HIZLI BULAŞIYOR

Nörovirüsün bulaşma hızının oldukça yüksek olduğuna da değinen Dr. Heydarova, “Okul, kreş gibi kalabalık ortamlarda virüs çok kolay yayılır. Kapı kolları, ortak kullanılan yüzeyler ve oyuncaklar bile bulaş için yeterlidir. Enfekte olan tek bir çocuk, kısa sürede ailedeki diğer bireylere de hastalığı bulaştırabilir. Nörovirüs tedavisinde en sık yapılan hatalardan biri gereksiz antibiyotik kullanımıdır. Bu hastalık viral kaynaklıdır ve antibiyotiklerin tedavide hiçbir yeri yoktur. En etkili tedavi kaybedilen sıvının yerine konmasıdır. Aileler, çocuklarının bol sıvı almasına özen göstermelidir. Nörovirüs genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşir. Ancak çocuklarda sıvı kaybı çok hızlı gelişebildiği için ailelerin belirtileri yakından takip etmesi büyük önem taşır. Erken müdahale hastalığın seyrini kolaylaştırır.” şeklinde konuştu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kres-ve-okullarda-alarm-tek-cocuk-herkese-bulastirabiliyor-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kres-ve-okullarda-alarm-tek-cocuk-herkese-bulastirabiliyor-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kres-ve-okullarda-alarm-tek-cocuk-herkese-bulastirabiliyor-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/kres-ve-okullarda-alarm-tek-cocuk-herkese-bulastirabiliyor-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/kres-ve-okullarda-alarm-tek-cocuk-herkese-bulastirabiliyor/9773/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Baş dönmesi yaşıyorsanız dikkat! Sebebi bu gıdalar olabilir]]></title>
			<description><![CDATA[Vertigo, yani baş dönmesi ve denge kaybıyla kendini gösteren rahatsızlık, özellikle beslenme alışkanlıklarıyla doğrudan ilişkilendiriliyor. Diyetisyen Burcu Akbeyaz Özger, özellikle paketli ve yüksek tuz içeren gıdaların vertigo ataklarını artırabileceği konusunda uyarılarda bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzmanlara göre vertigonun temel nedenlerinden biri, iç kulaktaki sıvı dengesinin bozulması. Yüksek tuz tüketimi bu dengeyi olumsuz etkileyerek baş dönmesi, mide bulantısı, kulak çınlaması ve denge kaybı gibi şikayetleri şiddetlendirebiliyor. Özellikle paketli ve dondurulmuş gıdalar, içerdiği yüksek sodyum nedeniyle bu süreci tetikleyebiliyor.

BELİRTİLER HAFİFE ALINMAMALI

Vertigo; ani baş dönmesi, dengesizlik, bulantı ve kulak çınlaması gibi belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Özellikle sıcak havalar ve Ramazan döneminde sıvı kaybının artmasıyla birlikte bu şikayetler daha sık görülebiliyor. Bu nedenle vücudun sıvı dengesini korumak büyük önem taşıyor.

BESLENME ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞMELİ

Vertigo ile mücadelede beslenme önemli bir rol oynuyor. Uzmanlar, yüksek tuz içeren gıdaların yanı sıra kolesterol oranı yüksek besinlerin de sınırlandırılması gerektiğini belirtiyor. İşlenmiş et ürünleri ve kırmızı etin fazla tüketimi, kan dolaşımını etkileyerek semptomların artmasına neden olabiliyor.

BU BESİNLER DESTEKLEYİCİ OLABİLİR

Vertigo belirtilerini hafifletmek için Akdeniz tipi beslenme öneriliyor. C vitamini açısından zengin meyveler (çilek, narenciye, yaban mersini), yeşil yapraklı sebzeler, brokoli ve biber gibi besinler bu süreçte destekleyici olabilir. Ayrıca fındık, badem ve ceviz gibi kuruyemişler ile balık, derisiz tavuk ve kinoa gibi sağlıklı protein kaynakları da öneriliyor.

KAFEİN VE ALKOLE DİKKAT

Uzmanlar, vertigo hastalarının kafein ve alkol tüketimini sınırlaması gerektiğini vurguluyor. Günlük 2-2,5 litre su tüketimi ise vücudun dengesini korumada kritik rol oynuyor. Ayrıca kızartılmış, trans yağ içeren ve paketli gıdalardan uzak durulması gerektiği belirtiliyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bas-donmesi-yasiyorsaniz-dikkat-sebebi-bu-gidalar-olabilir-87.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bas-donmesi-yasiyorsaniz-dikkat-sebebi-bu-gidalar-olabilir-87.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bas-donmesi-yasiyorsaniz-dikkat-sebebi-bu-gidalar-olabilir-87_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/04/bas-donmesi-yasiyorsaniz-dikkat-sebebi-bu-gidalar-olabilir-87.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bas-donmesi-yasiyorsaniz-dikkat-sebebi-bu-gidalar-olabilir/9772/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Mısır'da hasar gören kalp Türkiye'de şifa buldu!]]></title>
			<description><![CDATA[Yurt dışında geçirdiği operasyon sırasında kalp kapağı ağır hasar alan 44 yaşındaki Aydın Çalışkan, ölümle burun buruna geldi. Türkiye’ye getirilen Çalışkan, Medipol Sağlık Grubu’ndan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun ve ekibi tarafından gerçekleştirilen yüksek riskli operasyonla sağlığına kavuştu. Çalışkan, “Bana nakil demişlerdi, Bilal Hocam beni yeniden hayata döndürdü” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genç yaşta ağır bir kalp krizi geçiren ve yıllarca sağlıkla yaşayan Aydın Çalışkan’ın hayatı, iş gereği gittiği Mısır’da kabusa döndü. Şiddetli göğüs ağrısıyla başvurduğu hastanede 3,5 saat süren müdahale sırasında stentleri açıldı ancak bu esnada kalp kapakçığı ciddi şekilde zarar gördü. Türkiye’ye döndüğünde genç hasta için Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde adeta zamanla yarış başladı. Prof. Dr. Bilal Boztosun’un yüksek riskli operasyonunun ardından Çalışkan’ın kalp kapağı değiştirildi. Çalışkan başarılı geçen operasyonun ardından sağlığına kavuştu.

“GENÇ YAŞTA AĞIR BİR KALP KRİZİ GEÇİRDİ”

Hastanın oldukça genç yaşta ciddi bir kalp krizi geçirdiğini belirten Prof. Dr. Boztosun, “Hastamız önemli bir kalp krizi sonrası kalbin kasılma gücünde ciddi bir azalma yaşamıştı. Damarını açtıktan sonra tedaviye uyumu sayesinde belirgin şekilde toparladı ve bir süre sağlıklı bir yaşam sürdü. İş nedeniyle Mısır’a yerleşen hastamız yıllar sonra şiddetli göğüs ağrısıyla orada hastaneye başvurmuş. Yaklaşık 3 saat süren bir müdahale yapılmış. Damar açılmaya çalışılırken bu kez kalp kapağında ciddi bir hasar oluşmuş. Ne yazık ki süreç bu noktada daha karmaşık hale gelmiş” diye konuştu.

“RİSKLİ BİR KARARI AİLEYLE BİRLİKTE ALDIK”

Hastanın Türkiye’ye döndüğünde şikayetlerinin devam ettiğini belirten Prof. Boztosun, “Hastamızı kardiyoloji ve kalp damar cerrahisi konseyinde değerlendirdik. 40 yaşında genç bir hastadan bahsediyoruz. Cerrahi açıdan oldukça riskli bir tablo vardı. Ancak başka seçeneğimiz kalmamıştı. Tüm riskleri aileyle detaylı şekilde paylaştık ve ortak bir kararla müdahaleye karar verdik. Hasta, ailesi ve hekimler olarak birlikte karar verdiğimiz bu süreci başarıyla tamamladık. Kalp kapağı şu an normal fonksiyonlarına döndü. Zaman içinde kalbin kasılma gücünün de kademeli olarak artmasını umut ediyoruz” ifadelerini kullandı.

KALP KAPAKÇIĞINDA KAÇAK OLDU

2019 yılında ilk kalp rahatsızlığını yaşadığını belirten 44 yaşındaki Aydın Çalışkan, o dönemde farklı hastanelere başvurduğunu ifade ederek, “Bypass öneren de oldu, kalp pili hatta kalp nakli önerenler de oldu. Daha sonra Bilal hocamla tanıştım. Damarımı açabileceğini söyledi ve o sürece başladık. Gerçekten damarımı açtı ve yıllarca sağlıklı bir şekilde hayatıma devam ettim. İşim gereği Mısır’da çalışıyorum. Orada bulunduğum dönemde rahatsızlandım. Daha önce taktırdığım stentlerin tıkandığını öğrendim ve acil olarak operasyona alındım. Türkiye’ye döndüğümde yeniden muayene oldum ve Bilal hocamla görüştük. Stentlerimin açık olduğunu ancak kalp kapakçığımda ciddi bir kaçak bulunduğunu söyledi” diye konuştu.

BİLAL HOCAM BENİ YENİDEN HAYATA DÖNDÜRDÜ

Geçtiğimiz yıl yeniden rahatsızlandığını belirten Çalışkan, “Haziran ayında tekrar göğüs ağrısı yaşadım. Mısır’da yapılan yaklaşık 3,5 saatlik müdahale sırasında stentlerim açıldı ancak o esnada kalp kapakçığım zarar görmüş. Türkiye’ye geldiğimde yapılan kontrollerde durum netleşti. Kalp kapakçığım değiştirildi. Şu an kendimi gayet iyi hissediyorum. Bilal hocam ve ekibi sayesinde yeniden hayata döndüm diyebilirim. Umarım uzun yıllar sağlıklı bir yaşam sürerim” ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-4907.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-4907.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-4907_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-4907.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu/9248/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:44:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Doktor üç kardeş, babalarıyla aynı hastanede görev yapıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Kütahya’da sağlık camiasını gururlandıran bir aile hikayesi dikkat çekiyor. 37 yıldır sağlık personeli olarak görev yapan Mustafa Ercura, şimdi doktor olan üç çocuğuyla aynı hastanede çalışmanın mutluluğunu yaşıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kütahya Şehir Hastanesi’nde görev yapan Ercura ailesi, mesleklerini adeta kuşaktan kuşağa taşıdı. Sağlık çalışanı baba Mustafa Ercura ile hemşire eşi Ayşe Ercura’nın üç çocuğu da tıp fakültesini bitirerek doktor oldu. Üstelik üç kardeş de babalarının görev yaptığı hastaneye atanarak aynı çatı altında mesleğe başladı.

EVDE 5 SAĞLIK ÇALIŞANI VAR

Meslek hayatında 37 yılı geride bırakan Mustafa Ercura, çocuklarının da aynı yolu seçmesinden büyük gurur duyduğunu belirterek, “Çok dua alan bir mesleği yapıyoruz. Evimizde 5 sağlık personeli var. En tecrübeli olan benim. Yılların birikimini çocuklarıma aktarıyorum” dedi.

AYNI HASTANEDE AYNI HASTALARA BAKIYORLAR

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Rümeysa Ercura, hastane ortamında büyüdüklerini ve bu nedenle mesleğe yabancılık çekmediklerini söyledi. Kardeşleriyle zaman zaman aynı hastalara hizmet verdiklerini belirten Ercura, “Bazen kardeşlerimle ortak hastalarımız oluyor. Branşımla ilgili durumlarda hastaları bana yönlendiriyorlar” diye konuştu.

'HASTANE BİZİM İÇİN EV GİBİ'

Acil servis hekimi Semih Ercura ise çocukluklarından itibaren hastane ortamında bulunduklarını belirterek, bu durumun meslek seçimlerinde etkili olduğunu söyledi. “Hastaneyi evim gibi hissediyorum. Bu da işimizi daha özgüvenli yapmamızı sağlıyor” ifadelerini kullandı.

Kan bankasında görev yapan Melih Ercura da yoğun tempoya rağmen fırsat buldukça ailesiyle bir araya geldiklerini, zaman zaman ikiz kardeşiyle karıştırıldığını dile getirdi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/doktor-uc-kardes-babalariyla-ayni-hastanede-gorev-yapiyor-4907.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/doktor-uc-kardes-babalariyla-ayni-hastanede-gorev-yapiyor-4907.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/doktor-uc-kardes-babalariyla-ayni-hastanede-gorev-yapiyor-4907_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/doktor-uc-kardes-babalariyla-ayni-hastanede-gorev-yapiyor-4907.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/doktor-uc-kardes-babalariyla-ayni-hastanede-gorev-yapiyor/9247/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:44:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Erol Köse’nin son notu ALS gerçeğini gündeme taşıdı! İşte bilinmeyen yüzü…]]></title>
			<description><![CDATA[Ünlü yapımcı Erol Köse’nin hayatını kaybetmesinin ardından geride bıraktığı “ALS hastalığımdan dolayı…” notu, hastalığı bir kez daha gündeme taşıdı. Motor nöron hastalığı olarak da bilinen Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS), beyin ve omurilikteki sinir hücrelerini etkileyerek kas güçsüzlüğüne yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık olarak öne çıkıyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Fikret Aysal hastalığın nedenleri, belirtileri ve süreci hakkında önemli bilgiler paylaştı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ünlü yapımcı Erol Köse’nin hayatını kaybetmesinin ardından ortaya çıkan ALS notu, ağır ilerleyen bu hastalığı bir kez daha gündeme getirdi. Sessiz başlayan ancak zamanla kasları etkileyerek yaşamı zorlaştıran ALS, ciddi sonuçlar doğurabilen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Doç. Dr. Fikret Aysal hastalığa dair önemli uyarılarda bulundu.

ALS MOTOR NÖRONLARIN KAYBIYLA İLERLİYOR

ALS’nin nörodejeneratif bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Aysal, hastalığın temelinde beyin, beyin sapı ve omurilikteki motor nöronların kaybının yattığını söyledi. Hastalığın büyük çoğunluğunun nedeni bilinmeyen, sporadik vakalardan oluştuğunu ifade eden Doç. Dr. Aysal, “Vakaların yaklaşık yüzde 5-10’u genetik özellik gösterir. Ancak çoğunlukta belirgin bir neden saptanamaz. Hastalık bazen sadece üst motor nöronları, bazen alt motor nöronları tutabilir ancak en sık her ikisinin birlikte etkilendiği tablo görülür” dedi.

KESİN TEDAVİ YOK, SÜREÇ KONTROL ALTINA ALINIYOR

ALS’nin günümüzde kökten bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Doç. Dr. Aysal, “Mevcut tedaviler hastalığın seyrini yavaşlatmaya yönelik. Hastalığın ilerleyici bir yapısı var. Ortalama yaşam süresi 2 ila 5 yıl arasında değişse de bu süre hastadan hastaya farklılık gösterebilir. Çok hızlı ilerleyen vakalar olduğu gibi, uzun yıllar yaşayan hastalar da vardır. Stephen Hawking hastalığa bir örnek.

Bazı özel vakalarda hastalık çok daha uzun süreli seyredebiliyor. ALS tanısı alan hastalarda psikolojik süreç de büyük önem taşıyor. Hastalar tanı sonrası ciddi bir duygusal yük yaşayabiliyor. Bu hastalarda depresyon gelişme riski oldukça yüksektir. Bu nedenle yalnızca fiziksel değil, psikiyatrik destek de tedavinin önemli bir parçasıdır” diyen Aysal, multidisipliner yaklaşımın önemine vurgu yaptı.

BİRDEN FAZLA BRANŞIN TAKİBİ GEREKİYOR

ALS hastalarının yalnızca nöroloji değil, birçok farklı branş tarafından birlikte takip edilmesi gerektiğini belirten Doç. Aysal, “Bu süreçte nörologlar koordinasyonu sağlar ancak fizik tedavi, göğüs hastalıkları, gastroenteroloji, genel cerrahi ve psikiyatri gibi birçok branşın desteği gerekir.

Tedavide temel amacımız hastanın ağrı ve sıkıntılarını azaltmak, konforunu sağlamak ve süreci mümkün olduğunca uzatmaktır. Bugün için kesin bir tedavi yok ancak bilimsel çalışmalar hızla devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda bu hastalık için daha etkili tedavilerin bulunacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/erol-kose-nin-son-notu-als-gercegini-gundeme-tasidi-iste-bilinmeyen-yuzu-4907.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/erol-kose-nin-son-notu-als-gercegini-gundeme-tasidi-iste-bilinmeyen-yuzu-4907.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/erol-kose-nin-son-notu-als-gercegini-gundeme-tasidi-iste-bilinmeyen-yuzu-4907_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/erol-kose-nin-son-notu-als-gercegini-gundeme-tasidi-iste-bilinmeyen-yuzu-4907.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/erol-kose-nin-son-notu-als-gercegini-gundeme-tasidi-iste-bilinmeyen-yuzu/9246/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:44:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çoğu aile bunu yanlış biliyor! Çocuklarda iştahsızlık gerçeği ortaya çıktı]]></title>
			<description><![CDATA[Her az yiyen çocuğun iştahsız olmadığına dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beyza Pehlivan Kılıç, "Ailelerin ‘çocuğum hiçbir şey yemiyor’ şikâyetiyle başvurduğu vakaların önemli bir kısmında aslında tıbbi bir iştahsızlık yoktur. Eğer çocuk enerjikse, gelişimi normalse ve boy-kilo eğrileri yaşına uygunsa bu durum çoğunlukla gelişimsel bir beslenme davranışı olarak değerlendirilir" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çocuklarda iştahsızlık, ebeveynlerin en sık kaygı duyduğu konular arasında yer alıyor. Ancak her az yiyen çocuğun gerçekten iştahsız olmadığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beyza Pehlivan Kılıç, önemli uyarılarda bulundu.

'BÜYÜMESİ NORMALSE ENDİŞE EDİLMEYEBİLİR'

Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişimi için yeterli ve dengeli beslenmenin büyük önem taşıdığını belirten Dr. Kılıç, "Çocukların yaşına, gelişimine ve bireysel özelliklerine uygun besinleri tüketmesi sağlıklı büyüme açısından büyük önem taşır. Beslenmede yetersizliğin gelişmesine yol açan nedenlerin başında iştahsızlık gelir. Ancak her az yiyen çocuk iştahsız değildir. Çocuk ebeveynin beklediğinden az yiyebilir fakat büyümesi normal seyrediyorsa bu durum gerçek bir iştahsızlık olarak değerlendirilmez" diye konuştu.

"İŞTAHSIZLIK 1-3 YAŞ ARASINDA DAHA SIK GÖRÜLÜR"

İştahsızlığın belirli yaş gruplarında daha sık görüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Kılıç, "Tıbbi olarak iştahsızlık; çocuğun yaşına ve büyüme gereksinimlerine uygun miktarda besin tüketmemesi ve buna bağlı olarak kilo alımının yavaşlaması veya durmasıdır. İştahsızlık en sık 1-3 yaş arasında görülür. Bunun en önemli nedeni büyüme hızındaki değişimdir. Bebeklik döneminde hızlı büyüme nedeniyle iştah yüksekken, bir yaşından sonra büyüme hızının yavaşlamasıyla birlikte besin ihtiyacı azalır. Bu nedenle çocukların iştahında doğal bir düşüş görülebilir" şeklinde konuştu.

HER YEMİYOR ŞİKAYETİ İŞTAHSIZLIK DEĞİL

Ailelerin sık dile getirdiği şikâyetlere de değinen Uzm. Dr. Beyza Pehlivan Kılıç, "Ailelerin ‘çocuğum hiçbir şey yemiyor’ şikâyetiyle başvurduğu vakaların önemli bir kısmında aslında tıbbi bir iştahsızlık yoktur. Eğer çocuk enerjikse, gelişimi normalse ve boy-kilo eğrileri yaşına uygunsa bu durum çoğunlukla gelişimsel bir beslenme davranışı olarak değerlendirilir. Önemli olan çocuğun büyüme ve gelişiminin sağlıklı ilerlemesidir. İştahsız çocuğu olan ebeveynlerin kaygılanmak yerine bilinçli bir yaklaşım geliştirmesi ve gerekli durumlarda bir çocuk hekimine başvurması en doğru yaklaşım olacaktır" dedi.

Bazı durumlarda iştahsızlığın bir sağlık sorununa bağlı olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Kılıç, "Demir eksikliği, bağırsak parazitleri, kronik enfeksiyonlar, reflü, gıda intoleransları, vitamin ve mineral eksiklikleri, kabızlık ve psikolojik stres iştahsızlığın altında yatan nedenler arasında yer alabilir. Bu nedenle uzun süren ve büyümeyi etkileyen iştahsızlık durumlarında mutlaka altta yatan nedenler araştırılmalıdır" ifadelerini kullandı.

"ZORLA YEMEK YEDİRMEK DÜZENİ BOZABİLİR"

Yemek saatlerinde yapılan hatalı yaklaşımların süreci daha da zorlaştırabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Kılıç, "Ödül, ceza veya zorla yedirme yöntemleri yemek zamanını çocuk için stresli bir deneyime dönüştürebilir. Bu durum çocuğun kendi açlık ve tokluk sinyallerini tanımasını zorlaştırabilir. Aynı zamanda ilerleyen yaşlarda sağlıksız yeme davranışlarına zemin hazırlayabilir" dedi.

EKRAN KARŞISINDA BESLENME RİSK OLUŞTURUYOR

Günümüzde yaygınlaşan ekran karşısında beslenme alışkanlığına da dikkat çeken Uzm. Dr. Kılıç, "Tablet veya televizyon karşısında yemek yiyen çocuklar genellikle ne kadar yediklerinin farkına varamaz. Doyma hissini algılamakta zorlanabilirler. Bu durum uzun vadede aşırı yeme, obezite ve sindirim sistemi sorunları riskini artırabilir" dedi.

Piyasada yer alan iştah açıcı ürünler konusunda aileleri uyaran Uzm. Dr. Kılıç, "Bitkisel veya kimyasal iştah açıcı ürünlerin çoğunun bilimsel etkinliği sınırlıdır. Hekim önerisi olmadan kullanılan bu ürünler gereksiz ilaç kullanımına ve olası yan etkilere yol açabilir. Bu yüzden bu tür ürünlerin mutlaka çocuk doktoru kontrolünde kullanılması gerekir" açıklamasında bulundu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/cogu-aile-bunu-yanlis-biliyor-cocuklarda-istahsizlik-gercegi-ortaya-cikti-4907.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/cogu-aile-bunu-yanlis-biliyor-cocuklarda-istahsizlik-gercegi-ortaya-cikti-4907.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/cogu-aile-bunu-yanlis-biliyor-cocuklarda-istahsizlik-gercegi-ortaya-cikti-4907_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/cogu-aile-bunu-yanlis-biliyor-cocuklarda-istahsizlik-gercegi-ortaya-cikti-4907.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/cogu-aile-bunu-yanlis-biliyor-cocuklarda-istahsizlik-gercegi-ortaya-cikti/9245/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:44:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kolon kanseri riskini artıran bu faktörlere dikkat! 45 yaş altı vakalar giderek artıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Kolon kanseri dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi. Doç. Dr. Karaca; "Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kolon kanseri (kolorektal kanserler); özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor.

AİLE ÖYKÜSÜ BASKIN NEDEN

Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi.

Karaca; "Toplumdaki kolon kanseri vakalarının yüzde 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların yüzde 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık yüzde 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir. Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır.

Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir. Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı yüzde 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise yüzde 1'e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır.

Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır.

Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur" ifadelerini kullandı.

TEKRARLAMA RİSKİ

Tekrarlama riskine karşı kemoterapinin önemine değinen Doç. Dr. Halit Karaca; "Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir.

Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa, kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa, kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense, kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır" diye konuştu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-45-yas-alti-vakalar-giderek-artiyor-4907.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-45-yas-alti-vakalar-giderek-artiyor-4907.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-45-yas-alti-vakalar-giderek-artiyor-4907_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-45-yas-alti-vakalar-giderek-artiyor-4907.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-45-yas-alti-vakalar-giderek-artiyor/9244/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:44:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Zararsız sanılıyor! Kulağınızı temizlerken sağır olabilirsiniz]]></title>
			<description><![CDATA[Kulak çubuğu ile kulak temizleme işlemi yaygın olarak yapılıyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Tarık Yağcı, günlük hayatta farkında olmadan yapılan bazı alışkanlıkların kulak sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini belirterek, "Kulak aslında kendi kendini temizleyebilen bir organdır. Kulak kiri sandığımız yapı ise dışarıdan gelen toz ve mikroorganizmaları tutarak kulağı koruyan doğal bir salgıdır. Bu nedenle kulağın içini temizlemeye çalışmak çoğu zaman faydadan çok zarar verir" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kulakların, çevreyle sağlıklı iletişim kurmayı sağlayan en önemli duyu organlarından biri olduğunu ifade eden Yağcı, "İşitme sayesinde konuşmaları anlayabilir, tehlikeleri fark edebilir ve sosyal yaşamımızı sürdürebiliriz. Ancak kulak sağlığı ihmal edildiğinde bu hassas yapı zarar görebilir ve işitme problemleri ortaya çıkabilir. Oysa düzenli ve basit önlemlerle kulak sağlığını korumak mümkündür" dedi.

"PAMUKLU ÇUBUKLAR KİRİ DAHA DERİNE İTİYOR"

Kulak temizliği amacıyla kullanılan pamuklu çubukların ciddi risk oluşturduğunu vurgulayan Yağcı, "Pamuklu çubuklar kiri temizlemek yerine daha derine iter. Bu da tıkanıklığa, işitme azlığına, dolgunluk hissine ve bazen baş dönmesine neden olabilir. Daha da önemlisi kulak zarına zarar verme riski vardır. Bu nedenle kulak içine hiçbir yabancı cisim sokulmamalıdır" diye konuştu.

"YÜKSEK SES VE KULAKLIK KULLANIMI DA RİSKLİ"

Günlük hayatta kulak sağlığını tehdit eden bir diğer önemli alışkanlığın ise yüksek ses maruziyeti olduğunu belirten Yağcı, "İç kulakta işitmeyi sağlayan hücreler oldukça hassastır. Uzun süre yüksek sese maruz kalmak bu hücrelerde geri dönüşü olmayan hasarlara neden olabilir. Bu nedenle kulaklık kullanımında ses seviyesi düşük tutulmalı ve belirli aralıklarla mola verilmelidir" ifadelerini kullandı.

"ÇOCUKLARDA BELİRTİLER GÖZDEN ÇIKMAMALI"

Çocukluk döneminde kulak sağlığının ayrı bir önem taşıdığına dikkat çeken Yağcı, orta kulak enfeksiyonlarının sık görüldüğünü belirterek "Kulak ağrısı, ateş, huzursuzluk ve işitmede azalma gibi belirtiler görülebilir. Çocuklarda televizyonu yüksek sesle izleme veya isme tepki vermeme gibi durumlar fark edildiğinde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar işitme kaybına ve konuşma gelişiminde gecikmeye yol açabilir" dedi.

"BASİT ÖNLEMLERLE KULAK SAĞLIĞINIZI KORUYABİLİRSİNİZ"

Ani basınç değişimleri ve su teması gibi durumlara da dikkat çeken Yağcı, "Uçak yolculuğu veya dalış sırasında yutkunma ve sakız çiğneme basıncı dengelemeye yardımcı olabilir. Ayrıca yüzme sonrası kulakların nemli bırakılmaması enfeksiyon riskini azaltır" diye konuştu.

"ERKEN TANI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR"

Kulak sağlığını korumak için temel kuralları sıralayan Yağcı, "Kulak içine yabancı cisim sokulmamalı, pamuklu çubuk kullanılmamalı, yüksek sesten kaçınılmalı ve kulak enfeksiyonları ihmal edilmemelidir. En küçük şikayette bile doktora başvurmak, işitme sağlığının korunmasında kritik rol oynar" dedi.

Sağlıklı kulakların yaşam kalitesinin önemli bir parçası olduğunu belirten Yağcı, kulak sağlığının ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/zararsiz-saniliyor-kulaginizi-temizlerken-sagir-olabilirsiniz-4907.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/zararsiz-saniliyor-kulaginizi-temizlerken-sagir-olabilirsiniz-4907.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/zararsiz-saniliyor-kulaginizi-temizlerken-sagir-olabilirsiniz-4907_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/zararsiz-saniliyor-kulaginizi-temizlerken-sagir-olabilirsiniz-4907.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/zararsiz-saniliyor-kulaginizi-temizlerken-sagir-olabilirsiniz/9243/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:44:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Mısır’da hasar gören kalp Türkiye’de şifa buldu]]></title>
			<description><![CDATA[Yurt dışında geçirdiği operasyon sırasında kalp kapağı ağır hasar alan 44 yaşındaki Aydın Çalışkan, ölümle burun buruna geldi. Türkiye’ye getirilen Çalışkan, Medipol Sağlık Grubu’ndan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun ve ekibi tarafından gerçekleştirilen yüksek riskli operasyonla sağlığına kavuştu. Çalışkan, “Bana nakil demişlerdi, Bilal Hocam beni yeniden hayata döndürdü” dedi.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genç yaşta ağır bir kalp krizi geçiren Aydın Çalışkan’ın hayatı, iş gereği gittiği Mısır’da kabusa döndü. Şiddetli göğüs ağrısıyla başvurduğu hastanede 3,5 saat süren müdahale sırasında stentleri açıldı ancak bu esnada kalp kapakçığı ciddi şekilde zarar gördü. Türkiye’ye döndüğünde genç hasta için Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde adeta zamanla yarış başladı. Prof. Dr. Bilal Boztosun’un yüksek riskli operasyonunun ardından Çalışkan’ın kalp kapağı değiştirildi. Çalışkan başarılı geçen operasyonun ardından sağlığına kavuştu.

“GENÇ YAŞTA AĞIR BİR KALP KRİZİ GEÇİRDİ”
Hastanın oldukça genç yaşta ciddi bir kalp krizi geçirdiğini belirten Prof. Dr. Boztosun, “Hastamız önemli bir kalp krizi sonrası kalbin kasılma gücünde ciddi bir azalma yaşamıştı. Damarını açtıktan sonra tedaviye uyumu sayesinde belirgin şekilde toparladı ve bir süre sağlıklı bir yaşam sürdü. İş nedeniyle Mısır’a yerleşen hastamız yıllar sonra şiddetli göğüs ağrısıyla orada hastaneye başvurmuş. Yaklaşık 3 saat süren bir müdahale yapılmış. Damar açılmaya çalışılırken bu kez kalp kapağında ciddi bir hasar oluşmuş. Ne yazık ki süreç bu noktada daha karmaşık hale gelmiş” diye konuştu.

“RİSKLİ BİR KARARI AİLEYLE BİRLİKTE ALDIK”
Hastanın Türkiye’ye döndüğünde şikayetlerinin devam ettiğini belirten Prof. Boztosun, “Hastamızı kardiyoloji ve kalp damar cerrahisi konseyinde değerlendirdik. 40 yaşında genç bir hastadan bahsediyoruz. Cerrahi açıdan oldukça riskli bir tablo vardı. Ancak başka seçeneğimiz kalmamıştı. Tüm riskleri aileyle detaylı şekilde paylaştık ve ortak bir kararla müdahaleye karar verdik. Hasta, ailesi ve hekimler olarak birlikte karar verdiğimiz bu süreci başarıyla tamamladık. Kalp kapağı şu an normal fonksiyonlarına döndü. Zaman içinde kalbin kasılma gücünün de kademeli olarak artmasını umut ediyoruz” ifadelerini kullandı.

KALP KAPAKÇIĞINDA KAÇAK OLDU
2019 yılında ilk kalp rahatsızlığını yaşadığını belirten 44 yaşındaki Aydın Çalışkan, o dönemde farklı hastanelere başvurduğunu ifade ederek, “Bypass öneren de oldu, kalp pili hatta kalp nakli önerenler de oldu. Daha sonra Bilal hocamla tanıştım. Damarımı açabileceğini söyledi ve o sürece başladık. Gerçekten damarımı açtı ve yıllarca sağlıklı bir şekilde hayatıma devam ettim. İşim gereği Mısır’da çalışıyorum. Orada bulunduğum dönemde rahatsızlandım. Daha önce taktırdığım stentlerin tıkandığını öğrendim ve acil olarak operasyona alındım. Türkiye’ye döndüğümde yeniden muayene oldum ve Bilal hocamla görüştük. Stentlerimin açık olduğunu ancak kalp kapakçığımda ciddi bir kaçak bulunduğunu söyledi” diye konuştu.

BİLAL HOCAM BENİ YENİDEN HAYATA DÖNDÜRDÜ
Geçtiğimiz yıl yeniden rahatsızlandığını belirten Çalışkan, “Haziran ayında tekrar göğüs ağrısı yaşadım. Mısır’da yapılan yaklaşık 3,5 saatlik müdahale sırasında stentlerim açıldı ancak o esnada kalp kapakçığım zarar görmüş. Türkiye’ye geldiğimde yapılan kontrollerde durum netleşti. Kalp kapakçığım değiştirildi. Şu an kendimi gayet iyi hissediyorum. Bilal hocam ve ekibi sayesinde yeniden hayata döndüm diyebilirim. Umarım uzun yıllar sağlıklı bir yaşam sürerim” ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-9795.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-9795.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-9795-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu-9795.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/misir-da-hasar-goren-kalp-turkiye-de-sifa-buldu/9041/</link>
			<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 08:49:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kilo vermek neden zor? Bilim insanları yeni nedeni açıkladı]]></title>
			<description><![CDATA[Metabolizmanın yalnızca kalori alımına göre çalışan basit bir sistem olmadığını ortaya koyan yeni yaklaşımlar, 'metabolik hafıza' kavramını gündeme taşıdı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Prof. Dr. Barış Öztürk’e göre vücut, geçmişte yaşadığı kilo artışı, yüksek kan şekeri ve inflamasyon gibi süreçleri hücresel düzeyde 'hatırlıyor' ve gelecekteki tepkilerini buna göre şekillendiriyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Metabolizma biliminin yeni bir döneme girdiğini belirten Prof. Dr. Barış Öztürk, "İnsan vücudu yalnızca kalori giriş-çıkışı ile çalışan mekanik bir sistem değil. Aksine, geçmiş deneyimleri hatırlayabilen, biyolojik izler taşıyan ve çevresel faktörlere göre şekillenen son derece karmaşık bir organizmadır" dedi.

"UZUN SÜRELİ KİLO ARTIŞI HÜCRELERDE KALICI İZLER BIRAKABİLİR"

Metabolik hafızanın, vücudun geçmişte yaşadığı metabolik koşulları hücresel düzeyde kaydedebildiğini öne süren bir teori olduğunu söyleyen Prof. Dr. Öztürk, “Uzun süreli kilo artışı, kronik inflamasyon, yüksek kan şekeri dönemleri veya metabolik stres gibi durumlar hücrelerde kalıcı biyolojik izler bırakır. Bu izler metabolizmanın gelecekte nasıl davranacağını şekillendirir. Yani vücut yalnızca bugünkü beslenmeye tepki vermez. Aynı zamanda metabolik geçmişe de tepki verir. Bu fikir ilk olarak diyabet araştırmalarında ortaya çıktı. Uzun süreli klinik çalışmalar, hastalığın erken döneminde metabolik kontrol sağlayan bireylerin yıllar sonra bile daha az komplikasyon yaşadığını gösterdi. Buna karşılık, erken dönemde metabolik kontrolün sağlanamadığı kişilerde risklerin daha sonra da devam ettiği gözlemlendi. Bilim insanları bu durumu metabolik hafıza olarak tanımladı” ifadelerini kullandı.

"METABOLİZMANIN BİRÇOK YÖNÜNÜ ETKİLİYOR"

Araştırmalar ilerledikçe bu hafızanın yalnızca diyabetle sınırlı olmadığını sözlerine ekleyen Öztürk, “Metabolizmanın birçok yönünü etkilediği düşünülüyor. Bugün epigenetik araştırmalar, hücrelerin geçmişte yaşanan metabolik streslere göre gen ifade biçimlerini değiştirdiğini gösteriyor. Beslenme alışkanlıkları, inflamasyon, hormonal dengesizlikler ve çevresel faktörler hücrelerde biyolojik izler bırakır. Bu izler yıllarca kalıcılığını korur. Metabolik hafıza kavramı özellikle kilo yönetimi konusunda da önemli sorular ortaya çıkarır. Birçok insan kilo vermekte zorlanırken, kilo verenlerin önemli bir kısmı kiloyu korumakta güçlük yaşar. Uzun yıllar bu durum irade eksikliği veya motivasyon sorunu olarak yorumlandı. Ancak modern metabolizma bilimi bunun çok daha karmaşık bir biyolojik süreç olduğunu ortaya koyuyor” dedi.

"YALNIZCA KALORİYE TEPKİ VEREN BİR SİSTEM DEĞİL"

Bazı araştırmaların, kilo verildikten sonra bile hücresel değişimlerin tamamen ortadan kalkmadığını ortaya koyduğunu belirten Öztürk, sözlerine şöyle devam etti: "Bu durum, metabolizmanın geçmişteki metabolik durumları kısmen hatırladığını gösterir. Bugün birçok araştırmacıya göre kalori hesaplamalarına dayanan klasik diyet yaklaşımı metabolizmayı açıklamak için artık yeterli değildir. Metabolizma yalnızca enerji matematiği ile açıklanabilecek bir sistem değildir. Bu nedenle metabolizma araştırmalarında farklı biyolojik faktörler öne çıkmaktadır. Bunlardan biri de histamin yüküdür. Histamin, bağışıklık sistemi ve inflamasyon süreçlerinde önemli rol oynayan biyolojik bir moleküldür. Modern beslenme düzeninde histamin yükünün giderek arttığı görülmektedir. Fermente gıdalar, işlenmiş ürünler, uzun süre beklemiş proteinler ve bazı gıda katkıları vücutta histamin birikimine neden olur. Yüksek histamin yükü kronik inflamasyonu tetikler, ödem oluşumunu artırır ve metabolik dengeyi bozar. Metabolizma yalnızca kaloriye tepki veren bir sistem değil; aynı zamanda inflamasyon sinyallerine yanıt veren kompleks bir biyolojik ağdır.”

"KETOMİKS DİYET BÜTÜNCÜL BİR MODEL SUNUYOR"

Ketomiks diyet sisteminin metabolizmayı yalnızca kalori matematiği üzerinden değerlendirmek yerine inflamasyon yükü, histamin dengesi, metabolik adaptasyon ve bağ doku sağlığı gibi birçok biyolojik faktörü birlikte ele alan bütüncül bir model sunduğunu söyleyen Prof. Dr. Öztürk, “Bu yaklaşımda amaç yalnızca kilo kaybı değil. Amaç metabolizmanın yeniden dengelenmesi, inflamasyonun azaltılması ve metabolik sistemin daha sağlıklı bir çalışma ritmine kavuşmasıdır. Ketomiks diyet yaklaşımının dikkat çekici yönlerinden biri de histamin yükünü dikkate alan beslenme stratejileri geliştirmesidir. Çünkü birçok metabolik sorunun temelinde kronik inflamasyon ve bağışıklık sistemi aktivasyonu yer alır. Histamin yükünün azaltılması, inflamasyonun kontrol altına alınması ve metabolik dengenin yeniden kurulması bu nedenle kritik bir rol oynar. Metabolizma bilimi bugün artık önemli bir gerçeği kabul etmektedir: Metabolik hafıza gerçektir. Vücudumuz yalnızca bugün yediğimiz besinlere tepki veren bir sistem değil; aynı zamanda geçmişte yaşadığı metabolik deneyimlerin izlerini taşıyan, bu izlere göre davranan canlı ve öğrenen bir biyolojik yapıdır. Bu gerçek, metabolizma biliminde yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır” dedi.

"MESELE ARTIK YALNIZCA KİLO VERMEK DEĞİL"

"Metabolizmayı yalnızca kalori matematiği üzerinden değil; inflamasyon, histamin yükü, bağ doku sağlığı ve metabolik adaptasyon üzerinden ele alan Ketomiks Diyet sistemi, bu yeni bilimsel bakış açısıyla örtüşen özgün bir yaklaşım sunuyor" diyen Öztürk, değerlendirmelerine şöyle devam etti: "Ketomiks yaklaşımı yalnızca bir diyet programı değil; metabolizmanın biyolojik dengesini yeniden kurmayı hedefleyen bütüncül bir metabolik yaşam modelidir. Histamin yükünü azaltmayı, inflamasyonu kontrol altına almayı ve metabolik sistemi yeniden dengelemeyi hedefleyen bu yaklaşım, metabolik hafıza kavramının ortaya koyduğu biyolojik gerçeklerle uyumlu bir çerçeve sunar. Bugün birçok uzman için mesele artık yalnızca kilo vermek değil. Asıl mesele metabolizmayı yeniden eğitmek, metabolik hafızayı doğru yönde yeniden programlamaktır. Bu noktada Ketomiks yaşam modeli, metabolizma biliminin yeni döneminde umut veren yaklaşımlardan biri olarak öne çıkar. Metabolizma artık yalnızca kalori hesaplarının konusu değil. Metabolizma bir biyolojik hafıza. Ve bu hafıza doğru yaklaşımlarla yeniden yazılabilir.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kilo-vermek-neden-zor-bilim-insanlari-yeni-nedeni-acikladi-8088.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kilo-vermek-neden-zor-bilim-insanlari-yeni-nedeni-acikladi-8088.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kilo-vermek-neden-zor-bilim-insanlari-yeni-nedeni-acikladi-8088_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/kilo-vermek-neden-zor-bilim-insanlari-yeni-nedeni-acikladi-8088.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/kilo-vermek-neden-zor-bilim-insanlari-yeni-nedeni-acikladi/9027/</link>
			<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 05:03:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hemşire bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı]]></title>
			<description><![CDATA[Tunceli’de görev yapan bir hemşire, mesleğinin ötesine geçerek umut dolu bir hikayeye imza attı. Yıllar önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağışçı olan Mavi Altay, bu kez kendi hücreleriyle bir hayatın yeniden filizlenmesine katkı sağladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ovacık Devlet Hastanesi'nde görev yapan hemşire Mavi Altay, 6 yıl önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağış sürecine dahil oldu.

Sağlık çalışanı olarak mesleği gereği her gün hastaların tedavisine katkı sunan Altay, bu kez farklı bir sorumluluk üstlenerek doğrudan bağışçı oldu.

Yapılan tetkik ve hazırlıkların ardından süreci tamamlayan Altay, kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastanın yaşam mücadelesine destek verdi.

"VERECEĞİMİZ BİR MİKTAR KANLA BİR KİŞİNİN HAYATINA DOKUNABİLİRİZ"

Bağış sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Mavi Altay, bir hemşire olarak hastaların hayatına dokunduğunu ancak kendi canından bir parça vererek hayat kurtarmış olmanın çok daha güzel bir duygu olduğunu ifade etti.

Altay, "Kızılay'a 6 sene önce kök hücre için örnek vermiştim. Aralık ayında geri dönüş oldu. Örnekler bir hastayla uyuşmuş. Açıkçası bu beni biraz heyecanlandırdı, tedirgin etti, süreçle ilgili bilmediklerim vardı. Sonra Kızılay'daki arkadaşlarla görüştüm. Sağ olsunlar sorularımın hepsini sağlıklı bir şekilde cevapladılar. Sonraki süreçte ilk önce chek up yapıldı. İstanbul'daki chek up sürecinden sonra dokular hastayla uyuştuğu için yaklaşık 15 gün sonra kök hücre tüp toplama işlemi olacaktı. Onun öncesinde bir ilaç verip kanımdaki kök hücreyi artırdılar. İlaç 5 gün sürdü. Hafif kemik ağrısı, grip gibi hafif semptomları oldu. Onun dışında bir sıkıntı yaşamadım. Bu işlemlerden sonra kök hücre toplama işlemine geçtik. Bu süreçte arkadaşlar yine yardımcı oldular. Yaklaşık 3 saat sedyede uzanmak zorundaydım. Bu işlemler esnasında hareket edemiyordum. Ama gayet uyumlu, hoş sohbet insanlarla tatlı bir iletişim halinde olduk. Çekindiğim, korktuğum yerlerde benimle ilgilendiler. İşlem gayet güzel geçti. Sonraki süreçte öğrenebildiğim kadarıyla kök hücre bağışında bulunduğum arkadaşın da iyileşmiş olduğunu duydum. Gayet mutluyum. Bir hemşire olarak zaten insanların hayatına dokunuyorduk ama özellikle kan bağışı yaptıktan sonra kendimden bir parça verdikten sonra birinin hayatını kurtarmış olmak çok güzel. Söyleyebileceğim en önemli şey, bunu sadece bir hastanın hayatını kurtarmak olarak görmesinler. Hastanın yakınları, çevresindeki insanlar, hastayla birlikte her gün hastaneye giden, hasta için uğraşan insanlar için de yapsınlar. Hepimizin başına gelebilecek bir hastalık, hepimizin yaşayabileceği bir sorun. Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" dedi.

"YAPTIĞIM ŞEYDEN DOLAYI KENDİMLE GURUR DUYUYORUM"

Altay, "Etrafımdaki insanlardan çok olumlu tepkiler aldım. Herkes yaptığımın ne kadar gururlu, güzel bir şey olduğundan bahsetti. Ben de çok mutlu oldum. Sonrasında unu çok düşündüm; eğer o bağışı yapmasaydım ne kadar üzüleceğimi, bir insanın hayatına dokunamayacağımı ya da o kişinin bu hastalıktan iyileşemeyeceğini düşündüm ve gerçekten yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum. Herkesin canı gönülden yapabileceği bir şeyi yaptım belki ama bence çok önemli bir şey, herkesin de yapması lazım. Buradan söyleyebileceğim en önemli şey herkesin kemik iliği örneği vermesi ve hastalara ulaşması. Bir çocuk, belki bir yetişkin, belki bir anne, belki dede, hala. Yani birine yardım edebiliriz. Onların hayatlarını güzelleştirebiliriz. Bu süreç benim için sadece 20 günden ibaretti. Yani 20 gün içerisinde sadece 5 gün ilaç aldım ama diğer tarafta o hasta belki bir sene daha benim kök hücremi alacak. İyileşecek olsa bile 1 sene hastanede kalacak. Onun için daha yıpratıcı, daha uzun bir süreç" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/hemsire-bu-kez-kendi-hucreleriyle-hayat-kurtardi-8088.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/hemsire-bu-kez-kendi-hucreleriyle-hayat-kurtardi-8088.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/hemsire-bu-kez-kendi-hucreleriyle-hayat-kurtardi-8088_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/hemsire-bu-kez-kendi-hucreleriyle-hayat-kurtardi-8088.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/hemsire-bu-kez-kendi-hucreleriyle-hayat-kurtardi/9026/</link>
			<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 05:03:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bayramlar ruh sağlığını nasıl etkiliyor? Psikolojik gerçekler ortaya çıktı]]></title>
			<description><![CDATA[Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramların bireylerin psikolojisi üzerinde genellikle olumlu etkiler oluştururken, bu dönemlerde artan sosyal etkileşim, kişilerin kendilerini bir gruba ait hissetmelerini sağlarken yalnızlık duygusunu azaltıyor. Aynı zamanda paylaşma ve empati gibi duyguların güçlenmesi, bireylerin kendilerini daha anlamlı ve değerli hissetmesine katkı sunuyor.

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası uyum sürecine dikkat çekerek, "Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir" dedi.

"POZİTİF DUYGULARI ARTIRIR"

Kerime Begüm Özkaya, bayramlarda kişinin aidiyet duygusunun arttığını belirterek, "Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bu süreçte bireyler hem duygusal hem de sosyal açıdan daha yoğun bir dönemden geçiyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramlar, ruh sağlığını güçlendiren sosyal köprülerdir. Bayramlar sadece kültürel ve dini günler değil aynı zamanda insanların duygusal dünyasını güçlü şekilde etkileyen sosyal dönemlerdir. Bayramlar insanların psikolojisi üzerine genellikle olumlu ve güçlendirici etkileri oluşturur. Bayram psikolojisi bireylerin aidiyet, paylaşma, mutluluk, özlem ve hüzün gibi yoğun duygularını aynı anda yaşayabildiği bir süreçtir. Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak, bayramlar kişilere aidiyet ve bağlılık duygusunu arttırır. Bayramlarda aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar olur. Bu durum kişi de bir yere ait olduğunu ve yalnız değilim duygusunu güçlendirir. Sosyal bağların güçlenmesi psikolojik dayanıklılığı ve pozitif duyguları arttırır" dedi.

"KISA SÜRELİDE OLSA İŞ STERSİDEN UZAKLAŞTIRIR"

Özkaya, bayramda insanların geçmişi ile bağ kurduğunu söyleyerek, "Bayramlar günlük hayatın rutininden çıkmayı sağlar. Yeni kıyafetler, ikramlar, ziyaretler ve hediyeler gibi gelenekler dopamin ve serotonin gibi mutluluk hormonlarının artmasına yardımcı olur. Stres ve yorgunluğu azaltır. Bayram tatilleri ve sosyal ortamlar insanların iş ve hayat stresinden kısa süreli de olsa uzaklaşmanızı sağlar. Ruhsal rahatlama ve yenilenme hissini oluşturur. Paylaşma ve empatiyi güçlendirir. Bayramda ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, büyükleri ziyaret etmek gibi davranışlar işin empati ve merhamet duygusunu arttırır. Yardım etmek kişinin kendini daha değerli ve anlamlı hissetmesini sağlar. Kişide geçmişi ve hatırlarla bağ kurmayı sağlar. Bayramlar çoğu insanlar için çocukluğunu hatırlatan zamanlardır. Bu da kişide nostaljik ve sıcak duyguların yaşanmasını sağlar. Bayramlar bazı insanlar için de zorlayıcı olabilir. Her zaman herkes için aynı derecede mutlu geçmeyebilir. Yalnız yaşayan kişiler, yakınını kaybetmiş olanlar, aile ilişkileri zor olan kişiler, bayramlarda yalnızlık veya hüzün hissedebilir. Bu da gayet normaldir. Bu nedenle bayramlarda çevremizdeki insanları hatırlamak, bir telefon etmek ya da kısa bir ziyaret gerçekleştirmek bile kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu.

"BAYRAM DÖNÜŞÜ İŞTE YAŞANAN İSTEKSİZLİK NORMALDİR"

Bayram sonrası adaptasyon sürecinden bahseden Özkaya, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır. Ayrıca bahsetmek gerekirse bayram sonrası işe dönüşü yaşama isteksizlik oldukça normaldir. İnsan zihnin dinlenme ve sosyal bağların yoğun olduğu bir dönemden tekrar sorumlulukların olduğu bir ortama geçer. Bu da tabi ki zorlayıcıdır. Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir. Herkese huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar diliyorum" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramlar-ruh-sagligini-nasil-etkiliyor-psikolojik-gercekler-ortaya-cikti-8088.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramlar-ruh-sagligini-nasil-etkiliyor-psikolojik-gercekler-ortaya-cikti-8088.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramlar-ruh-sagligini-nasil-etkiliyor-psikolojik-gercekler-ortaya-cikti-8088_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramlar-ruh-sagligini-nasil-etkiliyor-psikolojik-gercekler-ortaya-cikti-8088.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bayramlar-ruh-sagligini-nasil-etkiliyor-psikolojik-gercekler-ortaya-cikti/9025/</link>
			<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 05:03:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ramazan Bayramı'nda sindirimi korumak için 5 altın öneri]]></title>
			<description><![CDATA[Ramazan Bayramı'nda sofralar, doğru yönetilmezse mide ve bağırsaklarda sorunlara yol açabilir. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Göral, bayramda yapılan beslenme hatalarına dikkat çekerek sağlıklı bir bayram için önerilerde bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Vedat Göral, bayramda yapılan küçük beslenme hatalarının büyük sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti.

"KADEMELİ GEÇİŞ ŞART"

Ramazan boyunca vücudun daha az ve seyrek öğünlere alıştığını hatırlatan Prof. Göral, “Uzun süre aç kalan mideyi bayram sabahında bir anda ağır yiyeceklerle doldurmak sindirim sistemini zorlar. Güne hafif bir kahvaltıyla başlanmalı, küçük porsiyonlarla ilerlenmelidir. Bayramda yapılan hatalardan biri de aç karnına tatlı yemek. Kan şekerinde ani yükselme ve düşüşlere neden oluyor bu da terleme, halsizlik, çarpıntı ve mide bulantısı gibi şikâyetlere yol açabilir. Tatlı mutlaka yemekten sonra, mümkünse 30 dakika ile 1 saat arasında tüketilmelidir” diye konuştu.

"ŞERBETLİ TATLILARA YÜKLENMEYİN"

Şerbetli ve hamurlu tatlıların sindirim sistemini zorladığını ifade eden Prof. Göral, “Bu tür tatlılar yerine sütlü ve daha hafif tatlılar tercih edilmelidir. Ayrıca porsiyon kontrolü çok önemlidir. Her ikram edilen tatlıyı tüketmek yerine sınır koymak gerekir. Her gidilen yerde tatlı yemek sindirim sistemine ciddi yük bindirir. Aynı şekilde misafire ısrarcı olmak da doğru değildir. Kişiler tabağını tamamen bitirmek zorunda hissetmemeli, az ve kontrollü tüketim tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı.

"KIZARTILMIŞ VE AĞIR YEMEKLER TÜKETİLMEMELİDİR"

Beslenme tercihlerinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Göral, “Kızartmalar, aşırı yağlı ve baharatlı yemekler mideyi yorar. Bunun yerine daha hafif, sulu ve sindirimi kolay yemekler tercih edilmelidir. Yemek sonrası oluşan uyku hali çoğu zaman fazla tüketimden kaynaklanır. Bunun önüne geçmek için 15-20 dakikalık hafif tempolu yürüyüşler yapılmalıdır” dedi.

"DOĞRU İÇECEK SEÇİMİ ÖNEMLİ"

Bayram boyunca yeterli sıvı alımının ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Göral, “Günde yaklaşık 2-2,5 litre su tüketilmelidir. Su tek seferde değil, gün içine yayılarak içilmelidir. Bunun yanında şekersiz çay, ayran ve süt gibi içecekler tercih edilebilir. Bitki çayları da destekleyici olabilir” dedi.Prof. Dr. Göral, aşırı yeme alışkanlığının bayramda en sık yapılan hatalardan biri olduğunu belirterek, “Az ve dengeli beslenmek, hem sindirim sistemini korur hem de gün boyu daha enerjik hissetmenizi sağlar. Önemli olan her şeyden biraz ama kontrollü tüketmektir” diyerek sözlerini tamamladı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ramazan-bayrami-nda-sindirimi-korumak-icin-5-altin-oneri-8814.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ramazan-bayrami-nda-sindirimi-korumak-icin-5-altin-oneri-8814.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ramazan-bayrami-nda-sindirimi-korumak-icin-5-altin-oneri-8814_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ramazan-bayrami-nda-sindirimi-korumak-icin-5-altin-oneri-8814.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/ramazan-bayrami-nda-sindirimi-korumak-icin-5-altin-oneri/8802/</link>
			<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 17:11:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ramazan Bayramı’nda dikkat edilmesi gereken hataları açıkladı]]></title>
			<description><![CDATA[Ramazan Ayı’nın ardından gelen Bayram, sevdiklerimizle tatlı ve böreklerle dolu sofraları beraberinde getiriyor. Ancak Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü diyetisyeni Melike Karataş, bayram süresince beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü, Ramazan Ayı sonrası beslenme ile ilgili, vatandaşlar beslenme tavsiyelerinde bulundu.

"ÖĞÜN SAYISI BİRDEN ARTIRILMAMALI"

Karataş, gündüz açlığına alışmış olan sindirim sistemine yüklenmemek gerektiğini ifade ederek, "Sindirim sorunları yaşamamak için öğün sayısı yavaş yavaş artırılmalıdır. Gün içerisinde direkt 3 ana ve 3 ara öğünle yeni beslenme düzenine geçmek yerine, Ramazan öncesi alışkanlığa göre 3 ana öğünle başlayıp günler geçtikçe ara öğünleri teker teker eklemek daha doğru olacaktır. Bayram ziyaretlerinde ise ikram edilecek yiyecekleri de düşünerek öğünler arasında en az 2-2,5 saat ara bırakılmalı; bu ara 4-4,5 saati geçmemelidir" dedi.

ÖĞÜNLERDE DENGE SAĞLANMALI

Bayram sabahını coşkuyla karşılanırken bayramın ilk öğününde kahvaltı olabildiğince sade ve hafif tutulması gerektiğini anlatan Diyetisyen Melike Karataş, "Hafif ve dengeli bir kahvaltı, sindirim sisteminin daha rahat etmesini sağlamakla birlikte gün içerisinde kan şekeri dengesini korumayı da kolaylaştırır. Kahvaltıda yumurta, peynir, zeytin, mevsim sebzeleri ve tam buğday ekmeği tüketmek protein bakımından yeterli, sağlıklı yağ kaynağı içeren, posadan zengin ve glisemik indeksi düşük bir öğün yapılmasını sağlar. Böylece güne başlarken kan şekerinin hızla yükselmesi önlenir ve gün içerisinde tatlı yeme isteğini kontrol altına almak kolaylaşır. Ayrıca kahvaltıda sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri; kızartma gibi yağ içeriği yüksek yiyecekler; bal, reçel, pekmez gibi şeker oranı yüksek tatlılar ve börek, poğaça gibi hamur işleri tüketmek sindirim sisteminde sorunlar yaşanmasına sebep olabilmekle birlikte gün içerisinde bayram ziyaretlerinde yapılacak ikramlarda küçük kaçamakları vücudun tolere etmesini zorlaştırabilir. Hafif ve dengeli bir kahvaltı ile gün içerisinde tüketilme ihtimali olan tatlı ve börek gibi yiyeceklerden gelecek olan yüksek şeker oranının ve yüksek kalorinin dengelenmesi kolaylaşacaktır."

"İKRAMLIKLARIN ETKİSİYLE ANA ÖĞÜNLER ATLAYABİLİR"

"Gün içerisinde ikramlıkların etkisiyle ana öğünler atlandıysa, ara öğünlerde karbonhidrattan ve yağlardan zengin bir tüketim gerçekleştiyse günlük dengeyi korumak adına akşam yemeğinde hafif yemekler tercih edilmelidir. Gün içerisinde tüketimi ihmal edilmiş olan sebzeyle birlikte protein kaynağı olan az yağlı bir kırmızı ete ya da tavuk etine yer verilerek öğün planlaması yapmak günlük beslenme dengesini sağlamaya yardımcı olacaktır. Bunun için akşam yemeğinde çorba, salata ve az yağda veya yağsız pişirilmiş bir tavuk ya da etli sebze yemeği, kuru baklagil yemeği, yoğurt ve tam buğday ekmeği ile yapılacak öğünler iyi seçenekler arasındadır" dedi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ramazan-bayrami-nda-dikkat-edilmesi-gereken-hatalari-acikladi-4297.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ramazan-bayrami-nda-dikkat-edilmesi-gereken-hatalari-acikladi-4297.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ramazan-bayrami-nda-dikkat-edilmesi-gereken-hatalari-acikladi-4297_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ramazan-bayrami-nda-dikkat-edilmesi-gereken-hatalari-acikladi-4297.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/ramazan-bayrami-nda-dikkat-edilmesi-gereken-hatalari-acikladi/8728/</link>
			<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 02:46:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Fatih Altaylı'nın doktorundan açıklama]]></title>
			<description><![CDATA[Gazeteci Fatih Altaylı, sabah saatlerinde geçirdiği operasyonla iki ayrı beyin tümöründen aynı anda tedavi edildi. Beyin ve Hipofiz Cerrahı Türker Kılıç tarafından yapılan açıklamada, operasyonun sorunsuz tamamlandığı ve Altaylı’nın tedavi sonrası taburcu edildiği bildirildi. Daha önce bilinen 25 mm’lik meningiomaya ek olarak tespit edilen ikinci tümörün de aynı seansta başarıyla tedavi edilmesi, sürecin dikkat çeken detayları arasında yer aldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dün tarihçi İlber Ortaylı'nın cenazesine katılan Gazeteci Fatih Altaylı, bugün sabah saatlerinde ameliyata alındı.
Altaylı'nın planlı bir operasyon geçirdiği ve işlemin 2,5 saat sürdüğü belirtildi.

"BU SABAH AYNI SEANSTA TEDAVİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ"

Beyin ve Hipofiz Cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç, Gazeteci Fatih Altaylı'nın tedavi sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, "Hastamızın detaylı MR’larında varlığını bildiğimiz 25 mm’lik menengiomaya ilaveten yeni bir 15 mm civarında meningiomanın daha oluşmuş olduğu saptandı. Ve her iki tümöre yönelik bu sabah aynı seansta tedavi gerçekleştirildi" dedi.

"TEDAVİ SONRASI TABURCU EDİLDİ"

Fatih Altaylı'nın tedavi sürecine ilişkin Beyin ve Hipofiz Cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç tarafından yapılan açıklamada, "Hastamız Fatih Altaylı’nın daha önce varlığı bilinen, yaklaşık 25 mm civarında meningioma adını verdiğimiz iyi huylu bir urunun varlığı biliniyordu. Tümörün son yıllarda bir miktar büyümesi sebebiyle kendisine bugün için bir tedavi planlaması yapılmıştı. Bu sabah Gamma Knife Işın Cerrahisi Tedavisi’nin yapılabilmesi açısından çekilen detaylı MR’larında varlığını bildiğimiz 25 mm’lik menengiomaya ilaveten yeni bir 15 mm civarında meningiomanın daha oluşmuş olduğu saptandı. Ve her iki tümöre yönelik bu sabah aynı seansta tedavi gerçekleştirildi. Tedavi sorunsuz gerçekleşti. Herhangi bir problemle karşılaşılmadı. Kendisi tedavi sonrası taburcu edildi. Tedavi edilen her iki iyi tümör, önümüzdeki bir yıllık süre içerisinde küçülerek aktif olmayan hale gelecek" ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/fatih-altayli-nin-doktorundan-aciklama-4297.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/fatih-altayli-nin-doktorundan-aciklama-4297.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/fatih-altayli-nin-doktorundan-aciklama-4297_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/fatih-altayli-nin-doktorundan-aciklama-4297.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/fatih-altayli-nin-doktorundan-aciklama/8727/</link>
			<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 02:46:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bayramda kilo almamak için bunu yapın! Uzmanlar açıkladı]]></title>
			<description><![CDATA[Ramazan boyunca değişen beslenme düzeninin ardından gelen bayram sofraları, pek çok kişi için hem keyifli hem de zorlayıcı olabiliyor. Uzun süreli açlık sonrası bir anda artan porsiyonlar; hazımsızlık, şişkinlik ve ani kan şekeri dalgalanmalarına yol açabiliyor. Bu nedenle uzmanlar, bayramda hem lezzetin tadını çıkarıp hem de sağlığı korumanın mümkün olduğunu vurguluyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzm. Diyetisyen Deniz Pirçek, bayram sürecini daha dengeli geçirmek isteyenler için önemli uyarılarda bulunuyor. Pirçek’e göre küçük ama etkili alışkanlıklar, bayram boyunca sindirim sistemini rahatlatırken enerji seviyesini de koruyor.

MİDEYİ YORMAYAN BESLENME ŞART

Uzmanlara göre en sık yapılan hata, uzun açlık sonrası bir anda fazla yemek tüketmek. Bunun yerine gün içine yayılan küçük porsiyonlar tercih edilmeli. Bu yaklaşım, hem mideyi yormuyor hem de gün boyu daha dengeli bir enerji sağlıyor.

Yemeklerin yavaş tüketilmesi ve iyi çiğnenmesi de en az porsiyon kadar önemli. Hızlı yemek, gaz ve şişkinlik gibi sorunlara davetiye çıkarırken; yavaş yemek tokluk hissini artırıyor.

GÜNE DOĞRU BAŞLAMAK FARK YARATIYOR

Bayram sabahlarında kahvaltıyı atlamak yerine, proteinden zengin bir öğünle güne başlamak öneriliyor. Yumurta, yoğurt ve sebze içeren seçenekler hem uzun süre tok kalmayı sağlıyor hem de gün içinde tatlı tüketme isteğini azaltıyor.

Öğün düzeninin korunması da bir diğer kritik nokta. Öğün atlamak, kan şekerinde ani düşüşlere ve ardından kontrolsüz yeme ataklarına neden olabiliyor.

SU TÜKETİMİ VE TATLI DENGESİNE DİKKAT

Ramazan boyunca azalan su tüketiminin bayramda mutlaka artırılması gerekiyor. Günlük 2–2,5 litre su içmek, sindirimi desteklerken metabolizmanın da daha sağlıklı çalışmasına yardımcı oluyor. Ayran, şekersiz komposto ve bitki çayları da sıvı desteği sağlayan alternatifler arasında yer alıyor.

Tatlı tüketiminde ise ölçü en önemli kural. Uzmanlar, küçük porsiyonların tercih edilmesini ve tatlıların lifli besinlerle birlikte tüketilmesini öneriyor. Bu sayede hem tatlı isteği bastırılıyor hem de kan şekeri dengede tutuluyor.

HAREKET VE DİNLENME DENGESİ

Bayramda artan kalori alımını dengelemenin en pratik yolu ise hareket etmek. Uzun egzersizler yerine gün içinde yapılan tempolu yürüyüşler bile önemli fark yaratıyor.

Öte yandan yoğun bayram temposunda dinlenmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Yeterli uyku, hem sindirimi destekliyor hem de vücudun enerji dengesini koruyor.

Uzmanlara göre bayramda önemli olan, yasaklar koymak değil dengeyi sağlamak. Doğru beslenme alışkanlıklarıyla hem sofraların keyfi çıkarılabiliyor hem de sağlıklı bir bayram geçirmek mümkün oluyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-kilo-almamak-icin-bunu-yapin-uzmanlar-acikladi-4297.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-kilo-almamak-icin-bunu-yapin-uzmanlar-acikladi-4297.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-kilo-almamak-icin-bunu-yapin-uzmanlar-acikladi-4297_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-kilo-almamak-icin-bunu-yapin-uzmanlar-acikladi-4297.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bayramda-kilo-almamak-icin-bunu-yapin-uzmanlar-acikladi/8726/</link>
			<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 02:46:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sıcaklar tetikliyor: Hareketsizlik yüz binlerce kişiyi öldürebilir!]]></title>
			<description><![CDATA[Küresel ısınmanın insan sağlığı üzerindeki dolaylı etkilerine dair çarpıcı bir araştırma yayımlandı. Artan sıcaklıklar yalnızca doğrudan sağlık risklerini artırmakla kalmıyor; aynı zamanda fiziksel aktiviteyi azaltarak 2050 yılına kadar yüz binlerce ek ölüme zemin hazırlıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Araştırmaya göre, dünya genelinde küresel ısınmaya bağlı olarak artan sıcaklıklar, fiziksel aktiviteyi azaltarak 2050'ye kadar yüz binlerce ek ölüme neden olabilir.

156 ÜLKEDEN VERİLER ANALİZ EDİLDİ

Güney Amerika'da çeşitli üniversitelerden bilim insanları, yürüttükleri çalışma kapsamında, 2000-2022 döneminde 156 ülkeden elde edilen verileri analiz etti.

Küresel ısınmaya bağlı sıcaklık artışının fiziksel aktivite üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmacılar, ortalama sıcaklığın 27,8 derecenin üzerinde seyrettiği her ay, küresel fiziksel hareketsizlik oranının ortalama yüzde 1,44 arttığını saptadı.

Araştırmacılar, söz konusu etkilerin gelişmiş ülkelere kıyasla düşük ve orta gelirli ülkelerde daha fazla görüldüğüne dikkati çekti.

470 BİN İLA 700 BİN EK ÖLÜME YOL AÇABİLİR

Fiziksel olarak daha az aktif olunmasına neden olan aşırı sıcakların insan sağlığını olumsuz etkilediğini ve 2050 yılına kadar 470 bin ila 700 bin ek ölüme yol açabileceğini tespit eden araştırmacılar, bu durumun yıllık 2,4 ila 3,68 milyar dolarlık iş gücü verimliliği kaybına dönüşeceğini öngördü.

Araştırmacılar, çalışma sonucunda elde ettikleri bulguların dünya genelindeki sağlık ve ekonomi yükünü hafifletmek amacıyla emisyon azaltım hedeflerinin yanı sıra ısıya uyumlu şehir planlaması, sübvanse edilmiş iklim kontrollü egzersiz tesisleri ve hedef odaklı sıcaklık riski iletişimine öncelik verilmesinin önemine işaret ettiğini belirtti.

Araştırmanın sonuçları "The Lancet" dergisinde yayımlandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/sicaklar-tetikliyor-hareketsizlik-yuz-binlerce-kisiyi-oldurebilir-7330.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/sicaklar-tetikliyor-hareketsizlik-yuz-binlerce-kisiyi-oldurebilir-7330.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/sicaklar-tetikliyor-hareketsizlik-yuz-binlerce-kisiyi-oldurebilir-7330_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/sicaklar-tetikliyor-hareketsizlik-yuz-binlerce-kisiyi-oldurebilir-7330.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/sicaklar-tetikliyor-hareketsizlik-yuz-binlerce-kisiyi-oldurebilir/8642/</link>
			<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 08:54:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Fatih Altaylı'nın doktorundan açıklama]]></title>
			<description><![CDATA[Gazeteci Fatih Altaylı, sabah saatlerinde geçirdiği operasyonla iki ayrı beyin tümöründen aynı anda tedavi edildi. Beyin ve Hipofiz Cerrahı Türker Kılıç tarafından yapılan açıklamada, operasyonun sorunsuz tamamlandığı ve Altaylı’nın tedavi sonrası taburcu edildiği bildirildi. Daha önce bilinen 25 mm’lik meningiomaya ek olarak tespit edilen ikinci tümörün de aynı seansta başarıyla tedavi edilmesi, sürecin dikkat çeken detayları arasında yer aldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dün tarihçi İlber Ortaylı'nın cenazesine katılan Gazeteci Fatih Altaylı, bugün sabah saatlerinde ameliyata alındı.
Altaylı'nın planlı bir operasyon geçirdiği ve işlemin 2,5 saat sürdüğü belirtildi.

"BU SABAH AYNI SEANSTA TEDAVİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ"

Beyin ve Hipofiz Cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç, Gazeteci Fatih Altaylı'nın tedavi sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, "Hastamızın detaylı MR’larında varlığını bildiğimiz 25 mm’lik menengiomaya ilaveten yeni bir 15 mm civarında meningiomanın daha oluşmuş olduğu saptandı. Ve her iki tümöre yönelik bu sabah aynı seansta tedavi gerçekleştirildi" dedi.

"TEDAVİ SONRASI TABURCU EDİLDİ"

Fatih Altaylı'nın tedavi sürecine ilişkin Beyin ve Hipofiz Cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç tarafından yapılan açıklamada, "Hastamız Fatih Altaylı’nın daha önce varlığı bilinen, yaklaşık 25 mm civarında meningioma adını verdiğimiz iyi huylu bir urunun varlığı biliniyordu. Tümörün son yıllarda bir miktar büyümesi sebebiyle kendisine bugün için bir tedavi planlaması yapılmıştı. Bu sabah Gamma Knife Işın Cerrahisi Tedavisi’nin yapılabilmesi açısından çekilen detaylı MR’larında varlığını bildiğimiz 25 mm’lik menengiomaya ilaveten yeni bir 15 mm civarında meningiomanın daha oluşmuş olduğu saptandı. Ve her iki tümöre yönelik bu sabah aynı seansta tedavi gerçekleştirildi. Tedavi sorunsuz gerçekleşti. Herhangi bir problemle karşılaşılmadı. Kendisi tedavi sonrası taburcu edildi. Tedavi edilen her iki iyi tümör, önümüzdeki bir yıllık süre içerisinde küçülerek aktif olmayan hale gelecek" ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/fatih-altayli-nin-doktorundan-aciklama-7330.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/fatih-altayli-nin-doktorundan-aciklama-7330.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/fatih-altayli-nin-doktorundan-aciklama-7330_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/fatih-altayli-nin-doktorundan-aciklama-7330.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/fatih-altayli-nin-doktorundan-aciklama/8641/</link>
			<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 08:54:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından bayram için '2 dilim' uyarısı]]></title>
			<description><![CDATA[Ramazan Bayramı'na sayılı günler kaldı. Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Ezgi Ertal Akgöz, Ramazan Bayramı için beslenme tavsiyelerinde bulundu. Tatlı tüketirken günün tamamı düşünülerek ufak porsiyonlar tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Akgöz, '2 dilim' uyarısında bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ramazan Bayramı ile birlikte beslenme alışkanlıkları da eski haline dönüyor. Ancak bu değişim, kontrol altında tutulmadığı takdirde sindirim sorunlarına yol açabildiği gibi, özellikle diyabet hastaları için de sakıncalı olabiliyor. Ramazan Bayramı için tavsiyeler veren Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Ezgi Ertal Akgöz, dikkat edilmesi gereken noktalara değindi.

SİNDRİM PROBLEMLERİNİN ÖNÜNE GEÇMEK MÜMKÜN

İki öğün beslenmeden üç öğüne geçilmesiyle sindirim sorunları yaşanabileceğini belirten Akgöz, "Yoğun beslenme bizim için beraberinde belli sindirim problemlerini, kan şekeri dalgalanmalarını meydana getiriyor. O yüzden biz istiyoruz ki buradaki geçiş kademeli olsun. Öğünlerimizi önce hafif artışlarla sonrasında düzeni kuracak şekilde planlamayı tavsiye ediyoruz. Önce kahvaltı öğününü oturtmak önemli. Kahvaltı alışkanlığını sağladıktan sonra küçük ara öğünlerle desteklemek, 2 ya da 3 ara öğünü sağlamak ama burada öğünlerdeki porsiyon miktarlarını dengelemek çok kıymetli. Bu ara öğünler, ana öğünlerdeki porsiyonları azaltmada oldukça yardımcı olur" dedi.

LİFLİ FIDA VE SU TÜKETİMİNE DİKKAT

Lifli gıda tüketiminin ihmal edildiğini ve bu nedenle kabızlığın çok sık yaşandığını belirten Ezgi Ertal Akgöz, "O yüzden lifli yiyecekler, taze sebze meyveler, kuru baklagiller, tam tahıllı ürünler tüketmek çok önemli. Bir diğer önemli konu su tüketimi. Hem ramazanda hem ramazan sonrasında su tüketimini atlayabiliyoruz. Günde en az 2 litre su tüketerek bu tarz sindirim problemlerinin önüne geçilebilir" diye konuştu.

Sonraki öğünlerinde düşünülerek hafif bir kahvaltı yapılması gerektiğini vurgulayan Akgöz, "İlk günlerde çok fazla aşırıya kaçmadan, protein olarak bir yumurta ve peynir kahvaltıya dahil etmek, yanına lifi artırmak için taze sebzeleri eklemek, ekmek olarak 1-2 dilim tam tahıllı ekmeklerden tercih etmek oldukça doyurucu ve dengeli bir tabaktır. Eğer ki o ihtiyacı tam karşılayamadıysak sonrasındaki ara öğünlerimizde de bunu destekleyebileceğimizi bilmek lazım" dedi.

GÜNÜN TAMAMINI PLANLAYARAK BESLENMEK ÖNEMLİ

Bayramda tatlı tüketimini tamamen yasaklamak yerine kontrollü şekilde tüketilebileceğini belirten Akgöz, "Toplum olarak ikramı çok fazla geri çevirebilen bir toplum değiliz. Öğünlerde baştan planlı bir şekilde gitmekte fayda var. Örneğin bayram gününde hafif bir kahvaltıyla başlayın, çünkü günün ilerleyen zamanlarında daha farklı öğünler olacak, belki ziyaretlerde ikramlar, atıştırmalıklar olacak. O yüzden kahvaltıyı hafif tutmak sonrasında o yönetimi sağlamak adına da önemli. Tatlı tüketirken de porsiyonları küçük tutmak için iyi olacaktır. Günlük maksimum 1-2 dilim kadar baklava türü tatlı tüketilmeli. Maalesef bunun üzerine çıkılıyor. Sınırlama koymak, en azından sonraki ziyaretleri düşünerek tek bir dilim tercih etmek daha doğru olur" dedi.

FİZİKSEL AKTİVİTE GÜNLÜK RUTİN HALİNE GELMELİ

Beslenme kontrolü kadar egzersizin de önemine dikkat çeken Ezgi Ertal Akgöz, "Bu noktada hareket de çok önemli. Ramazanda da açlık süresi olduğu için hareketlerimize çok fazla dikkat edemiyoruz ve hareketsiz kalıyoruz. Hem bayram sürecinde hem sonraki süreçte hayatımıza mutlaka fiziksel aktivite eklemek, günlük yürüyüşler yapmak, bütün problemleri azaltmada yardımcı olacaktır" diyerek sözlerini noktaladı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/uzmanindan-bayram-icin-2-dilim-uyarisi-9010.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/uzmanindan-bayram-icin-2-dilim-uyarisi-9010.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/uzmanindan-bayram-icin-2-dilim-uyarisi-9010_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/uzmanindan-bayram-icin-2-dilim-uyarisi-9010.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/uzmanindan-bayram-icin-2-dilim-uyarisi/8563/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 22:40:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bayramda kilo almamak için bunu yapın! Uzmanlar açıkladı]]></title>
			<description><![CDATA[Ramazan boyunca değişen beslenme düzeninin ardından gelen bayram sofraları, pek çok kişi için hem keyifli hem de zorlayıcı olabiliyor. Uzun süreli açlık sonrası bir anda artan porsiyonlar; hazımsızlık, şişkinlik ve ani kan şekeri dalgalanmalarına yol açabiliyor. Bu nedenle uzmanlar, bayramda hem lezzetin tadını çıkarıp hem de sağlığı korumanın mümkün olduğunu vurguluyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzm. Diyetisyen Deniz Pirçek, bayram sürecini daha dengeli geçirmek isteyenler için önemli uyarılarda bulunuyor. Pirçek’e göre küçük ama etkili alışkanlıklar, bayram boyunca sindirim sistemini rahatlatırken enerji seviyesini de koruyor.

MİDEYİ YORMAYAN BESLENME ŞART

Uzmanlara göre en sık yapılan hata, uzun açlık sonrası bir anda fazla yemek tüketmek. Bunun yerine gün içine yayılan küçük porsiyonlar tercih edilmeli. Bu yaklaşım, hem mideyi yormuyor hem de gün boyu daha dengeli bir enerji sağlıyor.

Yemeklerin yavaş tüketilmesi ve iyi çiğnenmesi de en az porsiyon kadar önemli. Hızlı yemek, gaz ve şişkinlik gibi sorunlara davetiye çıkarırken; yavaş yemek tokluk hissini artırıyor.

GÜNE DOĞRU BAŞLAMAK FARK YARATIYOR

Bayram sabahlarında kahvaltıyı atlamak yerine, proteinden zengin bir öğünle güne başlamak öneriliyor. Yumurta, yoğurt ve sebze içeren seçenekler hem uzun süre tok kalmayı sağlıyor hem de gün içinde tatlı tüketme isteğini azaltıyor.

Öğün düzeninin korunması da bir diğer kritik nokta. Öğün atlamak, kan şekerinde ani düşüşlere ve ardından kontrolsüz yeme ataklarına neden olabiliyor.

SU TÜKETİMİ VE TATLI DENGESİNE DİKKAT

Ramazan boyunca azalan su tüketiminin bayramda mutlaka artırılması gerekiyor. Günlük 2–2,5 litre su içmek, sindirimi desteklerken metabolizmanın da daha sağlıklı çalışmasına yardımcı oluyor. Ayran, şekersiz komposto ve bitki çayları da sıvı desteği sağlayan alternatifler arasında yer alıyor.

Tatlı tüketiminde ise ölçü en önemli kural. Uzmanlar, küçük porsiyonların tercih edilmesini ve tatlıların lifli besinlerle birlikte tüketilmesini öneriyor. Bu sayede hem tatlı isteği bastırılıyor hem de kan şekeri dengede tutuluyor.

HAREKET VE DİNLENME DENGESİ

Bayramda artan kalori alımını dengelemenin en pratik yolu ise hareket etmek. Uzun egzersizler yerine gün içinde yapılan tempolu yürüyüşler bile önemli fark yaratıyor.

Öte yandan yoğun bayram temposunda dinlenmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Yeterli uyku, hem sindirimi destekliyor hem de vücudun enerji dengesini koruyor.

Uzmanlara göre bayramda önemli olan, yasaklar koymak değil dengeyi sağlamak. Doğru beslenme alışkanlıklarıyla hem sofraların keyfi çıkarılabiliyor hem de sağlıklı bir bayram geçirmek mümkün oluyor.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-kilo-almamak-icin-bunu-yapin-uzmanlar-acikladi-8755.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-kilo-almamak-icin-bunu-yapin-uzmanlar-acikladi-8755.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-kilo-almamak-icin-bunu-yapin-uzmanlar-acikladi-8755_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-kilo-almamak-icin-bunu-yapin-uzmanlar-acikladi-8755.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bayramda-kilo-almamak-icin-bunu-yapin-uzmanlar-acikladi/8519/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 15:50:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Neredeyse her evde var ama riskli! Gençlerde kaygıyı artıran içecekler]]></title>
			<description><![CDATA[Şekerli içeceklerin sadece fiziksel sağlığı değil, ruh halini de etkileyebileceği giderek daha fazla araştırmayla ortaya konuyor. Klinik Psikolog Aybige Üstüner, özellikle ergenlik döneminde tüketilen yüksek şekerli içeceklerin psikolojik iyi oluş üzerinde düşündüğümüzden daha güçlü etkiler yaratabileceğine dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Klinik Psikolog Aybige Üstüner’in aktardığına göre, İngiltere merkezli ve farklı üniversitelerin ortak katkısıyla yürütülen geniş kapsamlı bir araştırma, 2000-2025 yılları arasında yayımlanan bilimsel çalışmaları inceleyerek şekerli içecek tüketimi ile gençlerde kaygı düzeyi arasındaki ilişkiyi değerlendirdi. Çalışmada; gazlı içecekler, enerji içecekleri, aromalı sular ile şeker ilaveli çay ve kahve gibi ürünler ele alındı.

Araştırma sonuçları dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. İncelenen dokuz çalışmanın yedisinde, şekerli içecek tüketimi ile kaygı bozukluğu arasında anlamlı bir ilişki saptandı. Yapılan meta-analiz ise yüksek miktarda şekerli içecek tüketen gençlerde kaygı görülme ihtimalinin yüzde 34 daha fazla olduğunu ortaya koydu.

ERGENLİKTE BESLENME DAHA DA KRİTİK

Uzmanlara göre ergenlik dönemi, hem bedensel hem de zihinsel gelişimin yoğun şekilde devam ettiği hassas bir süreç. Bu dönemde kazanılan beslenme alışkanlıkları, ilerleyen yaşlarda ruh sağlığını da doğrudan etkileyebiliyor.

Üstüner, özellikle besin değeri düşük ve şeker oranı yüksek içeceklerin sık tüketilmesinin yalnızca kilo ve metabolizma üzerinde değil, psikolojik denge üzerinde de risk oluşturabileceğini vurguluyor. Beyin gelişiminin devam ettiği bu süreçte, doğru beslenmenin önemi daha da artıyor.

ŞEKER DALGALANMASI RUH HALİNİ ETKİLİYOR

Şekerli içeceklerin kısa süreli enerji verdiği bilinse de, ardından gelen hızlı düşüşler ruh hali üzerinde olumsuz etkiler yaratabiliyor. Kan şekerindeki bu ani dalgalanmalar; yorgunluk, huzursuzluk ve gerginlik hissini artırabiliyor.

Uzmanlara göre özellikle ergenler gibi hassas gruplarda bu durum, kaygı belirtilerinin daha belirgin hale gelmesine neden olabiliyor.

AİLE VE OKUL ORTAMI BELİRLEYİCİ

Gençlerin beslenme alışkanlıklarının oluşmasında aile ve okul çevresi büyük rol oynuyor. Sağlıklı seçimlerin erken yaşta teşvik edilmesi, hem fiziksel hem de ruhsal sağlık açısından koruyucu bir etki sağlıyor.

Uzmanlar, günlük hayatta su tüketiminin artırılması, doğal içeceklerin tercih edilmesi ve enerji içecekleri gibi yüksek şeker içeren ürünlerin sınırlandırılması gerektiğini vurguluyor.

Tüm bu bulgular, basit gibi görünen içecek tercihlerinin bile gençlerin ruh sağlığı üzerinde uzun vadeli etkiler yaratabileceğini gösteriyor.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/neredeyse-her-evde-var-ama-riskli-genclerde-kaygiyi-artiran-icecekler-8755.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/neredeyse-her-evde-var-ama-riskli-genclerde-kaygiyi-artiran-icecekler-8755.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/neredeyse-her-evde-var-ama-riskli-genclerde-kaygiyi-artiran-icecekler-8755_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/neredeyse-her-evde-var-ama-riskli-genclerde-kaygiyi-artiran-icecekler-8755.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/neredeyse-her-evde-var-ama-riskli-genclerde-kaygiyi-artiran-icecekler/8518/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 15:50:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bakan Memişoğlu: Türkiye son 10 ayda 513 ton hafifledi! 210 bin kişi yararlandı]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Ardahan ziyareti kapsamında yaptığı açıklamada “İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa” kampanyasının dikkat çeken sonuçlarını paylaştı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bakan Memişoğlu’nun verdiği bilgilere göre, ücretsiz olarak sunulan bu hizmetten yararlanan 210 bin kişi, 10 aylık süreçte toplam 513 bin kilo verdi.

Bu rakamın yaklaşık 513 tonluk bir ağırlığa karşılık geldiği ifade edilirken, kampanyanın toplum sağlığı üzerindeki olumlu etkisine dikkat çekildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bakan-memisoglu-turkiye-son-10-ayda-513-ton-hafifledi-210-bin-kisi-yararlandi-8755.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bakan-memisoglu-turkiye-son-10-ayda-513-ton-hafifledi-210-bin-kisi-yararlandi-8755.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bakan-memisoglu-turkiye-son-10-ayda-513-ton-hafifledi-210-bin-kisi-yararlandi-8755_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bakan-memisoglu-turkiye-son-10-ayda-513-ton-hafifledi-210-bin-kisi-yararlandi-8755.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bakan-memisoglu-turkiye-son-10-ayda-513-ton-hafifledi-210-bin-kisi-yararlandi/8517/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 15:50:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sakız çiğnemek de dahil: Aşırı gazın nedenleri açıklandı!]]></title>
			<description><![CDATA[Uzmanlara göre, günlük hayatta farkında olmadan yapılan bazı alışkanlıklar aşırı gaz oluşumuna neden olabiliyor. Bunlardan biri de oldukça yaygın bir davranış olan sakız çiğnemek.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[NHS verilerine göre, gaz çıkarmak sindirimin doğal bir parçası ve kişiden kişiye değişmekle birlikte günde yaklaşık 7 ila 24 kez arasında olması normal kabul ediliyor.

Yemek yerken, su içerken ya da tükürük yutarken sindirim sistemine bir miktar hava da giriyor. Bu hava zamanla birikerek ya geğirme ya da gaz çıkarma yoluyla vücuttan atılıyor.

'SAĞLIKLI BİR İŞARET OLABİLİR'

Caitlin Welsh, düzenli gaz çıkarmanın çoğu zaman sağlıklı bir sindirim sisteminin göstergesi olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre bu durum, bağırsakların ve mikrobiyotanın düzgün çalıştığını işaret edebilir.

SAKIZ VE HIZLI YEMEK GİZLİ SEBEP

Folasade P May, aşırı gazın en yaygın nedenlerinden birinin farkında olmadan fazla hava yutmak olduğunu vurguluyor. Buna neden olabilecek başlıca alışkanlıklar ise:

Sık sakız çiğnemek

Gazlı içecek tüketmek

Çok hızlı yemek yemek

Bu davranışlar, sindirim sistemine daha fazla hava girmesine yol açarak gaz oluşumunu artırıyor.

STRES DE ETKİLİYOR

UCLA Tıp Fakültesi’nde görev yapan Dr. May, stres ve kaygının da sindirim sistemini etkilediğini belirtiyor. Özellikle hassas bağırsak yapısına sahip kişilerde stres, gaz sorununu daha belirgin hale getirebiliyor.

BAZI YİYECEKLER GAZI ARTIRIYOR

Ed Giles ise 'FODMAP' olarak bilinen bazı besinlerin bağırsaktaki bakterileri besleyerek gaz üretimini artırdığını söylüyor.

Gaz yapma potansiyeli yüksek besinler arasında şunlar yer alıyor:

Fasulye ve mercimek

Soğan ve sarımsak

Brokoli ve lahana

Tam tahıllar

Bazı meyveler

Ayrıca laktoz intoleransı olan kişilerde süt ürünleri de gaz oluşumunu artırabiliyor.

NE ZAMAN DOKTORA GİDİLMELİ?

Uzmanlara göre çoğu durumda gaz çıkarmak normal ve zararsız. Ancak:

Ani artış

Şiddetli ağrı

Kilo kaybı

İshal

Dışkıda kan

gibi belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulması gerekiyor.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/sakiz-cignemek-de-dahil-asiri-gazin-nedenleri-aciklandi-1309.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/sakiz-cignemek-de-dahil-asiri-gazin-nedenleri-aciklandi-1309.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/sakiz-cignemek-de-dahil-asiri-gazin-nedenleri-aciklandi-1309_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/sakiz-cignemek-de-dahil-asiri-gazin-nedenleri-aciklandi-1309.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/sakiz-cignemek-de-dahil-asiri-gazin-nedenleri-aciklandi/8404/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 15:00:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Reflü sandı kanser çıktı! Bu belirtiyi herkes karıştırıyor...]]></title>
			<description><![CDATA[60 yaşındaki Ekrem Sevinç’in yemek yerken yaşadığı takılma hissi, zamanla ciddi bir sağlık sorununa dönüştü. Yapılan kontrollerde yemek borusu kanseri teşhisi konulan Sevinç’in kalbe yakın bölgede bulunan tümörü, ileri düzey cerrahi operasyonla başarıyla alındı. Zorlu sürecin ardından sağlığına kavuşan Sevinç, “Artık rahatça yemek yiyebiliyorum, kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum” ifadelerini kullandı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi, toplumda genellikle mide sorunlarıyla karıştırılsa da bazen hayati bir tehlikenin habercisi olabiliyor. Bunun en somut örneğini yaşayan Ekrem Sevinç, yapılan endoskopi sonrası yemek borusu ve midenin bir bölümünde kitle tespit edildi. Yaklaşık dört ay süren zorlu sürecin ardından Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cemalettin Aydın’ın gerçekleştirdiği kritik ameliyatla sağlığına kavuştu.

"YUTKUNMAK BİLE ZORLAŞMIŞTI"

Yaklaşık dört ay önce yutma güçlüğü yaşamaya başladığını belirten Ekrem Sevinç, süreci şu sözlerle anlattı: "Yemek yerken ve yutkunurken zorlanıyordum. Endoskopi yapıldı ve yemek borusu ile midenin bir kısmında kitle olduğu ortaya çıktı. Farklı merkezleri araştırdım, bazı yerlerde tedavi sürecine başladım ancak içim rahat etmedi. Daha sonra Cemalettin hocamızla tanıştık. Bize gösterdiği ilgi ve güven sayesinde ameliyatı burada olmaya karar verdik. Ameliyat öncesi ve sonrasında verdiği moral sayesinde çok kısa sürede toparlandım. Bir hafta içinde ayağa kalktım. Bizim için zor bir süreçti ama her gün yakından ilgilendiler. Şimdi rahatça yemek yiyebiliyorum ve nefes alabiliyorum. Kendimi yeniden hayata dönmüş gibi hissediyorum”

YEMEK BORUSU KANSERLERİNDE ERKEN TANI HAYATİ

Yemek borusunun boyun, göğüs ve karın boşluğunda yer alması nedeniyle cerrahi açıdan özel bir konumda bulunduğunu belirten Prof. Aydın, “Yemek borusu tümörleri iyi huylu ve kötü huylu olarak iki ana grupta inceleniyor ve kötü huylu tümörler daha sık görülüyor. Adenokarsinomlar genellikle yemek borusunun alt kısmında görülür ve reflü hastalığı ile obeziteyle ilişkilidir. Daha çok Batı ülkelerinde yaygındır. Skuamöz hücreli kanserler ise sigara ve alkolle ilişkilidir, genellikle orta ve üst yemek borusunda yerleşir. Tüm kanserlerde olduğu gibi erken tanı tedavi başarısı açısından oldukça önem sarf ediyor. Erken evrede minimal invaziv yöntemleri tercih edebiliyoruz” dedi.

KALBE YAKIN TÜMÖRE ÖZEL CERRAHİ PLANLAMA

Hastada midenin kas tabakasından kaynaklanan ve kalbe yakın komşuluğu bulunan büyük bir tümör tespit edildiğini ifade eden Prof. Aydın, “Tedavi sürecini hastamızla birlikte planladık. Hastamıza Ivor-Lewis operasyonu dediğimiz parsiyel özofajektomi uyguladık. Mideyi Laparoskopik olarak tüp haline getirerek yemek borusuyla yeniden birleştirdik. Tümörün konumu nedeniyle ameliyatın bir bölümünü açık yöntemle gerçekleştirdik. Operasyon sonrası süreç sorunsuz geçti ve hastamızı sağlıklı şekilde taburcu ettik” diye konuştu.

YUTMA GÜÇLÜĞÜNÜZ VARSA GECİKMEYİN

Yemek yerken takılma hissi, yutma güçlüğü, kilo kaybı ve göğüs arkasında ağrı gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Aydın, "Bu şikayetler basit bir mide sorunu gibi düşünülmemeli. Erken başvuru hayat kurtarır” uyarısında bulundu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/reflu-sandi-kanser-cikti-bu-belirtiyi-herkes-karistiriyor-1309.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/reflu-sandi-kanser-cikti-bu-belirtiyi-herkes-karistiriyor-1309.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/reflu-sandi-kanser-cikti-bu-belirtiyi-herkes-karistiriyor-1309_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/reflu-sandi-kanser-cikti-bu-belirtiyi-herkes-karistiriyor-1309.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/reflu-sandi-kanser-cikti-bu-belirtiyi-herkes-karistiriyor/8403/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 15:00:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Prof. Dr. Özlü'den 'geçmeyen öksürük' uyarısı! Ciddi hastalıkların belirtisiymiş]]></title>
			<description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, özellikle solunum yolu enfeksiyonu geçirmiş hastalarda geçmeyen öksürüğe ilişkin, “Bu öksürük, normal öksürük şurup ve haplarıyla geçmiyor. Balla ve bitki çaylarıyla iyileşmeyen inatçı bir öksürük. Çok rahatsız edici ve günlük yaşam kalitesini bozan bir öksürüktür. 3 ya da 8 haftayı geçiyorsa mutlaka araştırılması gerekir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, grip ile başlayıp ardından uzun süren ve geçmeyen öksürüğe ilişkin uyarılarda bulundu. İnatçı öksürüğün bilinen öksürük tedavi yöntemleri ile geçmediğini ifade eden Prof. Dr. Özlü, mutlaka göğüs hastalıkları uzmanına danışılması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Tevfik Özlü, “Mevsim itibarıyla kış bitiyor, bahar aylarına giriyoruz. Bu dönemde en çok rastladığımız hasta popülasyonu, öksürükle gelen hastalar. Daha çok grip, soğuk algınlığı gibi bir enfeksiyon geçirip sonrasında ağrılar, kırgınlık, halsizlik, üşüme, titreme, nefes darlığı gibi bulgular tamamen düzelebiliyor ama kalıcı bir öksürük olur. Krizler şeklinde gece ve gündüz gelen, uyutmayan öksürükler olur. Bazen balgam olur ama genelde kuru öksürük şeklinde olur. Bu hastaların birçoğunda geniz akıntısı ve bazen de hapşırma olabiliyor” ifadelerini kullandı.

‘HERKESİN HAVA YOLU EŞİK DEĞERİ AYNI DEĞİL’

Prof. Dr. Özlü, hava yolundaki aşırı duyarlılığın öksürüğe neden olduğunu ifade ederek, “Bu tür öksürüklerin sebebi daha çok enfeksiyonunun tetiklediği alerjik bir zeminde ortaya çıkan vakalar olduğunu görüyoruz. Bazılarında önceden astım ya da alerjik nezle teşhisi var. Enfeksiyon bunu tetiklemiş oluyor ve bir alevlenme şeklinde geliyor.

Bazılarında da önceden böyle bir teşhis de yok. İlk defa böyle bir tabloyla gelenler de var. Bazıları da ‘Enfeksiyonlardan sonra da uzayan öksürüklerim oluyordu’ şeklinde bir öykü anlatabiliyor.

Bazı kişilerde aşırı duyarlılık dediğimiz, hava yollarımızda aşırı tepkisellik olabiliyor. Bu genelde doğuştan gelen bir özellik, herkesin hava yolu eşik değeri aynı değil. Bazı kişiler enfeksiyonlar, gazlar, kokular, tozlar, küf mantarları gibi farklı alerjenlere aşırı tepki verebiliyorlar. Bazıları ise daha sınırlı tepki verebiliyor. Hava yolu aşırı duyarlılığı öksürüğe neden olabiliyor” diye konuştu.

‘ÖKSÜRÜK 8 HAFTAYI GEÇİYORSA ARAŞTIRILMALI’

Uzayan öksürüklerin ciddiye alınması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tevfik Özlü, şöyle konuştu:

“Bu öksürük, normal öksürük şurup ve haplarıyla geçmiyor. Balla ve bitki çaylarıyla iyileşmeyen inatçı bir öksürük. Çok rahatsız edici ve günlük yaşam kalitesini bozan bir öksürük. Mutlaka değerlendirilip, zeminde kronik bir hastalık var mı diye bakılmalı. Bazen farklı bir patoloji ve öksürük karışabiliyor.

Baktığımız zaman kalp yetmezliği vakaları da öksürükle gelebiliyor. Akciğer kanseri de öksürükle teşhisi koyabiliyoruz. Çok da geçiştirmemek gerekir. Uzayan öksürükleri ciddiye almak lazım. Normalde solunum yolu enfeksiyonları sonrasında 3-5 gün öksürük hepimizde devam eder ve sonrasında geçer.

Bu çok sorun değil ama uzuyor 3 ya da 8 haftayı geçiyorsa mutlaka araştırılması gerekir. Sebebini bulmak ve iyi tedavi edilmek gerekir. Hakikaten ciddi sorunlar çıkabiliyor.”

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-5964.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-5964.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-5964_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-5964.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis/8359/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 03:39:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Antalya'da üç damarı tıkalı hasta baypasla sağlığına kavuştu]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'da doktor oğlunun eski hocalarına emanet ettiği Ali Korkmaz, üç damarında tıkanıklık tespit edilmesinin ardından yapılan koroner baypas ameliyatıyla sağlığına kavuştu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Evinde rahatsızlanmasının ardından hastaneye kaldırılan Ali Korkmaz'ın yapılan tetkiklerinde kalbinin üç damarının büyük ölçüde tıkalı olduğu tespit edildi.

Durumun değerlendirilmesinin ardından hasta, ortopedi uzmanı olan oğlu Dr. Burak Korkmaz'ın tavsiyesiyle Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Burada yapılan anjiyonun ardından üçlü koroner baypas ameliyatı kararı alındı.

Operasyonda, hastanın bacak damarını çıkarmak için yaklaşık 1 liralık madeni para büyüklüğünde bir kesiden minimal girişimle damar alındı.

Başarılı geçen ameliyatın ardından hızla iyileşen Korkmaz taburcu edildi.

Babasını ihtisas yaptığı hekimlere emanet etti

Prof. Dr. Ali Ümit Yener, hastaya bacak damarından baypas yaptıklarını söyledi.

Bacak damarının çıkarılması için normalde yaklaşık 50-55 santimetrelik bir alanın kullanıldığını belirten Yener, bu hastada ise işlemin daha küçük bir açıklıktan gerçekleştirildiğini ifade etti.

Yener, ameliyatın kendileri için yalnızca tıbbi değil, duygusal yönü de olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

"Bu hastamızda, 1 liralık madeni para büyüklüğünde bir açıklıktan çıkarılan bacak damarını kullanarak baypas yaptık. Hastamızın oğlu Burak Korkmaz da hastanemizde ihtisas yapmış bir ortopedi uzmanı. Yıllar sonra farklı kurumlarda görev yaptıktan sonra babasını eğitim aldığı hastanedeki hekimlere emanet etmesi bizim için ayrıca anlamlı oldu."

"Hayat devam ediyor"

Korkmaz da ameliyatın başarılı geçtiğini ve kendisini iyi hissettiğini söyledi.

Operasyonu gerçekleştiren sağlık çalışanlarına teşekkür eden Korkmaz, "Şimdi çok iyiyim. Hayat devam ediyor. Bir süre hareket edememek dışında herhangi bir sıkıntım yok. Onun dışında her şey normale döndü. Açık söylemek gerekirse şu an ikinci baharımı yaşadığımı düşünüyorum. Yaşamın devam etmesi biraz da mucize gibi." ifadelerini kullandı.Burak Korkmaz ise daha önce görev yaptığı hastanedeki hekimlere güvendiğini belirterek, bu nedenle babasının tedavisi için aynı hastaneyi tercih ettiklerini dile getirdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/antalya-da-uc-damari-tikali-hasta-baypasla-sagligina-kavustu-5964.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/antalya-da-uc-damari-tikali-hasta-baypasla-sagligina-kavustu-5964.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/antalya-da-uc-damari-tikali-hasta-baypasla-sagligina-kavustu-5964_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/antalya-da-uc-damari-tikali-hasta-baypasla-sagligina-kavustu-5964.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/antalya-da-uc-damari-tikali-hasta-baypasla-sagligina-kavustu/8358/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 03:39:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Öfkenin gerçek nedeni ortaya çıktı! 'Buzdağı' benzetmesi dikkat çekti]]></title>
			<description><![CDATA[Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Şeçkin, öfke duygusu ile ilgili yaptığı değerlendirmede, önemli olanın öfkelenmemek değil, bu duyguyu sağlıklı bir şekilde ifade edebilmek olduğunu söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Seçkin, öfkenin aslında fizyolojik olarak vücuttaki adrenalin artışıyla ortaya çıkan bir duygu olduğunu aktardı.

"O AN BUZDAĞININ GÖRÜNEN BİR KISMI VAR"

Uzm. Klinik Psikolog Seçkin, "Biz genelde öfkeyi çok korkunç, kaçınılması gereken bir duygu olarak tanımlıyoruz. Ama aslında öfke diğer duygular gibi sağlıklı bir duygu. Sadece onu ifade etme biçimi yıkıcı ve sağlıksız yapıyor. Çünkü öfkede fizyolojik olarak dediğim gibi adrenalin düzeyinde bir artış oluyor ve beynin amigdala bölgesinde bir uyarı meydana geliyor. Bu da aslında bir savunma duygusu olarak öfkeyi ortaya çıkarıyor. Öfkenin ifade edilme biçiminin sağlıksız olduğunu söyledik. Neden sağlıksız? Çünkü o an buzdağının görünen bir kısmı var. Görünen kısmı öfkeyi yıkıcı yapıyor. Ama biz genelde görünmeyen kısmıyla ilgilenmiyoruz. Görünmeyen kısmı nedir? Öfkenin altında bastırılmış duygular olabilir. Kişi öfkeyi bu şekilde ifade etmeyi öğrenmiş olabilir. Yetersizlik duygusu olabilir veya otorite ve güç duygusu ön planda olabilir. Liderlik duygusu olabilir. Bunların hepsi ya da çok fazla duyguları bastırmak bunu da çok görüyoruz öfkeye sebep olabiliyor. Kültürel olarak da erkeklerde daha fazla görülüyor. Bu da biraz testosteronla alakalı aslında. Onlarda daha yoğun olduğu için testosterondaki dalgalanmalar bu öfkeye daha çok sebep olabiliyor. Tabii kültürel etkenler de var. Erkeğin gücünün baskın olması ve bu şekilde yetiştirilmesi de öfkeyi daha yüksek dozda yaşamalarına sebep olabiliyor" dedi.

"HİÇBİR ŞEY BİR NEFES BEKLEMEYECEK KADAR ACİL DEĞİL"

Öfkeyle nasıl başa çıkılabileceğini anlatan Seçkin, şu ifadeleri kullandı: "Öncelikle öfke anında şunu fark etmek gerekiyor, şu an benim öfkelenmem bu sorunu kökünden çözecek mi, ortadan kaldıracak mı? Bunu fark etmeden önce şunu demek gerekiyor, hiçbir şey bir nefes bekleyemeyecek kadar acil değil. Derin bir nefes alıyoruz, 4 saniyede burundan. Burada 4-7-8 tekniği etkilidir. 4 saniye burundan alıp 7 saniye nefesi tutuyoruz. 8 saniyede yavaş yavaş ağızdan veriyoruz. Bu biraz daha sinir sistemini uyardığı için o sürede öfkenin yavaşlamasına ve azalmasına sebep olacaktır. Ondan sonrasında tekrardan az önce söylediğim soruyu soruyoruz. Öfkelenmem bu sorunu çözecek mi? Genelde cevap hayırdır. Ama orada farkındalık önemli. Yani fark ettiğiniz zaman öfkeyi ve altta yatan duyguyu ben neye öfkelendim, aslında altta yatan duygu ne, ne öfkeye sebep oldu bunu fark ettiğiniz zaman öfkeyi yönetme konusunda kişi kendisine kolaylık sağlamış oluyor."

"ÖFKE SAĞLIKLI BİR DUYGU AMA ONU İFADE BİÇİMİ YIKICI YAPIYOR"

Ramazan ayında kişilerin sigara eksikliğinden dolayı daha gergin olabileceğini dile getiren Seçkin, sözlerine şöyle devam etti: "Özellikle sigara bir bağımlılık kategorisinde değerlendirdiğimiz bir durum. Bağımlılıktan kaynaklı olarak uzun süre sigaraya bir eksiklik söz konusu oluyor. Yani o maruziyetten bir anda bırakma ve yoksunluk birlikte devreye girebiliyor. O yüzden de öfkede artış olabiliyor. Tabii uzun süreli açlıklar da vücuttaki değişimler nedeniyle hem sinir sistemini etkilediği için fiziksel değişimler ister istemez öfkeyi artırabiliyor. Burada önemli olan öfkeyi azaltabilmek için neler yapmak. Öfkelenmemek diye bir şey yok. Öfke kaçınılmaz ama ben öfkeyi nasıl kontrol altına alabilirim ona bakmamız gerekiyor. Dediğim gibi öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade etme biçimi yıkıcı yapıyor. O yüzden nefes egzersizleri, özellikle akşamları oruç açıldıktan sonra kısa süreli yürüyüşler, evde yapılabilecek nefes egzersizleri, kişiyi medite edecek ve rahatlatabilecek egzersizler olabilir. Burada önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi yönetebilmektir çözüm. Öfke aslında sağlıklı bir duygu. Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ofkenin-gercek-nedeni-ortaya-cikti-buzdagi-benzetmesi-dikkat-cekti-5964.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ofkenin-gercek-nedeni-ortaya-cikti-buzdagi-benzetmesi-dikkat-cekti-5964.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ofkenin-gercek-nedeni-ortaya-cikti-buzdagi-benzetmesi-dikkat-cekti-5964_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ofkenin-gercek-nedeni-ortaya-cikti-buzdagi-benzetmesi-dikkat-cekti-5964.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/ofkenin-gercek-nedeni-ortaya-cikti-buzdagi-benzetmesi-dikkat-cekti/8357/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 03:39:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Prof. Dr. Özlü'den 'geçmeyen öksürük' uyarısı! Ciddi hastalıkların belirtisiymiş]]></title>
			<description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, özellikle solunum yolu enfeksiyonu geçirmiş hastalarda geçmeyen öksürüğe ilişkin, “Bu öksürük, normal öksürük şurup ve haplarıyla geçmiyor. Balla ve bitki çaylarıyla iyileşmeyen inatçı bir öksürük. Çok rahatsız edici ve günlük yaşam kalitesini bozan bir öksürüktür. 3 ya da 8 haftayı geçiyorsa mutlaka araştırılması gerekir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, grip ile başlayıp ardından uzun süren ve geçmeyen öksürüğe ilişkin uyarılarda bulundu. İnatçı öksürüğün bilinen öksürük tedavi yöntemleri ile geçmediğini ifade eden Prof. Dr. Özlü, mutlaka göğüs hastalıkları uzmanına danışılması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Tevfik Özlü, “Mevsim itibarıyla kış bitiyor, bahar aylarına giriyoruz. Bu dönemde en çok rastladığımız hasta popülasyonu, öksürükle gelen hastalar. Daha çok grip, soğuk algınlığı gibi bir enfeksiyon geçirip sonrasında ağrılar, kırgınlık, halsizlik, üşüme, titreme, nefes darlığı gibi bulgular tamamen düzelebiliyor ama kalıcı bir öksürük olur. Krizler şeklinde gece ve gündüz gelen, uyutmayan öksürükler olur. Bazen balgam olur ama genelde kuru öksürük şeklinde olur. Bu hastaların birçoğunda geniz akıntısı ve bazen de hapşırma olabiliyor” ifadelerini kullandı.

‘HERKESİN HAVA YOLU EŞİK DEĞERİ AYNI DEĞİL’

Prof. Dr. Özlü, hava yolundaki aşırı duyarlılığın öksürüğe neden olduğunu ifade ederek, “Bu tür öksürüklerin sebebi daha çok enfeksiyonunun tetiklediği alerjik bir zeminde ortaya çıkan vakalar olduğunu görüyoruz. Bazılarında önceden astım ya da alerjik nezle teşhisi var. Enfeksiyon bunu tetiklemiş oluyor ve bir alevlenme şeklinde geliyor.

Bazılarında da önceden böyle bir teşhis de yok. İlk defa böyle bir tabloyla gelenler de var. Bazıları da ‘Enfeksiyonlardan sonra da uzayan öksürüklerim oluyordu’ şeklinde bir öykü anlatabiliyor.

Bazı kişilerde aşırı duyarlılık dediğimiz, hava yollarımızda aşırı tepkisellik olabiliyor. Bu genelde doğuştan gelen bir özellik, herkesin hava yolu eşik değeri aynı değil. Bazı kişiler enfeksiyonlar, gazlar, kokular, tozlar, küf mantarları gibi farklı alerjenlere aşırı tepki verebiliyorlar. Bazıları ise daha sınırlı tepki verebiliyor. Hava yolu aşırı duyarlılığı öksürüğe neden olabiliyor” diye konuştu.

‘ÖKSÜRÜK 8 HAFTAYI GEÇİYORSA ARAŞTIRILMALI’

Uzayan öksürüklerin ciddiye alınması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tevfik Özlü, şöyle konuştu:

“Bu öksürük, normal öksürük şurup ve haplarıyla geçmiyor. Balla ve bitki çaylarıyla iyileşmeyen inatçı bir öksürük. Çok rahatsız edici ve günlük yaşam kalitesini bozan bir öksürük. Mutlaka değerlendirilip, zeminde kronik bir hastalık var mı diye bakılmalı. Bazen farklı bir patoloji ve öksürük karışabiliyor.

Baktığımız zaman kalp yetmezliği vakaları da öksürükle gelebiliyor. Akciğer kanseri de öksürükle teşhisi koyabiliyoruz. Çok da geçiştirmemek gerekir. Uzayan öksürükleri ciddiye almak lazım. Normalde solunum yolu enfeksiyonları sonrasında 3-5 gün öksürük hepimizde devam eder ve sonrasında geçer.

Bu çok sorun değil ama uzuyor 3 ya da 8 haftayı geçiyorsa mutlaka araştırılması gerekir. Sebebini bulmak ve iyi tedavi edilmek gerekir. Hakikaten ciddi sorunlar çıkabiliyor.”

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-3701.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-3701.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-3701_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-3701.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis/8356/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 03:39:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Antalya'da üç damarı tıkalı hasta baypasla sağlığına kavuştu]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'da doktor oğlunun eski hocalarına emanet ettiği Ali Korkmaz, üç damarında tıkanıklık tespit edilmesinin ardından yapılan koroner baypas ameliyatıyla sağlığına kavuştu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Evinde rahatsızlanmasının ardından hastaneye kaldırılan Ali Korkmaz'ın yapılan tetkiklerinde kalbinin üç damarının büyük ölçüde tıkalı olduğu tespit edildi.

Durumun değerlendirilmesinin ardından hasta, ortopedi uzmanı olan oğlu Dr. Burak Korkmaz'ın tavsiyesiyle Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Burada yapılan anjiyonun ardından üçlü koroner baypas ameliyatı kararı alındı.

Operasyonda, hastanın bacak damarını çıkarmak için yaklaşık 1 liralık madeni para büyüklüğünde bir kesiden minimal girişimle damar alındı.

Başarılı geçen ameliyatın ardından hızla iyileşen Korkmaz taburcu edildi.

Babasını ihtisas yaptığı hekimlere emanet etti

Prof. Dr. Ali Ümit Yener, hastaya bacak damarından baypas yaptıklarını söyledi.

Bacak damarının çıkarılması için normalde yaklaşık 50-55 santimetrelik bir alanın kullanıldığını belirten Yener, bu hastada ise işlemin daha küçük bir açıklıktan gerçekleştirildiğini ifade etti.

Yener, ameliyatın kendileri için yalnızca tıbbi değil, duygusal yönü de olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

"Bu hastamızda, 1 liralık madeni para büyüklüğünde bir açıklıktan çıkarılan bacak damarını kullanarak baypas yaptık. Hastamızın oğlu Burak Korkmaz da hastanemizde ihtisas yapmış bir ortopedi uzmanı. Yıllar sonra farklı kurumlarda görev yaptıktan sonra babasını eğitim aldığı hastanedeki hekimlere emanet etmesi bizim için ayrıca anlamlı oldu."

"Hayat devam ediyor"

Korkmaz da ameliyatın başarılı geçtiğini ve kendisini iyi hissettiğini söyledi.

Operasyonu gerçekleştiren sağlık çalışanlarına teşekkür eden Korkmaz, "Şimdi çok iyiyim. Hayat devam ediyor. Bir süre hareket edememek dışında herhangi bir sıkıntım yok. Onun dışında her şey normale döndü. Açık söylemek gerekirse şu an ikinci baharımı yaşadığımı düşünüyorum. Yaşamın devam etmesi biraz da mucize gibi." ifadelerini kullandı.Burak Korkmaz ise daha önce görev yaptığı hastanedeki hekimlere güvendiğini belirterek, bu nedenle babasının tedavisi için aynı hastaneyi tercih ettiklerini dile getirdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/antalya-da-uc-damari-tikali-hasta-baypasla-sagligina-kavustu-3701.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/antalya-da-uc-damari-tikali-hasta-baypasla-sagligina-kavustu-3701.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/antalya-da-uc-damari-tikali-hasta-baypasla-sagligina-kavustu-3701_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/antalya-da-uc-damari-tikali-hasta-baypasla-sagligina-kavustu-3701.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/antalya-da-uc-damari-tikali-hasta-baypasla-sagligina-kavustu/8355/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 03:39:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bayramda ölçüsüz tatlı tüketimine dikkat! Uzman isimler uyardı]]></title>
			<description><![CDATA[Bayram sabahında beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sarıkaya, "Özellikle bayram gününde yapılan kahvaltılarda porsiyonlar abartılmamalı. Bir ay boyunca uzun süre aç kalan mideyi bir anda yoğun ve ağır yiyeceklerle zorlamak mide ağrısı, kramp ve kasılmalara yol açabilir" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan, Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sarıkaya, İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Esra Çokiçli ve Diyetisyen Asya Naz Al, bayram boyunca ölçünün elden bırakılmaması gerektiğini belirterek, vücudu yormadan bayram yapmanın püf noktalarını anlattı.

"YETERLİ SU TÜKETİMİ ARTIRILMALI"

Ramazan ayında uzun süreli açlık nedeniyle vücudun farklı bir beslenme düzenine uyum sağladığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan, “Bayramla Ramazan ayında oluşan düzenin bir anda değiştirilmemesi gerekiyor. Bayram sofralarında özellikle şeker oranı yüksek tatlılar, hamur işleri ve yağlı yiyecekler ölçülü tüketilmeli. Ramazan sonrası bir anda ağır ve yüksek kalorili besinlere yönelmek vücudun dengesini bozabilir. Bu nedenle porsiyon kontrolü yapmak, öğünler arasında makul süreler bırakmak ve beslenme düzenine kademeli olarak dönmek oldukça önemli. Ayrıca yeterli su tüketimi artırılmalı, sebze ve lif açısından zengin besinler sofralarda daha fazla yer almalı. Bayram süresince yürüyüş gibi hafif fiziksel aktiviteler de ihmal edilmemeli. Dengeli beslenme alışkanlıkları kalp sağlığını korumada önemli rol bir rol oynar” dedi.

"AŞIRI KARBONHİDRAT TÜKETİMİ KAN ŞEKERİ DENGESİNİN BOZULMASINA NEDEN OLUR"

Ramazan ayında iki öğün beslenmeye alışan sindirim sisteminin bu süreçte dinlenme fırsatı bulduğunu ifade eden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sarıkaya, “Ramazan boyunca mide hacmi küçülürken atıştırmaların azalmasıyla sindirim sistemi toparlanabiliyor. Bu dönemde bazı kişilerde reflü, hazımsızlık ve şişkinlik gibi şikayetlerde azalma görüyoruz. Ancak bayramla birlikte sık ve ağır öğünler, düzensiz saatlerde beslenme ve liften fakir ancak yağ ve karbonhidrat açısından zengin gıdaların tüketilmesi sindirim sistemi üzerinde ciddi bir yük oluşturabiliyor. Bu tür beslenme alışkanlıkları reflü, hazımsızlık, şişkinlik ve kabızlık gibi sorunlara yol açabilir. Ayrıca aşırı karbonhidrat tüketimi metabolizmayı olumsuz etkileyerek kan şekeri dengesinin bozulmasına ve zamanla karaciğer yağlanmasına neden olabilir” ifadelerini kullandı.

"BAYRAM SABAHINDA BESLENMEYE DİKKAT EDİLMELİ"

Ramazan boyunca uzun süre aç kalan midenin bu düzene alıştığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Esra Çokiçli, “Bayram sabahında beslenmeye dikkat edilmeli. Özellikle bayram gününde yapılan kahvaltılarda porsiyonlar abartılmamalı. Bir ay boyunca uzun süre aç kalan mideyi bir anda yoğun ve ağır yiyeceklerle zorlamak mide ağrısı, kramp ve kasılmalara yol açabilir. Bu nedenle güne küçük porsiyonlarla başlamak ve vücudu yavaş yavaş normal beslenme düzenine alıştırmak gerekir. Özellikle kızartma, hamur işleri ve yağlı yiyecekler mideyi zorlayabilir. Bayramda ölçüsüz tatlı tüketimi hem mide sorunlarına hem de kan şekeri dalgalanmalarına yol açabilir. Bu nedenle porsiyon kontrolü yapmak ve gün içinde dengeli beslenmeye devam etmek oldukça önemlidir” diye konuştu.

"BAYRAMDA DENGELİ BİR TABAK OLUŞTURMAK ÖNEMLİ"

Bayram sofralarında karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin oldukça yaygın olduğunu söyleyen Diyetisyen Asya Naz Al, “Dengeli bir tabak oluşturmak sağlıklı bir beslenme düzeni için önemlidir. Bayram kahvaltılarında simit, börek ve hamur işleri gibi yoğun karbonhidrat içeren gıdaların fazla tüketiliyor. Bunun yerine yumurta, peynir gibi protein kaynakları ile zeytin, ceviz ve avokado gibi sağlıklı yağların yer aldığı dengeli bir tabak oluşturulabilir. Bunun yanında tabağın önemli bir kısmının domates, salatalık ve yeşillikler gibi sebzelerden oluşması da beslenme dengesini sağlar” ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-olcusuz-tatli-tuketimine-dikkat-uzman-isimler-uyardi-3701.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-olcusuz-tatli-tuketimine-dikkat-uzman-isimler-uyardi-3701.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-olcusuz-tatli-tuketimine-dikkat-uzman-isimler-uyardi-3701_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-olcusuz-tatli-tuketimine-dikkat-uzman-isimler-uyardi-3701.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bayramda-olcusuz-tatli-tuketimine-dikkat-uzman-isimler-uyardi/8354/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 03:39:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Öfkenin gerçek nedeni ortaya çıktı! 'Buzdağı' benzetmesi dikkat çekti]]></title>
			<description><![CDATA[Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Şeçkin, öfke duygusu ile ilgili yaptığı değerlendirmede, önemli olanın öfkelenmemek değil, bu duyguyu sağlıklı bir şekilde ifade edebilmek olduğunu söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Seçkin, öfkenin aslında fizyolojik olarak vücuttaki adrenalin artışıyla ortaya çıkan bir duygu olduğunu aktardı.

"O AN BUZDAĞININ GÖRÜNEN BİR KISMI VAR"

Uzm. Klinik Psikolog Seçkin, "Biz genelde öfkeyi çok korkunç, kaçınılması gereken bir duygu olarak tanımlıyoruz. Ama aslında öfke diğer duygular gibi sağlıklı bir duygu. Sadece onu ifade etme biçimi yıkıcı ve sağlıksız yapıyor. Çünkü öfkede fizyolojik olarak dediğim gibi adrenalin düzeyinde bir artış oluyor ve beynin amigdala bölgesinde bir uyarı meydana geliyor. Bu da aslında bir savunma duygusu olarak öfkeyi ortaya çıkarıyor. Öfkenin ifade edilme biçiminin sağlıksız olduğunu söyledik. Neden sağlıksız? Çünkü o an buzdağının görünen bir kısmı var. Görünen kısmı öfkeyi yıkıcı yapıyor. Ama biz genelde görünmeyen kısmıyla ilgilenmiyoruz. Görünmeyen kısmı nedir? Öfkenin altında bastırılmış duygular olabilir. Kişi öfkeyi bu şekilde ifade etmeyi öğrenmiş olabilir. Yetersizlik duygusu olabilir veya otorite ve güç duygusu ön planda olabilir. Liderlik duygusu olabilir. Bunların hepsi ya da çok fazla duyguları bastırmak bunu da çok görüyoruz öfkeye sebep olabiliyor. Kültürel olarak da erkeklerde daha fazla görülüyor. Bu da biraz testosteronla alakalı aslında. Onlarda daha yoğun olduğu için testosterondaki dalgalanmalar bu öfkeye daha çok sebep olabiliyor. Tabii kültürel etkenler de var. Erkeğin gücünün baskın olması ve bu şekilde yetiştirilmesi de öfkeyi daha yüksek dozda yaşamalarına sebep olabiliyor" dedi.

"HİÇBİR ŞEY BİR NEFES BEKLEMEYECEK KADAR ACİL DEĞİL"

Öfkeyle nasıl başa çıkılabileceğini anlatan Seçkin, şu ifadeleri kullandı: "Öncelikle öfke anında şunu fark etmek gerekiyor, şu an benim öfkelenmem bu sorunu kökünden çözecek mi, ortadan kaldıracak mı? Bunu fark etmeden önce şunu demek gerekiyor, hiçbir şey bir nefes bekleyemeyecek kadar acil değil. Derin bir nefes alıyoruz, 4 saniyede burundan. Burada 4-7-8 tekniği etkilidir. 4 saniye burundan alıp 7 saniye nefesi tutuyoruz. 8 saniyede yavaş yavaş ağızdan veriyoruz. Bu biraz daha sinir sistemini uyardığı için o sürede öfkenin yavaşlamasına ve azalmasına sebep olacaktır. Ondan sonrasında tekrardan az önce söylediğim soruyu soruyoruz. Öfkelenmem bu sorunu çözecek mi? Genelde cevap hayırdır. Ama orada farkındalık önemli. Yani fark ettiğiniz zaman öfkeyi ve altta yatan duyguyu ben neye öfkelendim, aslında altta yatan duygu ne, ne öfkeye sebep oldu bunu fark ettiğiniz zaman öfkeyi yönetme konusunda kişi kendisine kolaylık sağlamış oluyor."

"ÖFKE SAĞLIKLI BİR DUYGU AMA ONU İFADE BİÇİMİ YIKICI YAPIYOR"

Ramazan ayında kişilerin sigara eksikliğinden dolayı daha gergin olabileceğini dile getiren Seçkin, sözlerine şöyle devam etti: "Özellikle sigara bir bağımlılık kategorisinde değerlendirdiğimiz bir durum. Bağımlılıktan kaynaklı olarak uzun süre sigaraya bir eksiklik söz konusu oluyor. Yani o maruziyetten bir anda bırakma ve yoksunluk birlikte devreye girebiliyor. O yüzden de öfkede artış olabiliyor. Tabii uzun süreli açlıklar da vücuttaki değişimler nedeniyle hem sinir sistemini etkilediği için fiziksel değişimler ister istemez öfkeyi artırabiliyor. Burada önemli olan öfkeyi azaltabilmek için neler yapmak. Öfkelenmemek diye bir şey yok. Öfke kaçınılmaz ama ben öfkeyi nasıl kontrol altına alabilirim ona bakmamız gerekiyor. Dediğim gibi öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade etme biçimi yıkıcı yapıyor. O yüzden nefes egzersizleri, özellikle akşamları oruç açıldıktan sonra kısa süreli yürüyüşler, evde yapılabilecek nefes egzersizleri, kişiyi medite edecek ve rahatlatabilecek egzersizler olabilir. Burada önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi yönetebilmektir çözüm. Öfke aslında sağlıklı bir duygu. Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ofkenin-gercek-nedeni-ortaya-cikti-buzdagi-benzetmesi-dikkat-cekti-3701.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ofkenin-gercek-nedeni-ortaya-cikti-buzdagi-benzetmesi-dikkat-cekti-3701.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ofkenin-gercek-nedeni-ortaya-cikti-buzdagi-benzetmesi-dikkat-cekti-3701_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/ofkenin-gercek-nedeni-ortaya-cikti-buzdagi-benzetmesi-dikkat-cekti-3701.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/ofkenin-gercek-nedeni-ortaya-cikti-buzdagi-benzetmesi-dikkat-cekti/8353/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 03:39:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Prof. Dr. Özlü'den 'geçmeyen öksürük' uyarısı! Ciddi hastalıkların belirtisiymiş]]></title>
			<description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, özellikle solunum yolu enfeksiyonu geçirmiş hastalarda geçmeyen öksürüğe ilişkin, “Bu öksürük, normal öksürük şurup ve haplarıyla geçmiyor. Balla ve bitki çaylarıyla iyileşmeyen inatçı bir öksürük. Çok rahatsız edici ve günlük yaşam kalitesini bozan bir öksürüktür. 3 ya da 8 haftayı geçiyorsa mutlaka araştırılması gerekir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, grip ile başlayıp ardından uzun süren ve geçmeyen öksürüğe ilişkin uyarılarda bulundu. İnatçı öksürüğün bilinen öksürük tedavi yöntemleri ile geçmediğini ifade eden Prof. Dr. Özlü, mutlaka göğüs hastalıkları uzmanına danışılması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Tevfik Özlü, “Mevsim itibarıyla kış bitiyor, bahar aylarına giriyoruz. Bu dönemde en çok rastladığımız hasta popülasyonu, öksürükle gelen hastalar. Daha çok grip, soğuk algınlığı gibi bir enfeksiyon geçirip sonrasında ağrılar, kırgınlık, halsizlik, üşüme, titreme, nefes darlığı gibi bulgular tamamen düzelebiliyor ama kalıcı bir öksürük olur. Krizler şeklinde gece ve gündüz gelen, uyutmayan öksürükler olur. Bazen balgam olur ama genelde kuru öksürük şeklinde olur. Bu hastaların birçoğunda geniz akıntısı ve bazen de hapşırma olabiliyor” ifadelerini kullandı.

‘HERKESİN HAVA YOLU EŞİK DEĞERİ AYNI DEĞİL’

Prof. Dr. Özlü, hava yolundaki aşırı duyarlılığın öksürüğe neden olduğunu ifade ederek, “Bu tür öksürüklerin sebebi daha çok enfeksiyonunun tetiklediği alerjik bir zeminde ortaya çıkan vakalar olduğunu görüyoruz. Bazılarında önceden astım ya da alerjik nezle teşhisi var. Enfeksiyon bunu tetiklemiş oluyor ve bir alevlenme şeklinde geliyor.

Bazılarında da önceden böyle bir teşhis de yok. İlk defa böyle bir tabloyla gelenler de var. Bazıları da ‘Enfeksiyonlardan sonra da uzayan öksürüklerim oluyordu’ şeklinde bir öykü anlatabiliyor.

Bazı kişilerde aşırı duyarlılık dediğimiz, hava yollarımızda aşırı tepkisellik olabiliyor. Bu genelde doğuştan gelen bir özellik, herkesin hava yolu eşik değeri aynı değil. Bazı kişiler enfeksiyonlar, gazlar, kokular, tozlar, küf mantarları gibi farklı alerjenlere aşırı tepki verebiliyorlar. Bazıları ise daha sınırlı tepki verebiliyor. Hava yolu aşırı duyarlılığı öksürüğe neden olabiliyor” diye konuştu.

‘ÖKSÜRÜK 8 HAFTAYI GEÇİYORSA ARAŞTIRILMALI’

Uzayan öksürüklerin ciddiye alınması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tevfik Özlü, şöyle konuştu:

“Bu öksürük, normal öksürük şurup ve haplarıyla geçmiyor. Balla ve bitki çaylarıyla iyileşmeyen inatçı bir öksürük. Çok rahatsız edici ve günlük yaşam kalitesini bozan bir öksürük. Mutlaka değerlendirilip, zeminde kronik bir hastalık var mı diye bakılmalı. Bazen farklı bir patoloji ve öksürük karışabiliyor.

Baktığımız zaman kalp yetmezliği vakaları da öksürükle gelebiliyor. Akciğer kanseri de öksürükle teşhisi koyabiliyoruz. Çok da geçiştirmemek gerekir. Uzayan öksürükleri ciddiye almak lazım. Normalde solunum yolu enfeksiyonları sonrasında 3-5 gün öksürük hepimizde devam eder ve sonrasında geçer.

Bu çok sorun değil ama uzuyor 3 ya da 8 haftayı geçiyorsa mutlaka araştırılması gerekir. Sebebini bulmak ve iyi tedavi edilmek gerekir. Hakikaten ciddi sorunlar çıkabiliyor.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-1119.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-1119.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-1119_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis-1119.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/prof-dr-ozlu-den-gecmeyen-oksuruk-uyarisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisiymis/8315/</link>
			<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 22:06:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bu belirtiyi görmezden gelmeyin: Demir eksikliğiniz olabilir!]]></title>
			<description><![CDATA[Demir eksikliği günümüzde birçok kişide görülüyor. Dr. Öğr. Üyesi Özgür Kılıç, halsizlik, çabuk yorulma, saç dökülmesi gibi şikayetlerin yanı sıra yutma güçlüğü çekenlerinde demir eksikliği bulunabileceğini belirterek, “Demir eksikliğinde bazen çok farklı belirtiler de karşımıza çıkabilir. Unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü ve yutma güçlüğü bunlardan bazılarıdır. Tıpta pika dediğimiz toprak, buz veya deterjan gibi maddeleri yeme isteği bile demir eksikliğinin önemli bir ipucu olabilir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dr. Öğr. Üyesi Özgür Kılıç, halsizlik, çabuk yorulma, saç dökülmesi, tırnak kırılması ve üşüme gibi sık karşılaşılan şikayetlerin yanı sıra özellikle yutma güçlüğü çeken hastalarda da demir eksikliği olabileceğine dikkat çekti; bazı durumlarda bu eksikliğin Plummer-Vinson sendromu gibi beklenmedik tablolarla kendini gösterebildiğini ve erken tanı ile basit bir demir tedavisiyle şikayetlerin kısa sürede ortadan kalkabileceğini söyledi.

Demir eksikliği anemisinin muhakkak bir hekim kontrolü ile yürütülmesi gerektiğini belirten Kılıç, “Birçok kişi halsizlik ve benzeri şikâyetlerin nedenini stres veya yoğunluk sanıyor. Oysa altta yatan sebep çoğu zaman demir eksikliği olabiliyor. Demir eksikliği anemisi, dahiliye polikliniklerine başvurular arasında oldukça sık gördüğümüz sağlık sorunlarından biridir. Aslında önlenmesi ve tedavisi görece kolay bir durumdur. Ancak çoğu zaman fark edilmediği için hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir” diye konuştu.

‘TOPRAK, BUZ VEYA DETERJAN GİBİ MADDELERİ YEME İSTEĞİ DEMİR EKSİKLİĞİNDEN OLABİLİR’

Toplum tarafından demir eksikliğiyle ilişkilendirilmediği için sık fark edilmeyen belirtilerin de demir eksikliğinden kaynaklanabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kılıç, "Demir eksikliği birçok kişide halsizlik, çabuk yorulma, saç dökülmesi ve tırnak kırılması gibi şikâyetlerle ortaya çıkar. Bunun yanında baş dönmesi, baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı ve solukluk da görülebilir. Bazı hastalarda tırnaklarda kaşık şeklinde incelme, ağız kenarlarında çatlaklar ve dilde hassasiyet gelişebilir. Ancak bazen çok daha farklı belirtilerle de karşımıza çıkabilir. Unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü ve yutma güçlüğü bunlardan bazılarıdır.

Hatta tıpta pika dediğimiz toprak, buz veya deterjan gibi maddeleri yeme isteği bile demir eksikliğinin önemli bir ipucu olabilir. Bir hastam yutma güçlüğü şikâyeti nedeniyle yaklaşık üç ay boyunca farklı doktorlara başvurmuştu. Kulak, burun boğaz (KBB) ve genel cerrahi başta olmak üzere birçok branş tarafından değerlendirilmişti. Sorununa bir çözüm bulunamayınca bana geldi. Yapılan tetkiklerde belirgin demir eksikliği saptadık. Demir eksikliğinin bazen Plummer-Vinson sendromu dediğimiz tabloya yol açabildiğini biliyoruz. Hastaya demir tedavisi başlandı ve kısa süre içinde yutma güçlüğü tamamen düzeldi. Bu örnek, demir eksikliğinin bazen beklenmedik belirtilerle ortaya çıkabileceğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

‘KIRMIZI ET YEMEYEN, VEGAN VE VEJETARYEN BESLENENLERDE DE DEMİR EKSİKLİĞİ GÖRÜLÜR’

Hastaların herhangi bir şikâyeti olmasa da rutin kan tahlilleri sırasında demir depolarının düşük olduğunu fark edebileceklerini ifade eden Dr. Kılıç, "Demir eksikliği temelde iki nedenle ortaya çıkar: ya vücuda yeterli demir alınmıyordur ya da vücuttan demir kaybı vardır. Gebelikte bebeğin gelişimi için gerekli demir büyük ölçüde annenin depolarından karşılanır ve bu nedenle anne adaylarında eksiklik sık görülür. Özellikle genç kadınlarda yoğun adet kanamaları zamanla demir depolarını azaltabilir. Kırmızı et tüketimi az olan kişilerde, vegan ve vejetaryen beslenenlerde de demir eksikliği daha sık görülür.

Ayrıca mide ülseri, gastrit, bağırsak polipleri veya kolon kanseri gibi hastalıklar kronik kan kaybına yol açarak demir eksikliğine neden olabilir. Aspirin ve bazı ağrı kesicilerin uzun süreli kullanımı da mide mukozasında küçük kanamalara yol açarak zamanla demir eksikliği oluşturabilir. Bazen hastalar hiçbir şikâyeti olmadan rutin kan tahlilleri sırasında demir depolarının düşük olduğunu öğrenir. Bu durumda ferritin dediğimiz ve demir depolarını gösteren değer düşüktür. Böyle durumlarda yalnızca demir ilacı vermek yeterli değildir; altta yatan nedenin mutlaka araştırılması gerekir. Özellikle Helicobacter pylori dediğimiz mide mikrobu ve çölyak hastalığı demirin bağırsaklardan emilimini bozarak demir eksikliğine yol açabilir” diye konuştu.

‘DEMİR EKSİKLİĞİNİN TEDAVİSİ ÇOĞU ZAMAN OLDUKÇA BASİTTİR’

Demir eksikliği yaşayan bireylerin kısa sürede tedavilerinin yapılarak sağlığına kavuşabileceklerini belirten Kılıç, şöyle konuştu:

“Demir eksikliğinin tedavisi çoğu zaman oldukça basittir ve demir takviyesi ile kısa sürede düzelme sağlanabilir. Ancak tedavide yalnızca kan değerlerini düzeltmek yeterli değildir; eksikliğe yol açan nedenin de ortaya konması gerekir. Özellikle kadınlarda adet kanamaları nedeniyle demir eksikliği yaşayan genç kadınlarda, depolar dolduktan sonra tekrar eksilmemesi için adet günlerinde destek amaçlı demir takviyesi alınması faydalı olabilir. Ancak tedavinin dozu ve süresi mutlaka hekim önerisiyle belirlenmelidir. İnsan vücudu bir eve benzer. Nasıl ki demiri eksik bir inşaat sağlam olmaz ve zamanla çökerse, vücudunda yeterli demir bulunmayan bir insan da zamanla güçten düşer. Enerjisi azalır, performansı düşer ve yaşam kalitesi belirgin şekilde bozulur. Bu nedenle demir eksikliği basit gibi görünse de ihmal edilmemesi gereken bir sağlık sorunudur. Erken fark edildiğinde tedavisi kolaydır ve hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırır.”
 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bu-belirtiyi-gormezden-gelmeyin-demir-eksikliginiz-olabilir-1119.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bu-belirtiyi-gormezden-gelmeyin-demir-eksikliginiz-olabilir-1119.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bu-belirtiyi-gormezden-gelmeyin-demir-eksikliginiz-olabilir-1119_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.bhaber.com.tr/images/haberler/2026/03/bu-belirtiyi-gormezden-gelmeyin-demir-eksikliginiz-olabilir-1119.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.bhaber.com.tr/bu-belirtiyi-gormezden-gelmeyin-demir-eksikliginiz-olabilir/8314/</link>
			<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 22:06:30 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>